Küreselleşme karşıtı hareket nereye ?

ATTAC

Uluslararası planda son yıllarda sosyal gelişmelere damgasını vuran aktörlerden birisi olan “küreselleşme karşıtı hareket”, onuncu yılını bir miktar kriz içerisinde, esas olarak iç değerlendirmesini yaparak ve yönünü belirlemeye çalışarak geçiriyor. Almanya ATTAC’ın kuruluşunun onuncu yılı da aynı çerçevede değerlendirilebilir.

Başlangıçta “anti-küreselleşmeci”, bir süre sonra da “alter(natif)-küreselleşmeci” ismini alan hareket, esas olarak 1990’lı yılların karşı-devrimci karanlığı ile ona karşı direniş eğiliminin uç verdiği bir ortam içerisinde filizlendi. Sosyal temeli bakımından, on yıllarca askeri ve sivil faşist diktatörlüklerin zulmü altında yaşayan ve yeni kurtulmuş Latin Amerika’nın emekçi halklarına ve Asya’nın, Afrika’nın ezilen halklarının direniş eğilimlerine yaslandı bu hareket. İdeolojik liderliğini ise, başta Avrupa olmak üzere, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki burjuva demokrat aydınlar yapmaktaydılar.

Küreselleşme karşıtı hareket politik bakımdan, kendisini herhangi bir ülke veya birimle  sınırlamayan “global” bir protesto hareketi olarak belirginleşti. İdeolojik bakımdan, egemen „neoliberal konsepte“ karşı çıkmayı esas aldı. “Tarihin sonu” ve “başka bir yolu yok” yaygaralarına karşı, “başka bir dünya mümkündür” sloganını bayrak yaptı.

Fransa, küreselleşme karşıtı hareketin ideolojik ve sosyal temelinin hazırlanması bakımdan önemli bir rol oynadı. Sonradan Le Monde Diplomatique dergisini karargah seçerek, Tobin vergisini popülerleştiren, buradan hareketle ATTAC derneğini kuran ve daha sonra ise, Latin Amerika’daki benzerleriyle işbirliği içerisinde Dünya Sosyal Forumu’nun temellerini atan aydın ve sendikacılar, Fransa’daki 1995 büyük işçi grev ve eylemlerinin devamı olarak ortaya çıktılar. Le Monde Diplomatique dergisi içerisinde yuvalanmış olan bu ilerici aydınlar, daha 1995 grevleri sırasında işçilerle birleşme, onların eylemini destekleme yönünde olumlu adımlar atmışlardı.

İKİ ARADA

Aslında burada, bu aydınların şahsında çok berrak bir şekilde görülen ve küreselleşme karşıtı harekete karakterini veren ikili bir özelliğe dikkat çekmek gerekir. Bu kesimler; biri olumlu ve ileriye doğru gidişi sağlayan, diğeri de olumsuz ve hareketi sürekli frenleyen iki eğilim arasında kalmışlardı. Bunlar, daha kısa bir sure önce Sovyetler Birliği’nde ve Doğu Bloğu ülkelerinde yaşananlardan derin hayal kırıklığına uğramışlardı. Hatta bazıları, uzun yıllardır savundukları anti-Stalinizmin doğrulandığını varsayıp, sosyalizm yolundan sapmanın teorisini yapmaktaydılar. Proletarya iktidarını, demokratik merkeziyetçiliği, parti olarak bir disiplin içerisinde örgütlenmeyi, örgütsel hiyerarşiyi vb. Stalinciliğin dayatmaları olarak mahkum edip, bütün bu kavram ve mevhumlardan azade olmuş “yeni bir hareket” inşa etmeyi hayal ediyorlardı. Bu içerikteki bir hareket aynı zamanda, karşı-devrimin şimşeklerini hemen üzerine çekmeyecek ve nispeten huzurlu bir yaşam imkanı da bulacaktı ! Yani, küreselleşme karşıtı hareketin bir yanı, yenilmiş olanın tövbekarlığını yansıtan bu olumsuz ve sosyalizmden sapmasını, kopmasını ifade eden yandır. Ve bugüne kadar da bu hareketin çıkmaza saplanmasına, güdükleşmesine, yer yer parçalanmasına ve hep yeni bir moral bozukluğuna yol açacak bir eşikte durmasına neden olan da bu yandır.

Küreselleşme karşıtı harekete can veren diğer yan ise, emperyalizmin ve tekellerin sınırsız yağmasına karşı, 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren şurada ve burada işçi ve emekçi halk saflarından uç vermeye başlayan direnme eğilimidir. İşçi sınıfı iktidarını temsil edecek herhangi bir rejimin işbaşında kalmadığı, sosyalizm diye bilinenin çöktüğü, komünist parti ve örgütlerin ağır darbeler yedikleri ve dağıldıkları, gemiyi terk etmenin moda haline geldiği koşullarda mücadeleye atılan güçlerin bir bölümü, “neoliberalizm” adı verilen emperyalist saldırı dalgasına karşı, “yeni bir dünya mümkündür” sloganı etrafında oluşan bu harekete ilgi gösterdiler. Küreselleşme karşıtı hareketin olumlu ve ileriyi temsil eden yanı ise, işte dünyanın değişik kıta ve ülkelerindeki direnme eğilimiyle oluşturduğu bu somut ilişkidir. Tipik bunalımlı aydın gevezelikleri içinde yok olup gitmemesini, esas olarak bu özelliğine borçlu olduğunu unutmamak lazımdır.

İşçi emekçi halk hareketinin, belli başlı ileri kapitalist ülkelerdeki gelişme düzeyi ve özellikle de başta Latin Amerika olmak üzere ezilen ülkelerin emekçi halklarının mücadelesi, „küreselleşme karşıtı hareket“i de ayakta tutan esas etken oldu.

ANTİ-KÜRESELLEŞMECİ HAREKETİN AŞAMALARI

Bu hareketin gelişimini üç ayrı aşamada ele almak pek yanlış olmaz.

Birinci aşama: Esas olarak Le Monde Diplomatique dergisi çerçevesinde bu işin teorik temelinin oluşturulması, ATTAC’ın kuruluşu ile birlikte ilk pratik  adımların atılması dönemidir. Bu dönemde ağırlıklı olarak küresel emperyalist saldırı dalgasının özellikle mali alandaki yansımaları teşhir edilmiş, en basit tarafından, spekülatif para hareketlerinin vergiye tabi tutulması talep edilmiştir. Spekülasyonun asgari düzeyde bir vergiye tabi tutulmasını öneren Tobin vergisi ve Dünya Ticaret Örgütü tarafından önerilen Çok Taraflı Yatırım Anlaşması (MAI)’nın deşifre edilmesi, küreselleşme karşıtı hareketin temel propaganda konuları olmuştur. Pratik etkinlik olarak ilk önemli ve hep hatırlarda kalan hareket, 1999 yılında ABD’nin Seattle kentinde düzenlenen dev gösteriler oldu. Dünyanın her yanından anti-küreselleşmeciler Dünya Ticaret Örgütü Bakanlar Komitesi toplantısına karşı, oldukça ses getiren güçlü gösteriler tertiplediler.

Seattle’den itibaren bir kaç yıl boyunca Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, G7’ler grubu gibi uluslararası finans ve karar merkezlerinin hiçbir toplantısı “huzur içinde” yapılamadı. Dünyanın neresinde bu uluslararası kurumların bir toplantısı varsa, orada karşı zirve ve eylemler tertiplenmeye başladı. Prag’da, Nice’de, Göteborg’da, Cenova’da, Barselona’da yüz binlerce kişinin katıldığı eylemler yapıldı. Bu eylemlerin çoğu, aynı zamanda efendilerini korumak için ölçüsüz önlemler alan polis ve güvenlik güçlerinin vahşetini de gözler önüne serdi.

SOSYAL FORUMLAR, ALTER-KÜRESELLEŞMECİ HAREKETİN ÖRGÜTSEL BİÇİMİDİR

İkinci aşama: İlki 2001 yılında Brezilya’nın Porto Allegre kentinde yapılan ve bugüne kadar da devam eden Sosyal Forumlar dönemi, bu hareketin gelişimi sürecindeki ikinci aşamayı oluşturur. Dünyanın ekonomik gidişatına yön verenlerin her sene Ocak ayında İsviçre’nin Davos kentinde bir araya gelerek değerlendirme yapmalarına ve kararlar almalarına alternatif olmak üzere Porto Allegre buluşmaları başladı. Küreselleşmeciler Davos’ta, anti-küreselleşmeciler de Porto Allegre’de buluşmaktaydılar !

Sosyal Forum, küreselleşme karşıtıhareketin aldığı örgütsel biçim oldu. Bir hiyerarşiden, karar mekanizmasından, bağlayıcı sözlerden, örgüt disiplininden yoksun olarak gerçekleşen bir örgütsel biçim.

Sosyal Forumlarla birlikte gerçekleşen bir başka önemli değişim de hareketin kendini adlandırmasına ilişkin olanıdır. “Anti-küreselleşmeci” yerine “alter-küreselleşmeci” tanımlaması kabul edildi. Böylelikle, sadece protestoculukla yetinmediği, bir alternatif toplum projesinin de savunulduğu belirtilmekteydi. Ama bu alternatif toplum projesi, tartışmalar içerisinde inşa edilecekti. Her bir Sosyal Forum’da sayıları binleri bulan tartışma toplantılarının bitmez tükenmez zihin egzersizleri içerisinde bu proje henüz inşa edilmeyi beklemektedir. Tek bir şey bellidir, o da “bir başka dünyanın mümkün olduğu”dur.

Sosyal Forumlar ilk üç yıl Porto Allegre’de düzenlendikten sonra, 2004 yılında Hindistan’da, 2005’de yeniden Porto Allegre’de, 2006 yılında Pakistan, Mali ve Venezuela’da, 2007’de Kenya’da ve 2009’da Brezilya’nın Belem kentinde yapıldı. Gelecek forumun 2011 yılında Senegal’in başkenti Dakar’da yapılması kararlaştırılmış bulunuyor.

YORGUNLUK VE TAVSAMA BELİRTİLERİ

İlk bir kaç yılda militan gruplar ülke ülke dolaşır ve tüm küreselleşme karşıtı etkinliklere katılırken, bir sure sonra iş tavsamaya, yorgunluk belirtileri görülmeye başlandı. Burjuvazi de tedbirini almaktaydı. Caydırıcı yoğun polis önlemlerinin yanı sıra, toplantıların yeri de özenle seçilmekteydi. Ya yerleşim birimlerinden çok uzakta bir dağın başında ya bir küçük adada veya çölün ortasında toplantılar yapıldı. Buralara dışarıdan giderek yığılmak mümkün olmadığı gibi, harekete geçirilecek yerli bir nüfus da yoktu. Bu ve bunun gibi sorunlar nedeniyle Sosyal Forumların desantralize edilmesi yoluna gidildi. 2006’da üç ayrı kıtada  düzenlendikten sonra, 2007’den itibaren her sene yerine iki senede bir yapılmasına karar verildi. Bu arada kıtalar (Amerika, Avrupa, Asya, Afrika gibi), bölgeler (Akdeniz, Magrip, Ortadogu gibi) ve ülkeler (İngiltere, Fransa, Türkiye vb.) düzeyinde Sosyal Forumlar düzenlenmesine karar verildi ve hayata geçirildi.

Bu arada Sosyal Forumlar, savaş gibi veya herhangi bir ülkedeki ekonomik sorunlar gibi sorunlara da kendi cephesinden müdahale eden, eylemler örgütleyen bir özellik de gösterdi. Mesela 2003 yılında Irak’ın işgal edilmesine karşı dünya çapında düzenlenen ve milyonlarca kişinin katıldığı gösterilerin çağrısı Sosyal Forum tarafından yapılmıştı. Yine aynı yıllarda Almanya’da Hartz IV yasasına, Fransa’da CPE’ye, İtalya’da 18. maddeye karşı eylem ve gösterilerde, Avrupa Sosyal Forumları belirli bir rol oynamış, bu konuları gündem yapmıştı.

Üçüncü aşama: Hareketin ortaya çıkışından hemen sonra başlayan ama elde ettiği başarı nedeniyle hep ikinci plana itilen sorunların biriktiği ve bir nevi bunalıma yol açtığı aşamadır. Mesela Fransa’da 2002 yılında FKP’ye yakınlığı bilinen bir ismin ATTAC başkanlığını kazanması ile birlikte gerginlikler başladı. Bu gerginlik 2006 yılında tarafların birbirlerini mahkemeye vermesine kadar gidip, oy sayımında sahtecilik yapıldığının belirlenmesi üzerine ATTAC epey üye ve itibar kaybetti. 30 bin civarında olduğu söylenen üyelerden 5 bin kadarının üyelikten ayrıldıkları ifade edildi. Ayrılanların bir kısmı, ATTAC benzeri başka bir örgüt kurdular.

HAREKET BİR DÖNÜM NOKTASINDA

Şimdi alter-küreselleşmeci hareketin yeni bir aşamaya geçmesi gerektiğini ileri sürenlerin sayısı giderek artıyor. Sosyal Forumlarda savunulan görüşleri ileri sürerek iktidara gelmiş olan Latin Amerika’daki halkçı ilerici yönetimlerle ilişkinin niteliği, önemli tartışma konularından biridir.

Her şeyden önemlisi de salt protestoculukla olumlu bir yere varılamayacağı pratikte görülmüştür. “Zirve turizmi” bir zaman sonra tavsamış ve ilgi çekmez olmuştur. 2003’deki savaş ve işgal aleyhtarı çağrı bir kenara bırakılacak olursa, diğer Uluslararası eylem çağrılarının pek etkili olmadıkları görülmüştür. Örgütsüz ve disiplinsiz bir topluluğun, kalabalık bir yekun oluştursa bile etkili olamayacağı görülmüştür. “Partilerüstü politika”nın, aslında kendini kandırma anlamına geldiği ve uygulanmasının mümkün olmadığı görülmüştür.

Alter-küreselleşmeci hareket giderek başlangıçtaki parlaklık ve çekiciliğini yitirmekle birlikte, bugün hala önemli muhalif bir odak olmaya devam ediyor. Belem’deki son Sosyal Forum’a 150 bin kişi katıldı. Geleceğiyle ilgili tartışma sürecinden olumlu yönde bir çıkış bulması, emekçi hareketine her şeye karşın güç katar. Yeni bir sürtüşme, bitmez tükenmez tartışma ve hareketi geriletecek yönelimler ise, halk ve gençlik saflarında yeni bir moral bozukluğuna ve hayal kırıklığına yol açar. Alter-küreselleşmeci hareket ve ATTAC, kendini işçi sınıfı hareketinin ve partisinin yerine koymaya kalkışmadığı durumda, emperyalizmin saldırılarına karşı mücadelede faydalı bir rol bile oynayabilir.

Fatih Seyhan

Partiler üstücülük  hep tartışma konusu oldu

Politik partilere uzak durma konusu baştan beri küreselleşme karşıtı hareketin en tartışmalı yanı oldu. Hareketin başını çekenlerin ideolojik yapıları, siyasal kimlikleri bilindiği halde ve emperyalist küreselleşmeye karşı mücadelede siyasal partilerin vazgeçilemezliğine rağmen, böyle bir prensip konması, hep sürtüşmelere sebep oldu. Brezilya’da işin arkasında PT’nin olduğu bilinmekle birlikte pek önemli bir sorun meydana gelmezken, Sosyal forum Brezilya dışına çıktığında (2004 Hindistan) hemen bu mesele yakıcı olarak gündeme geldi. Ve hatta Sosyal Forum Şartı’na rağmen, Hindistan’da etkili komünist parti ve gruplar, Forum’un resmi örgütleme komitesi içerisinde yer aldılar.

Aynı tartışma Latin Amerika’nın bazı ülkelerindeki ilerici halkçı yönetimlere karşı tutum konusunda da gündeme geldi ve pratikte delindi. Venezuela Devlet Başkanı Chavez, bu forumları zaten bir süreden beri bir tribün olarak kullanıyor. Hatta 2006’daki foruma ev sahipliği yapan Chavez, „bir tartışma klübüne dönüşme tehlikesine“ dikkat çekmiş ve üstü örtülü olarak şartı eleştirmişti.

2009’da Brezilya’nın Belem kentinde yapılan son sosyal foruma Lula ile birlikte 5 devlet başkanı katıldı ve konuşma yaptılar. Brezilya, Venezuela, Ekvador, Bolivya ve Paraguay devlet başkanları, partilerinin de ötesinde devletlerinin temsilcileri olarak orada bulundular.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: