Türkçe: ‘Anadil’, ‘köken dili’, ‘yabancı dil’

Almanya’da Türkçe’nin kamu okullarında nota tabi tutulan, anadil dersi olarak tanınması konusunda yıllardır hararetli bir tartışma sürdürülüyor. Almanya’da ilk olarak göçmenlerin aile birleşimine olanak verilen 1970’li yılların ilk yarısından itibaren ortaya çıkan “anadil dersi” ihtiyacı asıl olarak, “misafir işçilerin” bir gün geldikleri ülkeye döneceklerinden hareket edilerek gündeme getirilmişti. Derslerin içeriği ve öğretmenler tamamen bu mantık üzerine kurulmuştu.
Türkiye kökenlilerin ülkelerine “geri döndüklerinde çocuklarının zorluk çekmemeleri” gibi ‘hassas’ bir anlayışla uygulamaya alınan anadil dersleri, “dönüş” olayı gerçekleşmediği halde uzun bir süre aynı anlayışla devam etti.
Ne var ki, zaman ilerleyip, Türkiye kökenli göçmenler buradaki yaşamın bir parçası haline geldikçe, bu derslere olan ilgi haliyle azaldı. Türkiyeli birçok kurum ve kuruluş dil derslerine farklı bir anlam yüklese ve bu ilgi azalmasını bir kültür bozulması olarak görüp kaygılansa da, bu durum, birçok ülkede yaşanan deneyimin de gösterdiği gibi, göç sürecinin doğal bir parçasıdır.
Not ortalamasına dahil olmayan bu dersler pek çok okulda yeterli başvuru olmadığı için gereksizleşmeye başladı.
Bazı resmi ve sivil kuruluşlar özel kampanyalar düzenleseler de söz konusu dersler, veliler arasında da fazla ilgi görmedi. İhtiyaç duyduğu dilin daha çok Almanca olduğunu düşünen pek çok veli, olayı milli mesele haline getirmeye çalışan kuruluşların aksine hayatın ihtiyaçlarını gözettiler çünkü.
Mantığı 1970’lerin ilk yarısındaki “dönüş projesine” dayanan, zaman içinde çok büyük bir değişim göstermeyen ve bir dil dersinden öte milli, tarihi, manevi değerleri unutturmama içeriği verilmek istenen “anadil dersleri” Alman okul sistemi içinde de bir yük olarak görülmeye başlandı.
Türkiye kökenli öğrencilerin derslere ilgi göstermesini isteyen çevreler ve öğretmenlerin çoğu ise bu süreçte, dersin tercihli olmaktan çıkarılarak, zorunlu yapılması ve not ortalamasını etkileyen bir ders sayılması talebini savundular.
Bununla, aynı zamanda Türkçe’nin Almanya’da resmen tanınan bir “anadil” olması hedefleniyordu. Bu “anadil” talebini ileri sürenlerin çoğu, zorunlu ve doğal bir ihtiyaca işaret etmekten çok, kendi politik görüşlerine araç yapmaya çalışıyordu.
Onlara göre Almanya’da Türkler ulusal bir azınlık ve bu azınlığın bütün hakları olduğu gibi verilmeliydi! Anadilde eğitim de bu hakların başında sayılıyordu. Bu aynı zamanda Türkiye kökenli öğrencilerin, kendileriyle aynı sınıfı, sırayı paylaşan diğer uluslardan öğrencilerden koparılarak, ayrı bir sınıfta Türkçe öğretmek anlamına geliyor. Kurumsallaşmaları durumunda ise işçi ve emekçi çocuklarının geldiği ulusal kökenlerine göre bölünmesi anlamını taşıyor

NEDEN YABANCI DİL DERSİ DEĞİL!
Bütün bunlar arasında, Türkçe’nin Almanya’da neden İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca gibi bir “yabancı dil” olmadığı ve kamu okullarında bu şekilde okutulmak istenmediği sorgulanmadı. Türkçe, nihayetinde günümüz Almanya’sında resmi dil olan Almanca’dan sonra en çok konuşulan ikinci dil konumunda. Fiili olarak bu durumda olan bir dilin yasal olarak devlet okullarında da seçilen normal yabancı diller arasında yer alması, dolayısıyla sadece Türkiye kökenliler için değil, aynı zamanda Alman ve diğer uluslardan öğrencilerin de öğrendiği bir dil olması en doğrul olanıdır. Ne var ki bu yöndeki talepler bugüne kadar genellikle cılız kaldı.

NRW NE YAPMAK İSTİYOR?
Ama, bu yılın başında ülkenin en büyük eyaleti olan Kuzey Ren Vestfalya tarafından uygulamaya konulan bir yönetmenlik bu konuda bazı adımların atılmak istendiğini ancak gerçek çözümün ise ertelendiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Eyalet Eğitim Bakanlığı tarafından 8 Ocak günü yapılan basın açıklamasında, 2010’dan itibaren artık eyalet çapında “köken dili”, eyalet okullarında, özellikle de Haupschule’lerde “yabancı dil” statüsüne dahil edildiği ve buna göre yeni düzenlemelerin yapılacağı duyuruldu.
Bu uygulama, özellikle Türkçe gazeteler ve televizyon kanaları tarafından, “Anadil dersi dönemi başladı” ya da “Almanya’da Türkçe zaferi” manşetleriyle duyuruldu. Elbette, öncesine bakıldığında Türkçe’nin kamu okullarında tanınması yönünde bir ilerleme söz konusu. Çünkü bugüne kadar “ana dil dersi” adı altında okutulan dersler bir taraftan nota tabi tutulmadığı için önem arz etmiyordu, diğer taraftan ise dersin içeriği pek çok okulda Türkçe öğretmekten çok “dini ve milli değerlerin” aşılandığı, “din ve ahlak” dersine dönüşmüş durumdaydı. Bunda Türkiye’den getirilen öğretmenlerin büyük payı bulunuyordu.
Ancak bütün bunlara rağmen yıllardır üzerinde fırtınalar koparılan “Türkçe anadil tartışması” şu an çözülmek yerine ertelenmiş görünüyor.
Yeni düzenlemeye göre, Türkçe (ya da diğer diller) dil dersinin, ilkokuldan sonra bütün uluslardan öğrencilerin katılabildiği seçmeli bir yabancı dil dersi olarak okutulması hedefleniyor. Ancak 6 yıllık pilot proje olarak öngörülen bu uygulama, bütün okullar için zorunlu değil, okul yönetimlerinin kararına bağlı olacak.
Okul yönetiminin bu kararından bağımsız olarak, yeterli başvuru yapılması koşuluyla yabancı dil dersinin yerine ek olarak “köken dili” dersi de gündeme gelebilecek.
“Sekunderstufe I” olarak nitelendirilen Gesamtschule, Realchule, Hauptschule, Gymnasium gibi okullarda okutulacak “köken dili” dersi için en az 15 öğrencinin başvuru yapması gerekiyor. “Köken dili” dersleri haftada 5 saat olacak ve not ortalamasına etki ettiği için derse devam mecburiyeti olacak.
Geçtiğimiz yıl ‘Hauptschule’lerde uygulanmaya başlanan bu dersleri verecek öğretmenler konusunda ihtiyacın karşılanması için çeşitli öneriler yapılıyor. Bugüne kadar Türkçe dersi veren öğretmenler, haftada beş saat olacak bu “yabancı dili” okutmaya devam edecek. Eksik kalan öğretmenler ise Almanya’da ve Türkiye’de öğretmenlik yapanlar bu çerçevede yeniden eğitilecek.

YABANCI DİL BELİRSİZLİĞİ
Eyalet Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan yönetmenlik, farklı ülkelerden gelen öğrencilerin ebeveynlerinin geldiği dili “köken dili” dersi kapsamında öğrenmesine olanak sağlarken, önceki döneme göre bazı olumluluklar içermekte ancak sorun tam anlamıyla çözülmemektedir. Çünkü, bir taraftan sadece aynı kökenden gelen öğrencilerin katılabileceği bir dersten söz edilirken, diğer taraftan her ulusal kökenden öğrencinin katılabileceği yabancı dil dersinden açık olarak söz edilmiyor.
Bu durum, görüşmelere katılan Almanya Türk Veli Dernekleri Federasyonu NRW Başkanı Kadir Dağlar tarafından da “belirsizlik” olarak nitelendirildi. Dağlar, yasal  olarak Türkçe’nin “yabancı dil” statüsüne alındığını, ancak fiili işleyişin bu şekilde olmayacağını düşünüyor.
Almanya’da en çok konuşulan ikinci dil olarak Türkçe’nin hem Türkiye kökenliler hem de Alman vd. öğrenciler için en iyi şartlarda öğrenilmesi ihtiyacı elbette önemlidir. Bu ise en başta Alman eğitim makamlarının sorumluluğundadır.
Öte yandan Türkçe’nin diğer diller için belirlenen yabancı dil kriterine tabi tutularak, Almanya’da her ulusal kökenden öğrencinin, tıpkı Fransızca, İspanyolca gibi tercih edilebilecek bir yabancı dil olarak kabul görmesi, geçmişte ve bugün yapılan tartışmaların da bir yönüyle noktalanması anlamına gelecektir.
Atılması gereken bu en doğru adım Türkçe’nin eyalet çapında bütün kamu okullarında her ulustan öğrencinin katılacağı “yabancı dil dersi” olarak ilan edilmesi, bugüne kadar süren tartışmaların bir bakıma sonuçlanması anlamına gelecekti. Çünkü, Türkçe anadil dersi üzerinden yıllardır Almanya’da, özellikle dini ve milli kuruluşlar, öğrencilerin okuldaki başarısı ve ihtiyacından çok, kendi politik çıkarları doğrultusunda tartışmalar yürütüyorlar, kampanyalar örgütlüyorlar. Göç sürecinin ulaştığı nokta, nesilden nesile toplumsal değişim, Almanya’da doğup büyüyen Türkiye kökenli göçmen çocuklar için Türkçe artık öğrenilmesi gereken “yabancı dil” haline gelmiştir. Bu dilin yazılı ve sözlü olarak hem Türkiye kökenli göçmenlerin hem de diğer ulusal kökenlerden öğrenciler tarafından öğrenilmesinin olanaklarının yaratılması, Türkçe’nin uluslararası önemini de artıracaktır.
Artık devri kapanmış,  Türkiye’den öğretmen getirilerek “ana dil dersini” öğretme talepleri ise, süreci tersine çevirme gayretlerinden başka bir şey değildir. (YH)

‘Konsolosluk dersi’ başlıyor!

NRW Eğitim Bakanlığı tarafından valiliklere gönderilen genelgede dikkat çeken önemli konuların başında, “köken dilinin” öğretilmesine konsoloslukların da dahil edilmesi geliyor. Sözkonusu olan genelgeyle, diplomatik ilişkiler, vize ve vatandaşların geldikleri ülke ile ilgili sorunlarını çözmekle görevli konsolosluklara, “köken dili” öğretme yetkisi veriliyor.
Eyalette okutulan toplam 19 dilden 2’si (Türkçe ve Rusça) yeni düzenleme ile okullarda öğretilmeye devam edilecekken, diğer dillerin öğretilmesi konsolosluklar tarafından üstlenilecek.
Genelgenin 8. Maddesi’ne göre, “Köken dili”ni okutmak isteyen her konsolosluk bu konuda başvuruda bulunacak. Dersler, Eyalet Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan müfredata bağı verilecek ve not ortalamasına etki edeceği için dersi seçenlerin devam zorunluluğu olacak.
Konsolosluklar bu dersin mekanı için kamu okullarını (ücret ödemeden) ya da okul dışında özel bir alanı kullanabilecekler.
Böylece, bakanlık bir anlamda kendi görev ve sorumluluğunu başka bir ülkenin kurumuyla paylaşmış, bir ‘yükten’ kurtulmuş olacak! (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: