Sermayenin besleme partileri

partiler

İçinde bulunduğumuz kapitalist sistemde, iktidarda ya da muhalefetteki partilerin önemli bir bölümünün “sermaye partisi” olduğu; ve bu partilerle işverenler arasında ilişkilerin sadece ideolojik birlikle sınırlı olmayıp, farklı alanlarda çok yönlü ve sağlam ilişkiler kurulduğu bilinen bir gerçek.

Bu ideolojik birliğin daha iyi işlemesi için aralarında yoğun bir para ve kadro alışverişine ihtiyaç duyulur. Bu alışverişin yasal ya da yasadışı, ‚temiz‘ ya da ‚kirli‘ oluşu sermaye açısından hiç önemli değildir. Öyle ya da böyle, bürokrasinin kendi ihtiyaçlarına hizmet etmesi, bunun için de değişik renkteki partilerinin her an hizmete hazır olması esastır.

İhtiyaç duyulduğunda bir parti başkanı veya milletvekilini, bir şirketin yönetiminde; ya da bir işveren veya menajerin doğrudan parlamento ve hükümete girmesi giderek sıklaşan uygulamalar arasında girmiştir.

Keza, günümüz Almanya’sında bir çok bakanlıkta bilfiil olarak tekeller tarafından maaşları ödenen danışmanların çalıştığı da biliniyor.

Bu iki kesim arasında etkili bir diğer ‚motivasyon aracı‘ da partilere ve politikacılara verilen “bağış”, “sponsorluk” adı altında yapılan maddi yardımlar oluşturuyor. Tabii yasal olanına bağış, daha kestirmeden yapılana ise ‚rüşvet‘ deniyor! Bu motivasyonun karşılığı ise, işverenlerin çıkarına göre çıkarılan yasalar, alınan kararlar vb. oluyor.

Geçtiğimiz günlerde FDP’nin aldığı bağışlarla ilgili ortaya çıkan bazı gerçekler, bu ilişkinin çok berrak ve net bir resmini de göstermiş oldu: İktidara gelir gelmez otelcilik sektöründe katma değer vergisini düşürüen FDP, bu hizmeti için, Mövenpick oteller zincirinin sahibi milyarder August Baron von Finck’ten, 1.1 milyon Euro “bağış” aldığı ortaya çıktı!

ÖNCE PARA SONRA YASA

Sadece bu bağış ve arkasından yaşananlar partilerin ve politikacıların sermaye tarafından nasıl kolay bir şekilde parayla satın alınabildiğini ortaya koyuyor.

Ama bu durum sadece otel sahibi August Baron von Finck ile de sınırlı değildi. Otelcilerin ardından güneş enerjisi alanında çalışan firmaların FDP için bağış topladıkları ortaya çıktı. Tesadüfe bakın ki tam da bu sıralarda hükümet, güneş enerjisi işi yapan firmalara daha fazla teşvik primi verilmesini karara bağladı!

Benzer bir durum CDU için de geçerli. Geçtiğimiz yıl genel seçimlerden hemen önce BMW’nin en büyük hissedar ailesinden üç kişi ayrı ayrı 150’şer bin Euro bu partiye bağışta bulunmuştu. Ardından hükümet partileri firma arabalarını özel amaçlar için kullananlardan alınan vergileri düşürdü.

Bu üç sıradan örnek, Almanya’da hükümetlerin firmalar, tekeller tarafından “bağış“ karşılığında nasıl satın alındığını anlamak için yeterli olsa gerek.

SATILIK BAŞBAKAN!

Bunun en son başka bir örneği de, Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde yapılacak parlamento seçimleri öncesinde tekellerin para karşılığında Eyalet Başbakanı Jürgen Rüttgers ile buluşmak istemeleri oldu. CDU tarafından eyalet çapında düzenlenecek toplantılarda tekellere “sponsor” adı altında kiralanan yerlerin fiyatı, Rüttgers ile başa baş görüşmenin olup olmayacağına göre belirlendi.

Buna göre, Rüttgers ile başa baş görüşme yapmak isteyenlerden 18 bin Euro, istemeyenlerden 12 bin Euro “sponsorluk ve kira” talep edildi.

Bütün bu görüşmeleri planlayan ve ayarlayan CDU’nun Eyalet Genel Sekreteri Hindrik Wüst, gelen tepkiler üzerine feda edilerek, istifaya çağrıldı.

Rüttgers kendisini temize çıkarmak için “satılık” olmadığını açıkladı ama görüşmesini bile tarifeye bağlayıp satılığa çıkmış biri olarak bu savunmanın bir inandırıcılığı bulunmuyor.

SPONSORLUĞUN HADDİ DE HESABI DA YOK

Rüttgers’in parti kongresini finanse etmek için “sponsorluk” adı altında firmalardan para almayı planlaması çok da yeni bir durum değil. Almanya’da yıllardan beri tekeller, “sponsorluk” adı altında bakanlıklara “ödünç uzman” gönderiyor. Bu uzmanlar tarafından hazırlanan yasa tasarıları daha sonra bakanlıklar ve hükümetler tarafından onaylanarak yürürlüğe konuluyor.

Federal İçişleri Bakanlığı tarafından iki yılda bir “Federal idarede sponsorluk hizmetleri” başlığıyla yayınlanan rapora göre, 2007 ve 2008 yılları arasında sponsorluk vesilesiyle toplam 78.2 milyon Euro gelir elde edildi. En çok gelir elde eden Sağlık Bakanlığı oldu. İlaç firmalarının, bakanlığın aldığı kararları belirlemek üzere kesenin ağzını açtığı daha önce de kamuoyuna yansımıştı.

Keza bakanlar tarafından organize edilen çeşitli toplantılar, Cumhurbaşkanı Horst Köhler’in “Yaz Şenliği” de çeşitli tekeller tarafından “sponsorluk” adı altında firmalar tarafından finanse edilmişti.

“Sponsorluk” adı altında partilere, bakanlıklara ve politikacılara verilen yardımların bir de vergiden düşürülebilir bir harcama sayılması ise bu kirli trafiğin bir başka boyutu.

OPEL’İN Mİ MİLLETİN Mİ VEKİLİ?

Sermaye ve onunu partileri arasında yukarda sözü geçen ve kimi zaman yasal, kimi zaman yasadışı kılıflara bürünerek işleyen kirli trafiğin saklanamaz hale gelmesi üzerine, bunun sıradan ve normal bir ilişki gibi gösterilmek istendiğine tanık oluyoruz.  Geçtiğimiz haftalarda CDU’dan eski bir eyalet başbakanı ile yine Hessen eyaletinde aynı partiden bir milletvekilinin otomobil şirketlerine transfer olmaları; ve şirketteki görevlerinin eyalet ve federal düzeyde bürokrasi ile ilişkiler olması dikkat çeken bir başka örnek oldu. Sözkonusu politikacı işi o dereceye vardırdı ki,  hem milletvekili olup hem de sözkonusu otomobil şirketindeki görevini sürdürmede bir çelişki görmedi, ta ki kamuoyundan gelen tepkiler sonucu istifa edene kadar.

TEMİZ BURJUVA SİYASETİ YOKTUR

Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler, günlük ilişkilerinde sürekli Türkiye-Almanya kıyaslamaları yaptıklarında rüşvet, dolandırıcılık gibi olaylar konusunda genellikle Almanya’nın daha temiz olduğunu dile getirirler.

Evet, bu konularda sistemin, devletin daha tam olarak yerine oturmadığı kapitalist ülkelerde, yapılan her yolsuzluk, alınan her rüşvet daha bariz bir şekilde görülüyor. Ama, son bir kaç haftadır Almanya’da yaşananlar siyaset ve sermaye arasındaki “rüşvet”, “bağış”, “sponsorluk” olayları burada da alabildiğince yaygın hatta daha sistemli ve köklü olduğunu gösteriyor.

Çünkü bu ilişkiler asıl olarak kapitalizm tarafından üretiliyor ve her ülkede kendisine özgü bir şekilde yaşanıyor. Bu yüzden de rüşvetin, yolsuzluğun, dolandırıcılığın olmadığı temiz burjuva siyasetin mümkün olacağını düşünmek boş bir hayaldir.

(YH)

HANGİ PARTİ HANGİ TEKELDEN PARA ALDI

Partiler ile sermaye arasındaki başka bir ilişki ise doğrudan verilen bağışlarda kendisini ortaya koyuyor. Federal Parlamento’da grubu bulunan CDU, FDP, CSU, SPD ve Yeşiller de her yıl tekellerden yüzbinlerce Euro bağış alıyor.

2009 yılı içinde Bavyera Metal ve Elektronik İşverenler Birliği CDU ve FDP’ye 750 bin Euro, Allfinanz DVAG CDU ve FDP’ye 470 bin Euro, BMW tekeli CDU, CSU, FDP ve SPD’ye 462 bin 317 Euro, Deutsche Bank CDU ve FDP’ye 400 bin, Daimler AG CDU ve SPD’ye 300 bin Euro, Allianz AG CDU, CSU, FDP, SPD ve Yeşiller’e 290 bin Euro, Yog AG CDU’ya 262 bin Euro, NRW Metal ve Elektronik İşverenleri Birliği CDU’ya 170 bin Euro ve Evionik Industries AG CDU ve SPD’ye 170 bin Euro bağışta bulundu.

Sol Parti, mecliste grubu bulunup da tekellerden hiç  bağış almayan tek parti olarak gözüküyor.

Almanya’da partiler yasasına göre, 50 bin Euro’dan fazla bağışta bulunan şirketlerin adı kamuoyuna açıklanıyor.

Sermaye tarafından yapılan bağışlar ve partilerin bu bağışların karşılığı olarak çeşitli düzenlemeler yapması, elbette sermaye-siyaset arasındaki ilişkinin bir yanını oluşturuyor. Ve bu ilişki kapitalizm yaşadıkça sürecektir.

Düzenin bekçisi durumundaki partiler, düzenin asıl sahipleri olan sermaye tarafından hep beslenmeye devam edilecektir.  (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: