Yunanistan nasıl kurtulur?

AB ülkeleri Brüksel’de düzenledikleri zirvede, Yunanistan’a maddi yardım yerine kamu alanında daha fazla kesintilerin yapılmasını emretti

Bugüne kadar  Avrupa Birliği (AB), özellikle de burjuva liberal çevreler tarafından hep,  bir “demokratik haklar birliği” olarak lanse edilmeye çalışıldı. Birliğin temelinde asıl olarak ekonomik çıkarların, büyük devletlerin egemenlik sahasını genişletme olduğu ise hep gözden kaçırıldı. Bu yüzden de AB’nin siyasi standartlarını ifade eden Kopenhag Kriterleri pek çok kişi tarafından genel hatlarıyla bilinirken, ekonomik standartları belirleyen Maastrich Kriterleri pek fazla bilinmez.
Keza; geçen yıl aralık ayında yürürlüğe giren Lizbon Sözleşmesi de aynı şekilde daha çok karar alma biçimleri, siyasi hedefler bağlamında ele alındı, ama AB ekonomisine nasıl bir yön verilmek istendiğine neredeyse hiç değinilmedi.
Ama, ekonomik krizin dünya genelinde etkisini daha açık bir şekilde hissettirmeye başlaması ile birlikte, AB’nin ekonomik karakteri daha açık bir şekilde görülmeye başlandı. Hem de “hasta adam” ilan edilen Yunanistan’a dayatılan ağır şartlar ile…
Yunanistan’da “borç krizi”nin ortaya çıkmasıyla birlikte, Euro Bölgesi’ndeki ekonominin istikrarı ve AB’nin belirlediği kriterlerden sapıldığı gerekçesi ile, Yunanistan’ın ekonomisi fiilen AB’nin denetimine geçti. Emekçiler açısından “acı reçete” anlamına gelen “tasarruf planı” doğrudan Brüksel tarafından uygulanarak hayata geçirilecek. 11 Şubat günü Brüksel’de yapılan AB Zirvesi’nden sonra basına açıklama yapan AB Başkanı Hermann Von Rumpy, Yunanistan ekonomisinin Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) uzmanları tarafından kontrol edileceğini, ilk analizlerin ise önümüzdeki Mart ayında kamuoyuna açıklanacağını ilan etti.
Sadece bu durum dahi, Yunanistan Hükümeti’nin artık ülke ekonomisiyle ilgili politikaları belirleme konusunda devre dışı bırakıldığını, bütün denetimin AB ve IMF’ye geçtiğini gösteriyor. Yunan Hükümeti de bir süre önce ekonominin direksiyonun artık kendilerinde olmadığını ifade etmişti.

EURO’NUN GELECEĞİ ADINA
AB’nin ortak para birimi Euro’nun fiili olarak 1 Ocak 2002’de farklı ekonomik gelişmişlik düzeyine  sahip ülkelerde yürürlüğe konmasıyla, asıl olarak geniş bir coğrafyada AB’nin, dünya ekonomisinde daha etkili bir yere ve ağırlığa sahip olması  amaçlanıyordu. Ancak, en son Yunanistan örneği de bunun hiç de kolay olmadığını ortaya koyuyor.
Yunanistan’da içerisine girilen kriz nedeniyle, sürekli Euro’da dalgalanmalar yaşanıyor. Son verilere göre, Yunanistan’daki bütçe açığı kriziyle birlikte Dolar değer kazanmış ve 1.37 Euro’ya kadar çıkmıştı. En son 1.36 Euro’ya düştü.
Şu anda 16 AB ülkesi Euro Bölgesi’nde yer alırken, bunlar arasında Yunanistan ile birlikte İtalya, İspanya, İrlanda ve Portekiz’in ekonomileri “zayıf halka” olarak biliniyor, dolayısıyla son bir kaç haftadır Avrupa basınında bu beş ülkenin Euro’nun geleceğini tehlikeye düşürdüğü ayrıntılı bir şekilde yer alıyor.

BÜYÜK ÜLKELER YUNANİSTAN’A ORTAK
AB Zirvesi’nde, bir taraftan borç batağına itilen Yunanistan’ın kurtarılması için merkezi düzeyde bir yardımın yapılmayacağından söz edilirken, diğer taraftan isteyen ülkelerin Yunanistan’a yardım edebileceğine dikkat çekildi. Bu, parası olan büyük ülkelerin Yunanistan’ın bütçesine ortak olması anlamına da geliyor. AB’nin Yunanistan’a ortak bir yardımda bulunmasına karşı çıkanların başında Almanya geliyor.
Başbakan Angela Merkel, AB Zirvesi’nden sonra yaptığı açıklamada, “Her ülke belirlenen kurallara uymak zorunda” dedi. Böylece, “Euro’nun geleceği söz konusu olsa” dahi, “Yunanistan’ın gözünün yaşına  bakılmayacağı” ifade edilmiş olundu.
Financial Times Deutschland gazetesinde yer alan bir habere göre, Federal Hükümet, Yunanistan’da devlet tahvili satın almak için “yardım paketi” hazırlamış durumda. Bunun hayata geçirilmesi için Yunanistan Hükümeti’ne ağır şartlar getiriliyor. Almanya başta olmak üzere parası olan ülkeler “devlet tahvili” yoluyla Yunanistan yönetiminde daha farklı  söz sahibi olabilecek. Duruma göre, alınan tahvil miktarı artırılabilecek.
Bu arada Yunanistan’ın para karşılığında devlet tahvillerini Çin’e satmayı planladığı da basında yer aldı.
Görüleceği gibi AB ülkeleri, bir taraftan, “hasta adam” durumundaki Yunanistan’ı kendi halkına, emekçilere karşı acı reçeteler hazırlamaya zorlarken, diğer taraftan daha fazla bağımlı hale getirmenin siyasetini yapıyor.
Bu nedenle “Euro’nun geleceği ve istikrarı”  Demoklesin Kılıcı gibi sallandırılıyor. Sadece bu konuda Yunanistan’ın başına gelenler, AB ve Euro’nun bir ülke üzerinde nasıl etkili olabildiğini ve bir ülkenin geleceğinin ipotek altına nasıl aldığını çarpıcı şekilde ortaya koyuyor. (YH)

Yunanistan’ın ekonomi tablosu

AB’nin “hasta adamı” olarak nitelendirilen Yunanistan borç batağında. Bütçe açığı 300 milyar Euro ile yüzde 12.7’e dayanmış. Maastrich Kriterleri’ne göre bir AB ülkesinde bütçe açığı en fazla yüzde 3 olabilir. Bu sınırı aşanlara uyarı anlamına gelen Mavi Mektup gönderiliyor.

AB şimdi Yunanistan’dan ilk etapta bütçe açığını yüzde 3 düşürmesini istiyor.
Ekonomideki felaketi gösteren bir başka durum ise yüksek borçlanma. 2009’da ülkenin dış borcu Yurtiçi Gayri Milli Safi Hasıla’nın yüzde 112.6’sı idi. AB Komisyonu’nun tahminlerine göre bu oran 2011 yılına kadar yüzde 135.4’e çıkacak.
AB tarafından Yunanistan’a dayatılan bütçe açığının en kısa zamanda kapatılması planı, öncelikli olarak kamu alanlarında kesintilerin yapılmasını öngörüyor. Bunların başında kamuda işe alımların durdurulması, memur maaşlarının düşürülmesi, alkol ve tütün ürünlerine uygulanan verginin artırılması, sosyal güvenlik reformu yapılması ve emeklilik yaşının 67’ye yükseltilmesi geliyor.
Ekonomik kriz ve bütçe açığı ülkedeki işsizliği zaten alabildiğine yükseltmiş durumda. AB Zirvesi yapıldığı gün açıklanan resmi rakamlara göre, ülkede işsizlik yüzde 10.6. Bu, 2005’ten bu yana en yüksek oran. (YH)

Kısıtlama politikalarına karşı mücadele sürüyor

Yunanistan’da, hükümetin ekonomik reform paketini protesto etmek amacıyla kamu çalışanları 10 Şubat günü 24 saatlik greve çıkarak ülkede hayatı durdurdu. Hükümetin, kamu sektöründe çalışanların primlerinde kesinti ve sosyal güvenlik sisteminde değişiklik yapma kararına karşı, Yunanistan Kamu Çalışanları Konfederasyonu (ADEDY) ve Yunanistan Mücadeleci İşçiler Cephesi’nin (PAME) çağrısıyla yapılan greve, vergi daireleri, sigorta, belediye, valilik, adliye, arkeolojik alan, müze, hava ve deniz yolu taşımacılığı çalışanları, doktorlar ve öğretmenler katıldı.
Grev nedeniyle devlet dairelerinde işler aksarken, okullarda da dersler yapılmadı. Mahkemelerde duruşmalar ertelenirken, hastanelerde yalnızca acil durum ve güvenlik personeli görev yaptı. Müzelerle arkeolojik alanlar açılmadı.
Havaalanı kontrol kulesi çalışanlarının da greve katılmaları nedeniyle gece yarısından itibaren tüm uçuşlar iptal edildi. Deniz yolu çalışanlarının da grev yapmasıyla yolcu gemileri denize açılmazken, ana kara ile adalar arasındaki bağlantı koptu.
Demiryolu çalışanları ise gün içinde yapılacak iş durdurma eylemleriyle greve destek verdiler.

ATİNA’DA 2 MİTİNG
Başkent Atina’da gösteri ve yürüyüşler yapıldı. ADEDY’nin Klathmonos, PAME’nin ise Sindagma Meydanı’nda miting yapması nedeniyle kent merkezi uzun süre ulaşıma kapatıldı.
ADEDY’nin mitingine katılmak üzere toplanan yerel yönetim çalışanları ile çevik kuvvet ekipleri (MAT) arasında arbede çıktığı öğrenildi.
Göstericilerin polis kordonunu aşmak istedikleri gerekçesiyle çevik kuvvet ekiplerinin gruba müdahale ettiği kaydedildi. Polisin göstericilere göz yaşartıcı gaz ile karşılık verdiği olaylarda 2 kişinin yaralandığı belirtildi.
Yunanistan’da ikinci büyük grev dalgası 24 Şubat’ta işçi ve memur sendikalarının çağrısıyla gerçekleştirilecek. (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: