‘Birlikte krizin üstesinden geleceğiz’

metal-1

Metal toplu sözleşmeleri bu yıl “başlamadan bitti” denebilecek kadar kısa süre içinde sonuçlandı. Normal koşullarda Ocak ve Şubat aylarında üyeler arasında taleplerin tartışılması, yerel ve bölge konferanslarında taleplerin belirlenmesi ve en iyi ihtimalle Şubat sonunda IG Metall genel merkezinin bütün örgütü bağlayan talebi karar altına alınması gerekiyordu. Fakat bu kez bütün bunlar yaşanmadı.

Bunun yerine Şubat’ın üçüncü haftasında sermayenin bütün örgütleri, basını ve hükümeti IG Metall sendikasını adeta övgüye boğuyordu. İmzalanan sözleşme “sorumluluk abidesi” olarak gösterilirken bunun “krizden birlikte çıkmanın yolu” ve “üretim merkezi Almanya’nın uzun vadeli korunması için ciddi adım” olduğu söyleniyordu. Tabii bu arada kamu alanında devam eden ve pilotların başlattığı görüşmelere bakarak “bütün işkollarına örnek bir sözleşmeden” söz ediliyordu.

“KRİZİN YÜKÜ EŞİT DAĞITILDI”

Yaklaşık iki ay metal işverenleri ve IG Metall arasında devam eden “sondaj görüşmeleri” ardından bir hafta içinde (10-18 Şubat) sözleşme imzalandı. Görüşme masasına ücret talebi ileri sürmeden ve “krizde işten atma olmasın” önerisiyle oturan IG Metall, imzalanan sözleşmenin “büyük bir başarı” olduğunu söylüyor.

23 Şubat günü www.igmetall.de sitesinde IG Metall Genel Başkanı Berthold Huber ile yapılan bir söyleşi yayınlandı. Söyleşinin ilk yanıtında krizin yükü işverenle ve işçiler arasında eşit dağıtıldı” diyen Huber üçüncü yanıtta ise “işyerlerini korunmasının yükünü öncelikle çalışanlar omuzluyor. İster yasal ister sözleşme kapsamında olsun, çalışanlar kısa çalışma uygulamasında ücretlerin bir bölümünden feragat ediyorlar. Kısa çalışma bir bölümünü etkilemesine karşın bütün çalışanların ücretlerinden feragat ettiği birçok işletme var. Bu yaşanan dayanışmadır. İşverenlerde kendi paylarına düşeni üstleniyorlar. Onlar içinde yasal veya sözleşme kapsamında kısa çalışma uygulaması bedavaya değil. İşten çıkarmak yerine istihdamı koruyorlar, birçok işveren kısa çalışma parasının üzerine ek ödeme yapıyor. Ve kısa çalışmanın ek giderlerini de (“Remanenzkosten”) üstleniyorlar” dedi.

Öncelikle burada yaratılan yanılsamaya dikkat çekmekte fayda var; İlk olarak krizin yükünün işçi ve işverenler arasında “eşit dağılımı” diye bir şey söz konusu olamaz. Herhangi bir yükün eşit dağılımı sağlanabilmesi için söz konusu tarafların eşit olması gerekir. İşçi ve işveren ilişkisi çıkarları birbirine zıt olan, uzlaşmaz çelişkiler içinde olan bir ilişkidir. Bir taraf bütün üretim araçlarını elinde tutan,  bunların nasıl ve nerede kullanılacağı, ne kadar zamanda hangi düzeyde üretim yapılacağına karar verdiği gibi üretimi yapanların alacağı ücrete kadar karar veren taraftır. Bunun karşısında ise geçimini herhangi bir sermayeden elde edilen kârdan değil, yalnızca kendi emeğinin, yani işgücünün satışından sağlayan işçi bulunmaktadır.

Bu durumda bir eşitlikten söz etmek mümkün değildir ve dolayısıyla yaşanan krizin yükünün “eşit dağılımı” diye bir durum da söz konusu olamaz!

IG Metall Başkanı Huber ayrıca “Kısa çalışma bir bölümünü etkilemesine karşın bütün çalışanların ücretlerinden feragat ettiği birçok işletme var. Bu yaşanan dayanışmadırdiyerek krizin yükünün işçilerin sırtına yıkılmasını “işçiler arası dayanışma” olarak pazarlamaya çalışıyor! Geçtiğimiz yıl Daimler tekelinde yaklaşık 80 bin işçi aylarca kısa çalışmaya çıkartıldı ve geri kalan yaklaşık bir o kadar işçinin ise çalışma süreleri ve ücretleri yüzde 8,75 dolayında düşürüldü. Üretimi sürdüren işçilerin üzerinde baskı yoğunlaştı ve daha kısa zamanda neredeyse her zaman ürettikleri kadar araç üretmek zorunda kaldılar. Böylece krizin yükü tamamen işçilerin sırtına yıkılmış oluyor! Bunun “işçiler arası dayanışmayla” bir ilgisi yoktur, sadece sermayenin yükünü azaltmanın yol ve yöntemidir!

“SORUMLULUK ABİDESİ”
Metal işkolunda imzalanan sözleşmeyle ilgili yorumlar arasında en dikkat çekici değerlendirme Alman İşverenleri Birliği (BDA) Başkanı Dieter Hundt tarafından yapılandı. Hundt ilk açıklamasında sözleşmeyi “üretim merkezi Almanya’nın uzun vadeli korunması için ciddi adım” olarak değerlendirdi.

Bunun ne anlama geldiği anlamak için sözleşmeye göz atmak gerekiyor. İlk dikkat çeken ücretlerin 12 ay dondurulmasıdır. Bunun karşılık temel ücretlere yansımayan dolayısıyla kalıcı olmayan 320 Euro’luk özel ödeme. Ardından ise 12 aylık bir süre için yüzde 2,7 ücret artışı üzerine anlaşma sağlandığını görüyoruz.

Kriz nedeniyle en fazla ücret kaybına uğrayan metal emekçilerinin reel ücretlerinin sözleşmenin ilk 12 ayı içinde düşmesi güvenceye alındı! Reel ücret kaybının 2011 ve 2012 yıllarında da devam etmesi bekleniyor.

Sözleşme ücretlerin düşürülmesinin yanı sıra çalışma sürelerinin üretimin ihtiyacına göre düzenlenmesini de içeriyor. Şimdiye kadar geçerli olan sözleşmeye göre işverenler diledikleri zaman haftalık çalışma sürelerini ücret denkleştirilmesi olmadan 30 saate kadar düşürebiliyorlardı. Buna karşılık olarak ise çalışma sürelerinin kısaltıldığı süre zarfında işletme nedeniyle (“betriebsbedingte Kündigungen”) çıkış verilmiyordu.

Yeni sözleşmeye göre işverenler haftalık çalışma sürelerini ihtiyaç duydukları zaman 28 saate düşürebilecekler. Bu süre IG Metall’in onayı ile 26 saate kadar düşürülebilecek. Eski sözleşmeye göre tek fark (kutuya bkz.) 31 saatten itibaren kısmi ücret denkleştirilmesinin olması.

Sözleşmenin işçiler açısından en önemli yanı olarak iş güvencesi sağladığı söyleniyor. Sendikanın “krizde işten çıkarmaya hayır sloganıyla görüşmelere başladığını söyleyen Huber, Bunda başarılı olduk. Kısa çalışma modellerini içeren sözleşmeyle 700 bin işyerini koruduk diyor. Çalışma sürelerinin kısaltılması yoluyla işyerlerinin güvenceye alınabileceği, doğru ve yaygın uygulandığında yeni istihdam olanakları yaratacağı işçi sınıfının ortaya çıktığından bu yana bilinen bir gerçek. Ki en çetin mücadeleler de bu konuda yaşanmıştır.

Ne var ki Huber ve sendikanın diğer önde gelenlerinin açıklamalarına bakıldığında çalışma sürelerinin kısaltılmasından (“Arbeitszeitverkürzung”) söz etmek yerine “kısa çalışma” (“Kurzarbeit”) modellerinden söz etmeyi tercih ettikleri görülüyor. Bu ise iki önemli tutumu ortaya koyuyor: İlki işyerlerinin güvenceye alınması ve yeni istihdam olanaklarının yaratılması için haftalık çalışma sürelerinin tam ücret ve personel karşılığında kısaltılması talebinin gündeme alınmasının önüne geçmektir. Nitekim pratikte çalışma sürelerinin kısaltılması anlamına gelen “kısa çalışma” uygulamasıyla bunun mümkün olduğu, yani bu talebin doğru olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.

İkinci ve aslında Almanya’daki sendika bürokrasisinin gerçek yüzünü de ortaya koyan ise sendika yönetimlerinin bambaşka bir yönelimde olduğudur. Onların öncelikli amaçları işyerlerini koruma, istihdam olanaklarını artırmak değil Almanya’nın üretim merkezi olarak korunmasıdır!

Sendika yönetiminin altına imza attığı kısa çalışma modelleriyle “nefes alan fabrika, nefes alan üretim” modelinin yaygınlaştırılması ve güçlendirilmesidir! Bir önceki sözleşmede siparişlerin azalmasıyla birlikte haftalık çalışma süreleri ücret karşılığı olmadan 30 saate kadar düşürülebiliyordu. Yeni uygulamada haftalık çalışma süreleri kısmi ücret denkleştirilmesi karşılığında 26 saate kadar düşürülebilecek, yani üretim daha fazla esnekleşecek ve sömürü daha yoğunlaşacak! Yani sözü edilen “sorumluluk abidesi” sermayenin lehinedir.

Unutulmaması gereken diğer bir nokta bu sözleşmenin yürürlüğe girebilmesi için devletin ciddi maddi katkıları gerekiyor. Çalışma sürelerinin kısmi denkleştirilmesinin işverenlere fazla maddi yük getirmemesi için Noel ve izin paraları 12’ye bölünerek her ay ücretle birlikte (böylece işveren tam Noel parası ve izin parası ödemekten kurtulduğu gibi işçilerde ücretlerinin ne kadar düştüğünü hemen hissetmemiş olacaklar!) ödenecek. Kısmi ücret denkleştirmesinde ise “TİS tarafları” sosyal kesintilerin devlet tarafından karşılanmasını karar altına aldılar!

TİS taraflarının bu kararı rahatlıkla almalarının tek anlamı ise “sondaj görüşmelerine” ve müzakere masasında sendika ve işverenlerin yanı sıra devlet yetkililerinin oturmuş olmalarıdır! Bu da korporatizmin Almanya’da ne kadar geliştiğini gösteriyor.

RİTÜELLERİ BİR KENARA BIRAKTIK

Metal sendikasının ve metal işverenler örgütü Gesamtmetall yöneticilerinin tümü bu sözleşme döneminin en önemli yanı klasik sözleşme dönemi ritüellerinin bir kenara bırakılması oldudiyorlar. Burada da bir çarpıtma söz konusudur!

TİS dönemi işçi ve emekçiler açısından dinsel bir tören veya kutlamadan ibaret ritüel değildir! Talepler belirlenirken fabrikalarda tartışmaların açılması, alınan kararların sırasıyla şube, bölge ve ülke genelinde düzenlenen toplu sözleşme konferanslarında ortak bir talep haline getirilmesi ritüel değil, işçi sınıfının mücadele tarihinden edindiği tecrübelerden hareketle yarattığı bir gelenektir!

Burada ritüeller bir kenara bırakılmamıştır, işçi ve emekçilerin özgür iradeleriyle ve demokratik bir tarzda taleplerini belirlemesinin önüne geçilmiştir! Ve aslında sendika bürokrasisi sermaye temsilcileriyle birlikte düzenledikleri medyatik maraton görüşmeler ve “zirve buluşmalarıyla” TİS dönemini tamda dinsel bir ritüele dönüştürmektedirler!

IG Metall sendikasının böyle bir sözleşmeye imza atması Almanya’da kamu emekçilerinin ve pilotların devam eden TİS görüşmelerini kötü etkilediği ve bundan sonra yapılacak görüşmelerin gidişatını da belirleyeceği ortada.

Ancak sorun bununla sınırlı değil. Almanya’nın dünyanın en fazla ihracat yapan ülkelerinin başında gelmesi aynı zamanda bu ülkenin sendikalarına başka sorumluluklar da yüklüyor. Almanya gibi, üretimde yüksek teknolojinin yaygın olarak kullanıldığı bir ülkede, emekçilerin reel ücretlerinin uzun yıllardır sürekli düşmesi aynı zamanda üretim maliyetinin de sürekli düşmesi anlamına geliyor.

Bu ise pratik olarak Almanya’nın diğer ülkelere karşı rekabet gücünü yükselttiği ve değişik mamulleri ihraç etmekle kalmadığı aynı zamanda kitlesel işsizliği de ihraç ettiği anlamına gelmekte. Türkiye, Yunanistan, İspanya, Portekiz gibi ülkelerin Almanya ile ticaretlerinde sürekli açık vermeleri, endüstrilerinin gelişmemesi gibi daha birçok etken de, nedeni sadece bu olmamakla birlikte bununla da ilintilidir.

HATA VE EKSİKLERDEN DERS ÇIKARMAK

Eleştirilerini dile getiren mücadeleci ve sınıftan yana sendikacı ve ileri işçilere, “bir iş yapıldıktan, bittikten sonra eleştirmek, şöyle yapılsaydı daha iyi olurdu demek kolay” diye “klasik yanıt” verenlerin çok olduğu biliniyor.

Sınıf bilinçli sendikacılar, temsilciler ve ileri işçiler için haklı eleştiriler karşısında bu tür yanıtlar beklenilse de bazen sessiz kalmaya neden olmakta. Ancak yöneltilen eleştirilerin amacı sendikaları yıpratmak ve akıl hocalığı yapmak değil. Amacımız verilen bir mücadelede, yaşanan bir süreçte elde edilen tecrübelerin değerlendirilmesi, yapılan hata ve eksiklerden ders çıkartarak gelecekte vereceğimiz mücadelelerde bunların tekrar etmemesi için çaba harcanmasıdır. Şüphesiz bazı hatalar ne kadar üzerinde durulsa da tekrarlanacaktır, bu konuda kimse hayalci değil.

Tam da bu nedenden dolayı başta metal olmak üzere bütün fabrikalarda metal TİS sonuçları tartışılmalı, bürokrasinin bu yöneliminin engellenebilmesi için tabanda birliğin nasıl sağlanabileceği, bir süre öncesine kadar yaygın olan sendikal platformların nasıl yeniden canlandırılabileceği üzerinde durulmalıdır.

Ayrıca imzalanan sözleşmeyle hiçbir şey bitmemiştir. 1970’li yıllarda maden, metal/çelik ve kimya gibi işkollarında imzalanan sözleşmelere rağmen çalışma ve yaşam koşulları kötüleşen emekçiler “kendiliğinden” harekete geçerek birçok kazanım elde etmişlerdi. Sınıfınkendiliğindenharekete geçmesi için önce yüzlerce, binlerce sınıf bilinçli sendikacılar, temsilciler ve ileri işçiler harekete geçerek ciddi bir çalışma sürdürmüşlerdi. Bugünde yapılması gereken budur.

Serdar Derventli

SÖZLEŞMEDE NELER VAR?

ÜCRET

– Ücretler Nisan 2010 – Mart 2011 arası dondurulacak. Bu süre için iki parçadan oluşan 320 Euro’luk özel ödeme. Bu ödemenin 160 Euro’su Mayıs 2010’da, ikinci 160 Euro’su ise Aralık 2010’da ödenecek.

– Ücretler Nisan 2011 – Mart 2012 arası için yüzde 2,7 artırılacak. İşletmenin durumuna göre ücret zammı iki ay öne çekilebilir veya iki ay ertelenebilir.

İŞ GÜVENCESİ

Yeni sözleşmeli kısa çalışma modeli: En azından 12 aydır kısa çalışma yapılan işletmelerde yeni bir sözleşme üzerinden “sözleşmeli kısa çalışma model” uygulanabilir. Bu modelde izin parası ve Noel ikramiyesi 12’ye bölünerek aylık olarak ödenecek. Bu yoldan kısa çalışma parası kısmen yükselirken diğer yanda işverenin kısa çalışma giderleri düşecek. Sendikanın bu yaklaşımına işveren işçilere 6 ay işletme nedeniyle (“betriebsbedingte Kündigungen”) çıkış vermeyecek.

Çalışma sürelerinin kısmi ücret karşılığında kısaltılması: Yukarıdaki modelin uygulanması durumunda sözleşmeli iş güvencesi 6 ay daha uzatılmak zorunda. Bu uygulama kapsamında ise haftalık çalışma süreleri genelde 28 saate kadar ve IG Metall’in özel onayı ile 26 saate kadar düşürülebilir. Ücret kaybının belli bir sınırda kalması için kısmi ücret denkleştirilmesi (aşağıya bkz.) uygulanır.

Çırakların devralınması: İşyerinde meslek eğitimini tamamlamış fakat işletmenin işe almak istemediği kişilerin işe alma imkânları bir kez daha gözden geçirilip örneğin partime veya kısa çalışma modeliyle istihdam edilmelerine çalışılacak.

Sözleşmenin ücretlerle ilgili bölümü 23 ay süreli olup 31 Mart 2012’e* kadar geçerlidir.

Kısmi ücret denkleştirilmesi

Genel uygulama:

Çalışılan            Ödenen

31 Saat            31,5 Saat

30 Saat            30,75 Saat

29 Saat            30 Saat

28 Saat            29,5 Saat

Sendikanın özel onayıyla:

Çalışılan            Ödenen

27 Saat            28,75 Saat

26 Saat            28 Saat

*) Yüzde 2,7’lik ücret artışının iki ay ertelenmesi durumunda ki bu olanağın metal işverenleri tarafından yaygın bir biçimde kullanılması bekleniyor, ücret sözleşmesi 30 Haziran 2012’ye kadar geçerli olacak. Yukarıdaki sözleşme metni NRW eyaleti için geçerli. Diğer bölgelerde sözleşme zemini aynı olmasına karşın bazı farklılıkları içeriyor. Örneğin Aşağı Saksonya’da haftalık çalışma süreleri 25 saate kadar düşürülebiliyor.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: