İngiltere’nin beyaz köle çocuklar trajedisi

cocuk köle 1

Yüzlerce yıl sömürdüğü ülkelerin vatandaşlarına neler yaptığı konusunda tarihten az da olsa anlayan hemen herkesin bir fikri vardı ama, Britanya İmparatorluğu’nun, kendi vatandaşları için de büyük felaketler getirdiği düşünülmezdi. Sınıflı toplumlarda egemenlerin vatandaşlarına pek de değer vermedikleri, onları sadece emek üretim sürecinde dikkat aldıkları bilinmedik değilse de, yine de örneğin Britanya imparatorluğunun kendi vatandaşlarına, sömürge ülke vatandaşlarından daha şefkatli baktığı düşünülürdü.
Öyle olmadığı son yıllarda yapılan bir araştırma sonucu ortaya çıktı. Köle ticaretinin en yaygın olduğu ülkelerden biri olan İngiltere, hem de kendi ülkesinin çocuklarının ticaretini yapan bir imparatorluktu aynı zamanda.  Bu “beyaz köle çocuk” ticareti, Avustralya Başbakanı Kevin Ruud’un geçtiğimiz günlerde İngiltere tarafından Avustralya’ya gönderilen bu talihsiz çocuklardan özür dilemesiyle dünya gündemine oturdu.
Gönderildikleri ülkelerde ucuz işçi olarak çalıştırılan, cinsel tacize uğrayan, geçmişleriyle tüm bağları kopartılan bu talihsiz çocukların yollandıkları ülkelerden biri de Avustralya’ydı. Avustralya’ya 1930-1970 yılları arasında gemilerle getirilerek yetimhanelere yerleştirilen bu çocuklar çalışma kamplarında çok kötü şartlarda çalıştırılmışlardı. Sayılarının 500 bin olduğu sanılıyor. Avustralya Başbakanı Kevin Ruud, hükümetinin resmi özürünü, yaşını başını almış o “çocuk”lardan bazılarının da hazır bulunduğu bir basın toplantısıyla dile getirdi.

Bu trajedi tam olarak ne zaman başlamıştı? Amaç neydi? İngiltere “kendi çocuklarını” neden ticari bir meta haline getirmişti? Tüm dünya şimdi bu soruların yanıtlarını yavaş yavaş öğreniyor.
Her şeyden önce imparatorluğun, topluma çekidüzen vermekten ne anladığı konusunda bir fikir veriyor bu zorunlu çocuk göçü. Sosyal düzenlemelerin önünde engel kabul edilen kesimlere mensup bireylerin genç ya da yaşlı fark etmeden imparatorluk sınırları içinde, genellikle sömürge ülkelerde yani merkeze uzak bölgelerde iskan ettirilmeleri çözüm olarak düşünülmüş.
Uygulamanın gerekçesi her dönem için farklılıklar taşıyor aslında. 19’uncu yüzyılın ortalarına kadar suç işleyen çocuklardan kurtulma isteği ağır basıyor bu uygulamanın hayata geçirilmesinde. Cezaevlerinden çok sayıda çocuğun ülke dışına yollanmasının nedeninin bu olduğu söyleniyor. Bir süre sonra, 1850 yılında,  bu zorunlu çocuk göçü, “ahlaksız ailelerde yetişen” çocuklara “iyi bir gelecek” vaadiyle sürdürülür bu kez. İngiltere’nin kenar mahallelerinden binlerce çocuk Avustralya ile Kanada’ya yollanırlar, ancak orada sadece ucuz işgücü olarak çok ağır şartlarda çalıştırılırlar.
Trajedinin en ilginç yanını 19’uncu yüzyılın başlarında Güney Afrika’ya yollanan yüzlerce çocuğun, köle işçilerin yerini alarak yasadışı çalıştırıldıklarının ortaya çıkması oluşturuyor. Büyük altın madenlerinde, siyah işçilerle birlikte işte bu beyaz köle çocuklar da çalıştırılmışlardı. Bunda aslında “çocuk işçi” kavramından haberdar olmayan, bu küçücük bedenleri “küçük işçiler” olarak gören dönemin mantığının etkisi var. İngiliz şirketlerinin hem işgüçlerinden hem de “kendilerinden” olma avantajından yararlandıkları çocuk işçiler, birçok açıdan işe yarıyorlardı. Köle siyahların üzerinde, kendileri de köle olsalar bile “beyaz”lıklarıyla işverenin “çalışmaları denetleyici” elemanları rolünü üstleniyorlardı. Ama onlar da siyah emekçiler gibi birçok haktan yoksun emekçiler olarak sömürülüyor, çoğu, gençliklerini göremeden ölüyordu.

TOPLUMSAL ONAY VARDI
Zorunlu çocuk göçü uygulamasının çok uzun bir dönemi kapsadığına bakılırsa, toplumsal anlamda bir onaylama söz konusu bu uğursuz ticarette. Kilisenin de itiraz etmediği bu küçük insan ticareti, neredeyse kanıksanmış bir  devlet politikası. Britanya İmparatorluğu’nun 1850 yılından itibaren, 1948’e kadar çıkardığı yasalarla yurtdışına çocuk göçüne maddi destek sağlayacak düzenlemeler yaptığı da belirtiliyor.
1920’lerde gerekçe bir kez daha farklılaşıyor. 1922 yılında çıkarılan bir yasayla “zorunlu çocuk göçü”, sömürge ülkelerde “beyaz”ların sayısını çoğaltma amacıyla yapılıyor. Bu niyetle de olsa, çocukların gönderildikleri yerlerde ucuz işgücü olarak kullanılmaları gerçeği değişmiyor. Ancak, gönderildikleri sömürge ülkelerde sömürgeci baskının gerek duyduğu askeri gücün önemlice bir bölümünü de bu çocuklar oluşturuyor.
Bu talihsiz çocuklar gittikleri herhangi bir ülkede genellikle cinsel tacize uğruyor, dini terbiye adı altında kırbaçlanıyor, işverenler arasında alım satım metaına dönüştürülüyordu.
Bu büyük insanlık trajedisi, aslında İngiltere Krallığı’nın bir sömürge imparatorluğu olduğu dönemlerde çok daha yaygındı. İmparatorluğun her yöresinden, yaş ortalamaları 9 aylık ile 8 yaş arasında değişen tam 150 bin çocuk 1618-1967 yılları arasında zorla göç ettirilmişlerdi. Araştırmalar en çok çocuk yollanan ülkenin, 1869-1939 yılları arasında 100 bin çocukla Kanada olduğunu belirtiyorlar. Avustralya’ya ise aynı dönemde 10 binden az çocuk yollanmıştı. 17’nci yüzyılın başlarında Amerika’nın Virginia eyaletindeki Richmond kentine bile 100 çocuğun gönderildiği belgelenmiş durumda.
Zorunlu çocuk göçüyle ilgili uygulamanın, çocukları geçmişlerinden koparma planına dayandığı belgelerle kanıtlandı. 1882-1967 tarihleri arasında İngiltere dışına 30 binden fazla çocuğu yollayan Bardarno adlı vakıf 1906 yılında çocukların ülkeleriyle bağlarının koparıldığını açıklamıştı. Bunun için çocuklara yeni isimler verilmiş, onlara ailelerinin öldüğü yalanı söylenmiş, kardeş olanlar ayrı ayrı yerlere yollanmışlardı. Konuyu soruşturan Avustralya senatosu 2001 yılında, trajediyi, “kişilik kaybettirme” süreci olarak tanımlamıştı.
Kanada’da da durum farklı değildi. İngiltere’den bu ülkeye yolllanan çocuklar, çiftliklerde, 18 yaşına kadar yılda 1 dolara çalıştırılmışlar, çiftlik sahipleri onlara sadece yemek, yatacak yer sağlamış bir yandan da dini terbiye vermişti. Çocuklara tacizin neredeyse önderliğini yapmış olan Kanada, 1925 yılında 14 yaşından küçük çocukları kabul etmemeye başlamıştı. Ama Avustralya, çok küçük çocuklar kabul etmeyi sürdürmüştü.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA YENİDEN
İngiltere krallığının bu acımasız “göç” politikasının kurbanlarından, bir İngiliz sosyal hizmet uzmanına Avustralya’dan yollanan mektup sayesinde haberdar olunabildi. Nottingham’lı sosyal hizmet uzmanı Margaret Humpreys, 1980’li yılların ortasında akrabalarını bulması için kendisinden yardım isteyen, dört yaşındayken Avustralya’ya gönderilmiş bir kadının mektubu üzerine konuya dahil oldu. Humpreys 1987 yılında kurduğu Göçmen Çocuklar Vakfı aracılığıyla İngiltere ve Avustralya parlamentolarında sorunla ilgili araştırma yapılmasını istedi. Hıristiyan Kardeşler adlı bir kuruluş 1993 yılında trajedideki sorumluluğu yüzünden özür diledi.
Katolik Kilisesi de 2001 yılında, 1930’lardan 1960’lara kadar köle olarak çalıştırılan, kötü muamele gören, kırbaçlanan yaklaşık 1300 göçmen çocuktan özür diledi.
İngiltere, sömürgecilik döneminde uyguladığı bu “zorunlu çocuk göçü” politikasını 1. Dünya Savaşı sonrasında yeniden uygulamaya koyarak, yoksul ailelerin çocuklarını, daha iyi bir gelecek vaadiyle eski sömürgelerindeki çalışma kamplarına yollamıştı. Söz konusu ticaretin sanıldığı gibi 1970’lere değil 80’li yıllara kadar sürdüğü düşünülüyor.
Avustralya Başbakanı Ruud İngiltere’den ülkesine yollanan çocuklara yapılanlardan ötürü özür dilerken, sorunun asıl yaratıcısı İngiltere’nin sessiz kalması, İngiliz hem de  uluslararası kamuoyunda eleştiri konusu oluyor. İngiltere hükümetinin dileyeceği özrün büyük tazminat taleplerine yol açacağı endişesi hükümet yetkililerini bu konuda sessiz kalmaya iten önemli bir neden olarak duruyor.
Britanya İmparatorluğu’nun karanlık sayfalarından biri daha insanlığın gündemini meşgul etmiş oluyor böylelikle.

Mustafa Kemal Erdemol (Yenigün Avrupa gazetesi)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: