Kara para cenneti cehenneme mi dönüşüyor?

isvicreKara para cenneti olarak bilinen İsviçre ve Lichtenstein’deki bankalardan elde edilen bilgileri içeren CD’ler, bu bankalarda parası olan burjuvaların uykusunu kaçırıyor. CD’leri almaya karar veren hükümet, yıllardır göz yumduğu vergi kaçakçılığına karşı tutumundan dolayı kendisini aklamaya çalışıyor.

Alman zenginlerinin İsviçre bankalarına yatırdıkları paralara ait bilgilerin bulunduğu CD’leri eyalet ve federal hükümete satma tekliflerden sonra başlatılan girişimler, sanki hükümetin, zenginlerin vergi kaçırma, kara para aklama veya yolsuzluklarına karşı savaş açtığı havası yarattı.
Halbuki, işbaşına gelen bütün hükümetler, yıllardır İsviçre bankalarına yatırılan tüm paraların bilgisine sahip. Keza, bu parayı kaçıranlar arasında CDU ve CSU gibi siyasi partiler ve bunlara mensup politikacıların da olduğu biliniyor.
Ama buna rağmen, Almanya ile İsviçre arasında son iki yıldır gerilime yol açan “sırdaş hesapların sahiplerinin tespit edilmesi” yönündeki tartışmalar, sıradan vatandaşlar cephesinden “vergi kaçırmaya karşı mücadele” görünümü veren hükümetin hanesine artı puan olarak yazılıyor.
Almanya’nın İsviçre bankalarına yatırılan paraları tespit ederek bunu geri getirme yönündeki girişimler, hem Almanya’daki para babalarını hem de bu paraların üzerinde oturan İsviçre egemenlerini de çok rahatsız etmişe benziyor.
“İsviçre’nin vergi cenneti” olduğu söylemlerinden rahatsız olan siyasi partiler, son bir kaç aydır özellikle ülkedeki Almanlara karşı düşmanca bir kampanya başlatmış durumdalar.
Özellikle İsviçre’deki ırkçı ve yabancı düşmanı parti ve örgütler, ülkede yaşayan Almanları hedefleyen propagandalarını artırdılar. Aynı dili konuşan iki ülke arasında uzun bir süredir yaşanan gerilim ve karşı kampanyaların arka planında asıl olarak bu paralar bulunuyor.
Bilindiği gibi İsviçre, Luxemburg ve Lichtenstein ile birlikte dünyanın “kara para” vatanı.
Bütün ülkelerinden zenginler, uyuşturucu ve silah kaçakçıları paralarını bu ülkelerdeki “sırdaş hesaplara” yatırıyorlar. İsviçre “banka hesaplarının gizliliği kuralı”nın arkasına sığınarak, 1930’lu yıllardan beri kaçırılan bu kara paraların yarattığı zenginlik sayesinde refah düzeyini yükseltiyor.
2007 yılı verilerine göre yabancılar tarafından 330 değişik İsviçre bankasına kaçırılan ve “sırdaş hesaplara” yatırılan paranın miktarı 1 trilyon 900 milyar Euro. İsviçre’deki toplam servetin 3 triyon 400 milyar Euro olduğu göz önüne alındığında, kaçırılan miktarın ne anlama geldiği daha net anlaşılıyor.
İsviçre’ye para kaçıranlar arasında tahminlere göre 23 milyar Euro ile 100 bin Alman zengini bulunuyor. Bunların önemli bir kısmı Almanya’da kazandıkları paraları vergiden kaçırmak için oraya aktarırlarken ikamet adreslerini İsviçre’de gösteriyor.

HALKTAN BİR CENTİ SORDULAR, ZENGİNLERE GÖZ YUMDULAR
Bu durum yıllardan beri biliniyor ve hiçbir hükümet şimdiye kadar önlem alma gereği duymadı.
Ülke içinde işçilerden, işsizlerden kazanılan her bir Cent’in hesabını soran devlet, zenginleri vergiden muaf tutmak, yaptıkları hilelere göz yummak ve her türlü kolaylığı sağlamaya azami hassasiyet gösteriyor, bunun için gerekli olan her türlü yasal kolaylığı sağlıyor. Bütün bunları yapan hükümetleri kamuoyu nezdinde adlaetli bir görüntü sergilemek için, büyüyen bütçe açığının da etkisiyle iki yıldır, “sırdaş hesaplara” yatırılan paraların nasıl getirileceğini tartışıyor.
Önceki Maliye Bakanı Peer Steinbrück, o dönem “vergi cenneti” İsviçre”yi banka sistemi açısından “vahşi batıya” benzetmiş ve iki ülke arasında gerilime yol açmıştı.
İki haftadır, yeniden yoğun bir şekilde “sırdaş hesapların” kimlere ait olduğu ve ne kadar paranın yatırıldığını içeren bilgilerin kaydedildiği CD’lerin satın alınıp alınmayacağı tartışılıyor. Son günlerde kara para cennetinde dolaşan “CD cinleri” bütün burjuvaların uykusunu kaçırıyor. Gizli bir şekilde Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde yaşayan 1500 Alman zenginin hesabını CD’ye kopyalayan kişi ya da kişiler, bunları “vergi avcısı” firmalar üzerinden Federal Hükümet’e 2.5 milyon Euro karşılığında satmayı teklif etti.
Bilgileri çalanlarla pazarlık yapılıp yapılmayacağı uzun süre tartışıldı ve en sonunda Başbakan Angela Merkel, parayı verip CD’yi alacaklarını söyledi. Bu yolla devletin kasasına 400 milyon Euro vergi geliri ve kesilen cezanın girmesi hesaplanıyor.
Bilgi hırsızları ile pazarlık yapılamayacağını ileri sürenlerin başında koalisyon ortağı Hür Demokrat Parti geliyor. Gerekçe olarak da bilgi korumayı gösteriyor. Halbuki, ortada sıradan vatandaşlara ait bilgilerden çok, suç işleyen zenginler var. Güvenlik önlemleri adı altında vatandaşlara ait bütün bilgilerin tarandığı, özel yaşamına müdahale edildiği, telefon ve internet üzerinden yapılan bütün görüşmelerin dinlendiği günümüz Almanya’sında bu durumda “bilgi koruma” gerekçesine sığınmak, vergi kaçakçılarını koruma girişiminden başka bir anlam taşımıyor.

NEDEN ŞİMDİ?
Almanya, daha önce de Lichtenstein bankalarındaki bilgileri içeren bir CD’yi 4.5 milyon Euro’ya satın almış, aralarında Deutsche Post’un başkanı da olmak üzere pek çok kişinin evine baskınlar düzenlenmişti.
Tahminlere göre vergi kaçıran 1500 kişiye bilgilerin yeraldığı CD’nin 2.5 milyon Euro’ya satın alınması durumunda 400 milyon Euro’luk bir gelirin elde edilmesi bekleniyor.
Anlaşılacağı üzere şu durumda ekonomik koşulların zorlaşması, bütçe açığının büyümesi nedeniyle Almanya, aslında çoktan bildiği ve göz yumduğu vergi kaçakçılığını bir nebze durdurmak, ya da azaltmak istiyor.
Merkel’in CD’leri satın alma girişimi gelir sağlama çabasıdır, yoksa bununla gerçek anlamda burjuvaların vergi kaçırmasına karşı mücadele amaçlanmıyor.  İktidara gelir gelmez ilk işi işverenlere ve zenginlere vergi kolaylığı getirmek olan bir hükümetin, vergi kaçıran zenginlere savaş açması ne kadar mümkün olabilir? (YH)

İsviçre’de neden ‘sırdaş hesaplar’ var

İsviçre’de 1935 yılında çıkarılan bir yasa ile hesabı olanların bilgilerinin üçüncü şahıslara verilmemesi kararlaştırıldı ve bu kural devlet güvencesine alındı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın bir çok ülkesi, savaşa katıldığı veya taraf olduğu için istikrarsızlıkla çalkalanırken, İsviçre “tarafsız ülke” olarak zenginlerin paralarını güvende tuttuğu bir ülke haline getirildi.
Bu tarafsız ülke, 1929 ekonomik kriziyle birlikte döviz kurlarındaki dalgalanmalardan korunmak isteyen zenginlere liman oldu. Bu durum başta komşu ülkeler Fransa ve Almanya olmak üzere, pek çok Avrupa ülkesini rahatsız etti.
Fransa 1932 yılında, İsviçre bankalarına para yatıran Fransız vatandaşlarının listesini yanında taşıyan Basel Bankası müdürünü tutukladı. Olay büyük bir skandala dönüştü.
Ekonomik kriz nedeniyle halkın büyük bir bölümünün açlık ve yoksulluk çektiği yıllarda kimlerin İsviçre’ye para kaçırdığı ortaya çıktı. Bunlar arasında büyük tekellerin sahipleri, yöneticileri, silah kaçakçıları bulunuyordu.
Hitler faşizmi döneminde kimi zenginler de paralarını İsviçre bankalarında güvenceye aldılar. Faşizmden kaçan Yahudilerin de İsviçre bankalarına paralarını yatırdıkları biliniyor.
Yine Hitler döneminde çalınan altınlar da İsviçre’de depolandı. Savaştan sonra müttefik güçlerin altın ve paraları almak için yaptığı baskı sonuç verdi. 1970’li yıllarda ise İkinci Dünya Savaşı sırasında yatırılan sahipsiz hesapların olduğu açıklandı.
Daha sonraki yıllarda da gizli hesapların açılması yönünde yapılan uluslararası baskı bugüne kadar bir sonuç vermedi.
Çünkü, banka hesaplarına sağlanan gizlilik İsviçre’ye önemli gelir sağlıyor. Finans sektöründeki işlemler, İsviçre’nin Yurtiçi Gayri Safi Milli Hasılası’nın yüzde 10’unu oluşturuyor. Ve bu sektörde yaklaşık 100 bin kişi çalışıyor.
KPMG ve Helvea adlı şirketler tarafından yapılan tahminlere göre, İsviçre bankalarında bulunan toplam 4 trilyon İsviçre Frankı’nın yüzde 55’i yurtdışından, bunun yüzde 80’i ise AB ülkelerinden geliyor.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: