Hem böyle hem de öyle bir durum yok

Almanya’da medya tarafından çizilen bugünkü dünyanın durumunu paylaşmayan küçümsenmeyecek çoğunlukta insan bulunuyor. Bu insanlar genel olarak başka bir dünya görüşünde olmasalar da, başka bir dünyayı özledikleri açık. Bunlardan bir kısmı on beş yıldır Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht anısına Rosa-Luxemburg Konferansı’nı düzenliyorlar. On beş yıldır Almanya çapında binin üzerinde insan yeni ilişkiler kurmak, standlarda sunulan kitaplara bakmak, dünya çapında katılan konuşmacıları dinlemek ve akşamları konserleri izlemek için konferansa geliyorlar.
Bu yıl yaklaşık 1400 kişi konferansa katıldı. Kardan dolayı geri dönmeye zorlananlar hiç de az değildi. Bir çoğu onbeş saatlik yolculuktan sonra konferansın yapılacağı Berlin/Urania’da yapılacak salona vardılar. Bazıları da yolda kalma riskinden dolayı yola çıkmadılar. Zamanında konferansa ulaşmayı başaranlar, otuz beş yıllık tanınmış Kreuzbergli IG Blech Müzik Grubu’nun konferans salonu içindeki turunu canlı yaşadılar. Müzik grubunun turu üflemeli çalgılarla çaldıkları, “Comandante Che Guevara” şarkısı ve dinleyicilerin büyük coşkusu ile sona erdi. Konferansın modaratörü Dr. Seltsam, Rosa Luxemburg’un son makalesinin son cümlesinden alıntı  yaptı: “Sizin ‚düzeniniz‘ kumdan inşa edilmiştir. Yarın devrim yeniden ayağa kalktığında ve trombon sesleri ile kendisini duyurduğunda sizler korkacaksınız: Vardım, varım, var olacağım!”
Kuru bir cümle daha: “Trombonlar zaten burada.“
Bir dizi yenilgi üzerine Rosa Luxemburg, devrimlerin gerçekleşeceğini söyler. Honduras’taki hükümet darbesi ve karşı güçlerin zayıflığı üzerine cumartesi günü ilk olarak Latin Amerikalı avukat ve milletvekili Silvia Ayala konuştu. Katılımcılar ilk elden son altı ay içinde Honduras’taki  öldürmeler, işkenceler, üç binden fazla illegal tutuklama üzerine bilgi edindiler. Ayala bu demokrasiyi ihraç eden destekleyicilerden FDP’ye yakın Friedrich-Naumann Vakfı’nı resmi olarak eleştirdi. Milletvekili Ayala ve ikinci konuşmacı Kübalı Enrique Ubieta yönetici oligarşiden bağımsız olarak Honduras’ın Amerikan Halklarının Bolivarcı İttifakı (ALBA) üyeliğinin devam edeceğini söylediler. Gazeteci Ubieta, Fidel Castro’nun ‚delice fikri’nden -Hogu Chavez Castro’nun George W. Bush’un planladığı Panamerika Serbest Ticaret Antlaşması’nı (ALCA) terk etme önerisini böyle değerlendiriyordu- bir Latin Amerika birliği oluştuğunu ve bu birliğin, hükümet anlaşmalarında bağımsız geliştiğini söyledi. Ubieta, önemli olanın halkların karşılıklı birbirini tanımaları ve uzmanların karşılıklı birbirinden öğrenmeleri olduğunu belirtti. Bunu Küba Devrimi’nin deneyiminden bildiklerini söyleyen Ubieta bir çok ülkeden doktorların, öğretmenlerin ve mühendislerin Küba Devrimi’ni desteklediklerini anlattı ve ALBA taslağını da böyle bulduğunu söyledi. Bu bir devrimin somut aydınlığı.

ANTİEMPERYALİST TESPİTLER OLMADAN HİÇ BİR ŞEY DEĞİŞMEZ
Almanya’da ve Avrupa’da da böyle bir durum uzun zamandır yakıcı olarak solun önünde duruyor. Berlin’den anti-faşist ve komünist Erika Baum Almanya’nın birleşmesinden sonra Helmut Kohl’dan bir alıntı yaptı: “Almanya kendi tarihi ile hesaplaştı. Şimdi artık dünya gücü rolünü oynayabilir.” Neden birlikte eylemler düzenlemek ve mücadele etmek bu kadar zor -Böyle soruyordu Baum-. Neden  herkesin önümüzde ne sorunlar olduğunu bildiği, halklara kapsamlı saldırıların olduğu bir dönemde teorik olarak açık olanı pratikte sınamıyor? Baum’ın cevabı şöyleydi: “Kim ki  anti-emperyalist tespitler yapmıyorsa, hiç bir şeyi değiştiremez.” Burada, “hem böyle hem de şöyle” bir durumu söz konusu değil.
Aylık gazete Bastille-Republique-Nation’nun yayıncısı, gazeteci Pierre Levy konuşmasında, Baum’ın belirttiği bir bakışla dünyaya bakılmadığı taktirde bir çok olumsuzluğun yaşanacağını dile getirdi. Levy, bir zamanlar komünist sendika CGT’nin değiştiğini ve geçen yıl kitlesel yapılan protestolarda neoliberal düşünürlerin alkışları altında boşa yürüyen bir araca dönüştüğünü vurguladı. Karar verici noktanın Avrupa çapında düşünülen bir Avrupa Sendikalar Birliği ile hareket etmek olduğunu söyledi.
Son olarak, Toronto’da video görüntüsü ile canlı katılan ekonomist Michel Chossudovsky, dünyanın her şeyi kendine tabi kıldığı “sınırsız bir savaş”ın öngününde olduğunu ifade ederek durumu özetledi. Silahlara harcanan paralar ve buna paralel olarak artan devlet borçları, telekomünikasyon tekelleri, medya…  ABD Senatosu’nun atom silahlarını “artık son saldırı silahları” olarak görmediğini söyleyen Chossudovsky, savaşın barış olarak adlandırıldığı, direnişin terörizm, insanları öldürmenin insani operasyon olarak tanımlandığını sözlerine ekledi.

NE YAPMALI?

Ne yapmalı? Toplantılara paralel olarak yüzyirmi gençlik temsilcisi, “Alman Ordusu’nu Afganistan’dan Nasıl Çıkarırız?” konusunu tartıştılar. Monty Schädel sonucu şu sözlerle özetledi: “Ülke çapında eylemlerle ordunun, kamuoyunda yer bulmasına izin vermemek ve resmi olarak olanaksız hale getirmek gerekiyor.”
Amerika’da bir ölüm hücresinde 28 yıldır tutulan Mumia Abu-Jamal’in avukatı Robert R. Bryan dava sürecini anlatmadan önce salon en son sandalyesine kadar doldu. Bryan konuşurken cep telefonu çaldı. Arayan Mumia Abu-Jamal’dı. Bryan muvvekiline şimdi nerede bulunduğunu söyledi. Sonra dinleyicilere telefonun öbür ucunda kimin olduğunu açıkladığında izleyiciler, dakikalarca süren bir alkış tufanı ile cevap verdiler.
Tartışmadan sonra Berlin’den katılan Hans-Beimler Korosu Brecht’in dayanışma türküsü geldi: “Kim ki kendisi gibi olanları yarı yolda bırakırsa, sadece kendisini yarı yolda bırakır.”

Arnold Schölzel
(Junge Welt Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)
Çeviren: Mehmet Salim

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: