İyi ki doğdun Charles Dickens

Araştırmacı bir gazetecinin titizliğiyle mercek altına aldığı, sadece olayı değil arka planlarda yaşananları anlattığı romanlarıyla tanıdığımız İngiliz yazar Charles Dickens’in 200. doğum günü kutlanıyor.

Yoksulluğun, hele de yoksul çocukların en zengin ülkelerin büyük şehirlerinin sokaklarında bile görünür hale geldiği, yolsuzluk ve rüşvet olaylarının gündemi işgal ettiği koşullarda 7 Şubat 1812’de doğan Dickens’in anılması, kitaplarının gündeme getirilmesi büyük önem taşıyor. Çocukların öykülerini anlatmasına rağmen çocuk kitapları yazarı olarak değil dönem romancısı olarak tanınan bu büyük yazarın kitabını okumayan, romanlarından uyarlanan filmleri seyretmeyen var mıdır acaba?

Charles Dickens, sevildiği kadar da eleştirildi. „1984“, „Hayvan Çiftliği“ vb. romanlarından tanıdığımız George Orwell, burjuvazinin hizmetinde, proletaryanın gücünü göremeyen veya görmek istemeyen, devrimci hareketleri kötü niyetli olarak değerlendiren bir Dickens profili çizerken, Friedrich Engels, onun içinde yaşanılan dönemi tüm pislikleriyle anlatan gerçekçi bir yazar olduğunu vurguladı. 13 bin roman figürü yaratan yazarı 200 yıl sonra bile tartışılır kılan açıklamalar yapılmaya, biyografiler yazılmaya devam ediyor.

 

YOKSULLUK İÇİNDE YAŞAYAN ÇOCUKLARIN ROMANCISI

„Oliver Twist“, „David Copperfield“, „Büyük Umutlar“ ve hele de „İki Şehrin Hikayesi“ni unutmak mümkün mü?

Yoksulluk içinde yaşamasına rağmen ayakta kalmaya çalışan çocukları Londra sokaklarında görüntüleyen Charles Dickens, yaşadığı dönemde de şimdilerde de yazarların esin kaynağı olmuş, defalarca taklit edilmesine rağmen aşılamamış ve güncelliğini korumuştur.

Yazdığı döneme bir bakarsak, İngiltere Sanayi Devrimi’nin sancılarını yaşamaktadır. Değişimin yolaçtığı acıları en yoğun yoksullaşan ailelerin çocukları yaşamaktadır. Yoksullaşmayla gelen ahlaki yozlaşma, aileleri çocuklarından koparmış, çocukları sokağa terk etmiştir. Dickens’e göre sanayileşme doğaldır ve acıları da doğal atlatılmalıdır. Sanayileşen toplumda zenginleşen azınlığın içinde iyi insanlar vardır ve onlara inanılmalı, güvenilmelidir. Tahammülsüzlüğe, yaşanan acılara karşı aktif direnişe gerek yoktur. Eğer gelişmeler zamana bırakılmaz da sert tepkiler verilmeye kalkışılırsa Fransa’da devrim yıllarında yaşananlar ortaya çıkar ve ülke kaos ortamına sürüklenir. Bunun da-ona göre- kimseye yararı olmaz. Hatırladınız mı, ‚İki Şehrin Hikayesi‘ kitabından söz ediyoruz!

 

İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ

Dickens, İki Şehrin Hikayesi’nde devrimin üzerinden üç yıl geçtikten sonra bir değerlendirme yapmaktadır. Her romanında olduğu gibi yalın bir dil ve gerçekçi bir anlatımı vardır. Fransız Devrimi’ne ‚gerçekçi‘ bakarken gördükleri arasında sokak başlarında kurulan giyotinler, devrimi yapanların adaletsizliği, kendilerini düşünür halleri, kısacası devrimin adaletsizliği ve devrimin kendi çocuklarını yediğini öne çıkarması kaderci anlayışının yansımasıdır doğal olarak…

Ancak ister istesin ister istemesin devrime götüren koşulları, Bastil kapısına dayananların kurtuluşu, dirilişi, haksızlığa karşı direnişi simgeledikleri anlatmış ve bu romanın hala en çok satanlar arasında yer almasını sağlamıştır. Roman’da Paris ve Londra’nın karşılaştırılması, umudun, umutsuzluğun, zenginlerin ve yoksulların farklı coğrafyalarda yaşasalar bile kader birliği etmeleri bu romanı neredeyse bir belgesel haline getirmiştir.

 

BÜYÜK UMUTLAR

Öksüz Philip’in (Pip) anlatıldığı „Büyük Umutlar“ romanını hatırlamaya ne dersiniz? Öksüz ve yetim Pip, ablası ve eniştesi Demirci Joe ile yaşamaktadır. Boş zamanlarında evin yakınındaki ormanlık alanda gezintiye çıkan, anne babasının mezarlarını ziyaret eden çocuk bir gün eve dönerken korulukta iri yarı bir kaçakla karşılaşır. “Sen şimdi yarın sabah erkenden bana bir eğe ile biraz kumanya getireceksin…” der, adam. Korkuyla adamın kendisinden istediklerini yerine getirmek için yanından ayrılır Pip. Böyle başlayan Büyük Umutlar’ı sanayi toplumuna geçiş romanı olarak değerlendirebiliriz. Romanın akışı, yani yolculuk hikayesi de taşradan yani zanaatkarlıktan şehre yani fabrikaya doğrudur.

Bir avukat, bir gün Pip’in çalıştığı demirci atölyesine gelir; ondan yıllık yüklüce bir paranın hesabına yatırılacağını, bu nedenle de Londra’ya gitmesini ve bir centilmen olmasını ister. Bu paranın kim tarafından verildiğini bilmez Pip. Romanda, Pip’in kendine ve değerlerine yabancılaşması oldukça etkili şekilde işlenir. Londra’da bir centilmen olmasına rağmen, zamanla eniştesi Joe’nin kendisini ziyaret etmesinden garip bir rahatsızlık duyar. Centilmendir ve geldiği sınıfın yabancısıdır artık. Kişiliğini, masumiyetini, paranın ayartıcılığına teslim etmiştir artık. Bu ayartılmış ruh, şeytana ruhunu teslim eden Goethe’nin Faust’undan başkası değildir. Nitekim Pip, parasının kaynağını anlayınca, huzursuzluğu başlar. Neyin karşılığında bu parayı aldığını bilmek bir tarafa, hayata bakışının parasal bir olgu üzerinden oluşu, yeterince yıkıcı bir etkiye sahip olmaya başlar onda.

„Büyük Umutlar“, çağın değişiminin farkında olmayan, bulaşıkçılıktan milyarderliğe erişilebileceğini sanan, küçük-büyük umutlara sahip insanın öyküsüne dönüşür. Yazar burada da isteğinden bağımsız sistemin insanları nasıl değiştireceğini, kötüleştireceğini anlatmıştır.

 

324 FİLM

„Oliver Twist“, „Antikacı Dükkanı“, „David Copperfield“, „Bir Noel Hikayesi“ romanları da taşradan Londra’ya gelen, karnını doyurabilmek için hırsızlık, dilencilik yapmaya zorlanan, dövülen, aşağılanan, sahipsiz bırakılan ama her seferinde iyi insanlar, olağanüstü gelişmelerle düzlüğe çıkan çocukların öykülerini anlatır.

Charles Dickens’ın edebiyat dünyasına armağan ettiği acı çeken çocuk karakterleri film dünyasının sürekli ilgisini çekmiştir. Dickens eserlerinden uyarlanan 324 film olduğu biliniyor. En çok filme çekilen romanı ise Oliver Twist oldur. Dickens’in olayı anlatırken çevre koşullarını harika bir şekilde gözler önüne sermesi, yapımcıların hem işlerini kolaylaştırmış hem de filmleri çekici hale getirmiştir.

Oliver Twist ilk kez 1912 yılında sessiz film olarak çekildi bunu İngiliz yönetmen Thomas Bentley’nin Oliver Twist, David Copperfield ve Antikacı Dükkanı filmleri izledi. Her ülke kendi Twist’ini yarattı. 2004 yılında Kuzey Afrikalı bir sokak çocuğu oldu, Türkiye’de çevrilen Ayşecik, Yumurcak, Afacan, Küçük Emrah filmlerinde de Türk Oliver Twistlerini bulmak mümkün….

Doğumunun 200. yılında Charles Dickens’i anmanın, kitaplarını bir kez daha okumak oldukça anlamlı. Hele de yoksullaşmanın arttığı, sokaklarda yaşayanların çoğaldığı, birileri lüks içinde yaşarken diğerlerinin en doğal gereksinimlerini bile karşılayamadığı, kazanılmış hakların gasp edildiği günümüz koşullarında…

Yazarın sistemin sürdürülmesinde büyük rol oynayan devlet erkanı ve ‚emniyet güçleri’nin rüşvet ve yolsuzluk batağındaki durumlarını gözler önüne sermesi de yine, eserlerinin ne kadar güncel olduğunu gösteriyor.