Sol Parti nereye koşuyor?

DEU WAHL PDS WASG

Almanya’da basın-yayın organları son haftalarda, Sol Parti’ye (Die Linke) bugüne dek görülmemiş ölçüde yer ayırdı. Sol Parti’ye medyanın gösterdiği bu ilginin nedeni siyasi gelişmelerden ziyade, partinin üst düzey yöneticileri arasında baş gösteren tartışmaydı. Son olarak parti genel merkezinde idari müdürlük yapan ve seçim kampanyalarının bir numaralı yetkilisi Dietmar Bartsch ile kanser tedavisi nedeniyle yaklaşık iki aydır arka planda duran Eşbaşkan Lafontaine (daha doğrusu Lafontaine adına hareket eden parti eyalet teşkilatları) arasında patlayan güç mücadelesi, medyanın ilgisinin yoğunlaşmasına başlıca etken oldu.
İlk başta yöneticiler arasında koltuk kavgası olarak lanse edilen gelişme, sonrasında Doğu ile Batı arasındaki kültürel farklılıklardan kaynaklı parti içi çatışma olarak tanımlanmaya başladı. Gelinen noktada medya ve siyaset dünyası, tartışmaların, parti içindeki siyasi-ideolojik görüş ayrılıklarından ve buna bağlı olarak partinin gelişim yönünün ne olacağı sorusuna verilen yanıtlardaki farklılıklardan kaynaklandığı konusunda görüş birliğine vardı.
Daha önce Sol Parti’nin, onu birçok önemli konuda muhalefeti ve hükümetiyle diğer partilerden ayıran çizgisine yer vermekten kaçınan medya, Sol Parti’nin ‘çöküşünün habercisi’ olarak gördüğü gelişmeleri manşetten duyurmaya başladı.
Bütün bunların altında Sol Parti’nin son yıllardaki seçimlerde önemli başarılar kazanması, Batı Almanya’daki eyaletlerde de parlamentolara girmesinin önemli bir payı bulunuyor. Sol Parti’nin yükselişi ülkede gerici, muhafazakar pek çok kesimi önemli şekilde rahatsız etmiş bulunuyor.
Bu başarının en önemli mimarlarından biri de şüphesiz, SPD’nin eski başkanlarından Oskar Lafontaine idi. Özelleştirme, sosyal hak gaspları ve savaş politikasına karşı çıkarak ki, bu politikalara karşı çıkışı Sol Parti’nin kırmızı çizgileri olarak belirleyen Lafontaine, hem meclis grubunun, hem de Mayıs 2007’de kurulan Sol Parti’nin eşbaşkanı olarak gelişimin yönünü belirlemede önemli bir etken oldu.

ÇOK SESLİLİK Mİ İDEOLOJİK TARTIŞMA MI?
Ancak PDS ile WASG arasında yaşanan birleşme süreci (Bkz. Kutu: Sol Parti’nin tarihçesi), ezici çoğunluğunu partinin doğu eyaletlerindeki teşkilatlarından gelenlerin oluşturduğu ve SPD’den boşalan ‘sosyal demokrasi’ alanına göz diken kesimlerle, çoğunluğunu batı teşkilatlarından gelen sendikal kökenliler arasındaki görüş farklılıklarını ortadan kaldırmadı, sadece erteledi. Görünürde, “SPD ve Yeşiller’le koalisyon ortaklığı konusunda tavır ne olmalı?” sorusuna indirgenen, özünde ise “özelleştirmeler, savaş karşıtlığı, parlamento dışı muhalefetle ilişkinin niteliği konularındaki çizgide ne kadar ısrarlı olunmalı, hangi ölçüde tavize izin verilmeli?” sorusunun yer aldığı bu görüş farklılıkları, sadece WASG ve PDS gelenekleri arasındaki farklılıklarla da sınırlı değil.
Emekçi hareketinin güçlenmesine katkı sunacağına inandığı için Sol Parti’ye destek veren güçlerden, ona üretim ilişkilerinin değiştirilmesi ve üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılması mücadelesinde araç olma işlevi yükleyen kesimlere kadar geniş bir yelpaze, bu parti içi tartışmada bir rol oynadı ve oynamaya devam ediyor.
Sonuç olarak bugün karşımıza çıkan manzara, Sol Parti’yi “gerçek bir sosyal demokrat parti yapma” çabasını veren ve ‘Demokratik Sosyalizm Forumu’ adındaki parti içi oluşumda örgütlenenlerle, “üretim ilişkilerine dokunmadan sosyalizmin ‘light’ versiyonunu” kurmak isteyenlerin kavgası olarak özetlenebilir. Daha ileri giderek üretim ilişkilerini Sol Parti aracılığıyla değiştirme iddiasında olanların da yer aldığı parti içi akımlar da elbette, bu uğurda tartışmalarda etkili olma çabasında. ‘Komünist Platform’, ‘Antikapitalist Sol’ ve ‘Sosyalist Sol’gibi parti içi oluşum ve akımlar, bu tartışmada Lafontaine’i destekleyerek, partiyi daha sağa çekmek ve sosyal demokratlaştırmak istemekle suçladıkları Bartsch ve ekibinin saf dışı edilmesinde rol oynadılar.
Bu temel görüş farklılıkları nedeniyle, Bartsch’ın parti yönetimindeki idari müdürlük görevine tekrar aday olmayacağını açıklamasıyla şimdilik sonuçlanmış görünen tartışmanın Mayıs 2010’da gerçekleşecek olan parti kongresi öncesinde yeniden alevleneceğini öngörmek mümkün.
Federal Hükümet, yeni saldırı planlarını 9 Mayıs 2010’da Kuzey Ren Vestfalya’da gerçekleştirilecek eyalet meclisi seçimlerinden sonra uygulamak üzere hazırlıklarını tamamladı. Bu koşullarda işsizlerin, işçilerin, barış hareketinin, gençliğin ve sosyal ve demokratik hak gasplarından etkilenen diğer toplumsal kesimlerin parlamentolardaki gözü, kulağı ve sesi olma iddiasını ve her şeyden önce onların mücadelesinin güçlenmesinde bir araç olma potansiyelini taşımaya devam eden Sol Parti’nin bu sorumluluğunu ne ölçüde yerine getirebildiği sorusu, son haftalarda yaşanan parti içi tartışma ve çatışmaların gelişimine ve nasıl sonuçlanacağına bağlı olarak bir yanıt bulacak. Hangi kesimlerin bu tartışmadan galip çıkacağı sorusuna vereceğimiz yanıt da, esas olarak bu açıdan büyük önem taşıyor.

MEHMET SARAY

Sol Parti’nin Tarihçesi:
Aralık 1989’de gerçekleştirilen SED Kongresi, partinin adını SED-PDS olarak değiştirdi ve böylece Sol Parti’nin önceli PDS kurulmuş oldu.
2 Aralık 1990 genel seçimlerinde doğu eyaletlerinde yüzde 11,1, genelde yüzde 2,4 oranında oy toplayan PDS/Sol Liste, Federal Meclis’e 17 milletvekiliyle seçildi.
14 Ekim 1994 seçimlerinde oylarını yüzde 4,4’e çıkaran PDS, Federal Meclis’te 30 milletvekiliyle temsil edilmeye başlandı.
27 Eylül 1998 seçimlerinde yüzde 5,1 oy oranıyla barajı aşan PDS, ilk kez Federal Meclis Grubu kurmaya hak kazandı.
22 Eylül 2002 seçimlerinde büyük bir yenilgi alan PDS, sadece seçim bölgelerini kazanan iki milletvekilini Federal Meclis’e gönderebildi.
22 Ocak 2005 tarihinde, çoğunluğunu eski SPD üyeleri ve sendikacıların oluşturduğu İş ve Sosyal Adalet İçin Seçim Alternatifi (WASG) kuruldu.
22 Mayıs 2005’te Kuzeyren Vestfalya’da eyalet meclis seçimlerine katılan WASG yüzde 2’yi aşan oy oranıyla kamuoyunun dikkatlerini üzerinde topladı ve ardından PDS ile genel seçimlere ortak liste üzerinden katılmayı kararlaştırdı.
17 Temmuz 2005’te kongresini gerçekleştiren PDS, ismini Sol Parti.PDS olarak değiştirerek, genel seçimlerde WASG temsilcilerine listesinde yer vermeyi kararlaştırdı.
18 Eylül 2005 seçimlerinde yüzde 8,7 oranında oy toplayan yeni parti, 54 milletvekili ile Federal Meclise girdi.
18 Mayıs 2007’de WASG ile Sol Parti.PDS’nin birleşme süreci tamamlanarak, Sol Parti kuruldu.

Parti içi akım ve oluşumlar:

Demokratik Sosyalizm Forumu (DSF):
Mart 2007’de kurulan ve özellikle Doğu eyaletlerinde etkili olan DSF, en güçlü akımlardan biri. Doğu eyaletlerindeki koalisyon ortaklıklarına sıcak bakan DSF, başta özelleştirme karşıtlığı olmak üzere birçok konuda esnek davranılabileceği görüşünü savunuyor. Son olarak Brandenburg Eyaleti’nde SPD ile kurulan koalisyon ortaklığını savunan DSF, kamu çalışanlarının işten atılması gibi uygulamalara karşı çıkılmasını radikalizm olarak görüyor. Sol Parti’nin bir kitle partisi olduğunu, bu nedenle sadece işçi ve işsiz haklarını değil, küçük ve orta ölçekli işletme sahiplerinin sorunlarına da çözüm üretmesi gerektiğini savunan DSF, parti yönetiminde önemli ve etkili bir güç olarak rol oynuyor.

Komünist Platform (KPF):
1994’te kurulan ve Sahra Wagenknecht’in sözcülüğünü sürdürdüğü KPF, kısa ve orta vadede yoksulların yaşamının iyileştirilmesi için mücadele ettiğini belirtiyor. Uzun vadedeki hedef olarak sosyalizmle sonuçlanan toplumsal değişimi belirleyen KPF de esas olarak Doğu eyaletlerinde örgütlü. Ancak KPF, hem üye sayısı, hem de etki açısından DSF’nin oldukça gerisinde.

Antikapitalist Sol (AKL):
AKL, ağırlıklı olarak batı eyaletlerinden gelen bir kesim tarafından Mart 2006’da kuruldu. Başlıca hedeflerini, “toplumsal etki kurmak isteyen bir sol hareketin mücadeleye seferber edilmesi” ve “kapitalizmin toplumsal alternatifini kamuoyunun gündemine sokmak” başlıkları altında özetleyen AKL’nin kurucuları arasında S. Wagenknecht bulunuyor. Kuruluş döneminde özellikle Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde etkili olan AKL, son dönemde bu etkisini önemli ölçüde yitirdi. AKL, Sol Parti’nin temel taşları olarak belirlenmiş savaş ve özelleştirme karşıtlığında ısrar edilmesini, ayrıca bankaların ve büyük sanayi kuruluşlarının devletleştirilmesi taleplerini savunuyor. AKL’ye göre bu nedenle SPD ile koalisyon ortaklık mümkün değil.

Sosyalist Sol (SL):
Sendikal kökenli parti üyeleri tarafından 2006 sonunda kurulan SL, özellikle WASG’den katılanların oluşturduğu bir akım. ‘Sosyalist işçi hareketi’ geleneğini devam ettirdiği iddiasındaki SL, sol sosyal demokrat ve reformcu-komünist geleneğe bağlı olanları birleştirerek güçlü bir hareket yaratmayı hedefleri arasına koyuyor. Sosyal devleti güçlendiren bir politikayla emekçilerin yaşamını iyileştirecek bir toplumsal düzen yaratılabileceğini savunan SL, özellikle Batı eyaletlerinde etkili.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: