8 Mart’ı da kutlarız, çocuk da doğururuz!

Bangladeş’te 25 Şubat’ta çıkan bir yangında 21 işçi yanarak öldü, 50 işçi de ağır yaralandı. Bu fabrikada 6 ay içinde çıkan ikinci yangındı. Fabrikada dünyanın yaklaşık 40 ülkesinde 2 bini aşkın mağazası bulunan 74 bin kişi çalıştıran İsveçli firma H&M için üretim yapılıyordu. Acil çıkış kapısı kapalıydı. Elektrik sistemi kısa devre yapmıştı. Alevler işçileri yuttu. İşçilerin ailelerine 2000 Euro acı parası verilerek olayın üstü kapatılmaya çalışıldı. 8 Mart’ın 100. yılını kutladığımız, Newyork’ta Bursa’da yanan işçi kadınları andığımız günlere denk gelen yangın aradan geçen 150 yılı aşkın zamana karşın ne kadar az şeyin değiştiğini, insanca yaşam ve çalışma koşulları için mücadelenin kaçınılmaz olduğunu gösteriyordu.
Ancak böyle düşünmeyen hatta daha da ileri gidip 8 Mart’ın kaldırılmasını isteyen biri var. Hatta ve hatta “sosyalist anneler gününün feministler tarafından ‘bizim kadın günümüz’ olarak üstlenilmesi, yumuşak ifadeyle en büyük aptallıktır” diyen biri: Alice Schwarzer.
**
Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olan Almanya’da 3 milyon çocuk yoksulluk sınırı ya da yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve 6,53 milyon insan Hartz IV yardımı ile geçiniyor. Bu korkunç tablonun faturası ise yine kadınlara ve çocuklara biçiliyor. Sosyoloji profesörü Gunnar Heinsohn alt tabaka kadınlarının toplumsal açıdan değersiz çocuk dünyaya getirdiğini iddia ediyor.
**
Alice Schwarzer, Frankfurter Rundschau’a yazdığı makalede, 8 Mart’ı yaratan koşullara ve kadınların 8 Mart’ı sahiplenmesine kin kusuyor. Aşağılıyor. Bununla da yetinmiyor, bilmediği için değil, yadsıdığı için kadın hareketinin tarihini kendisiyle başlatacak kadar aymazlığa soyunuyor. Gunnar Heinsohn ise FAZ’e yazdığı makalede, Hartz IV alan insanların çocuklarının almayan ailelerin çocuklarına göre daha değersiz, geri zekalı ve tembel olduğunu iddia ediyor.
İnsanın tüylerini diken diken eden, ürperten, en insani taleplere bile tahammül edemeyen ve ister istemez okuyana hangi dönemde yaşadığımız sorusunu sorduran her iki makale de çıkış noktaları farklı olsa da aynı değirmene su taşımaya hizmet ediyor.

TARİHİ ÇARPITIYOR
Alice Schwarzer makalesinde alaylı bir üslupla “Bu yıl da 8 Mart’ta beni sevindiren bir çok şey gerçekleşecek: İranlı kadınlar, ülkelerindeki insan hakları için Almanya’da sokağa çıkacaklar; Wittenberg’de kadınlar kilisenin tepesine çıkarak bayrak açacaklar: Daha fazla kadın zirveye; bütün dünyada kadınlar, her yıl olduğu gibi, daha fazla kadın hakları için Marche Mondiale’de yürüyorlar” diyordu. İranlı kadınların hangi nedenlerle Almanya’da olduğu gerçeği Alice Schwarzer’i ilgilendirmiyordu, talepleri hatta kadın olmaları bile! Katolik kilisesindeki taciz skandallarıyla sarsılan Almanya’da, Schwarzer makalesinde tacize eleştiri yöneltmek yerine “kilise tepelerine çıkan kadınların” eşitlik talepleriyle alay etmeyi tercih ediyordu.
Tarihi de çarpıtıyordu. “Yani 8 Mart’ın Kadınlar Günü olduğuna çoktandır alıştık. Ama: Bu aslında nereden geliyor? Kesinlikle kadın hareketinden değil. 1970’li yıllarda 8 Mart’ı bilmezdik. Ortaya çıktığı dönem 80’li yılların başı olmalı. Doğu’da tabi ki tanınıyordu” diyordu.
Tarihe yalnızca nesnel bir biçimde baktığımızda bile Schwarzer’in söylediklerinin kabul edilemez olduğu ortada.
Kadınların eşit haklar talepleri çok eskilere dayanmasına karşın işçi sınıfının 19. Yüzyılın sonlarında, 20. Yüzyılın başlarında yükselen mücadelesi ile daha ileri noktalara taşındı. Avrupa’nın bir çok ülkesinde ve ABD’de kadınlar, yalnızca oy hakkı için değil, çalışma sürelerinin kısaltılması, kadınlara sendikalı olma hakkı tanınması, ev içi emeğin karşılığının olması gibi bu gün hala kısmen geçerli olan bir çok talep için mücadele etti ve her hakkın elde edilmesi sürecinde olduğu gibi kadınlar da haklarını kararlı bir şekilde mücadele ederek kazandı. Bugün hala kadın örgütlerinin gündeminde olan eşit işe eşit ücret, kürtaj gibi talepler, dönemin sosyal demokrat kadınları ve daha sonra da KPD’li kadınlar tarafından kararlı bir şekilde savunuldu.
Kadın tarihi araştırmacısı Gisela Bock dönemin kadın hareketini, “19. yüzyıldaki ve 20. Yüzyılın başındaki kadın hareketinin modeli erkeklerin yaşamı değildi, zaten erkeklerin çoğu bağımsız bir yaşam sürme olanağından yoksundu, aslolan gelenek ve yasaların koyduğu sınırların ortadan kaldırılması ve kişinin kendini özgürce geliştirebilmesiydi. Kadın hareketi toplumsal bir hareketti çünkü yoksulluğu toplumsal bir sorun olarak görüyordu, çünkü kadın sorununu da toplumsal bir sorun olarak görüyordu.”diyerek özetliyor.
Evet farklı renkler, tınılar taşısa da birbiriyle ayrışan ya da örtüşen yönleri olsa da 18. yüzyıl ve 19. Yüzyılın başındaki kadın hareketi, kadın sorununu toplumsal bir sorun olarak görüyordu ki Schwarzer asıl olarak buna dayanamıyor. 18. Yüzyıldan bu yana kadınların lehine çıkartılan veya yeniden düzenlenen yasaların egemenlerin “zayıf cinse” sundukları bir lütuf değil, tersine değişen toplumsal koşulların dayatması ve kadınların kararlı mücadelelerinin sonucu olmasına ise Schwarzer hiç katlanamıyor.

BUNU HEP YAPIYOR
Sorun Schwarzer’in bunları bilmemesi değil, hangi amaçla ve neden gerçekleri ve tarihi çarpıttığıdır…
Aslında yanıt açık. Schwarzer, uzunca bir süredir, kadınların mücadelesini sisteme yedeklemeye soyundu. Emma dergisinde Alman ordusuna alınan ilk kadın askeri kutlarken de, İslam’da kadının yeri, türban ve kültürler çatışması konularını ele alan kapak konularında önyargıları körüklerken de bunu yaptı.
Şimdi de krizin, yoksulluğun daha derinden hissedildiği ve buna bağlı olarak sosyal patlamaların yaşanabileceğine ilişkin tartışmaların yürütüldüğü bir dönemde, sorunları ve talepleri için bir araya gelenleri bölmeye çalışıyor. Kadınların aynı işi yapan erkeklerden yüzde 23 daha az kazandığı, Hartz IV yasalarıyla eşlerin birbirine bağımlı hale getirildiği, hala yasal asgari ücretin olmadığı, çalışmalarına rağmen yoksulların arttığı, emeklilik, sağlık ve eğitim alanlarında kötüleştirmelerin gündeme getirildiği, krizin faturasının emeğiyle geçinenlere ödettirilmeye çalışıldığı bir dönemde gerçekleşen 8 Mart kutlamalarında kadınlar tam da bu talepleri dile getiriyordu. Ve Schwarzer’in öfkesi de aslında bu taleplere ve bu sorunların üstesinden nasıl gelineceğinin açık olmasınaydı. Schwarzer makalesinde, “Ve sosyalist ülkede canına susamış (cesaretli..) yoldaşlar üç kez baskı altında olan kadınları (işyeri, alışveriş kuyruğu, çocuklar) parfümle ıslatarak eğlenirlerdi, ucuz parfümle” sözlerine yer verirken “Avrupa’da bir hayaletin dolaşmaya başladığını” daha fazla kişinin telaffuz ettiğinin de elbette farkında olarak, sosyalizme en bayağı şekilde küfür etmekten de kaçınmıyordu. Üstelik daha geçtiğimiz günlerde yapılan ankete katılan Batı Almanların yüzde 72’si, Doğu Almanların da yüzde 80’i, sosyalist bir devlette yaşamayı düşünebileceklerini söylüyordu. Eh hal böyle olunca birilerinin sosyalizme sataşması şarttı!!

ÇOCUKLAR VE KADINLAR HEDEF TAHTASINDA
Sosyolog Gunnar Heinsohn ise makalesinde, Hartz IV alan ailelerin çocuklarının gelecekte kendilerinden beklenen yetenekleri ve becerileri gösteremeyeceklerini iddia ediyordu. Sosyal yardım alan ailelerin çocukları, sosyal yardım güvencesi ile birlikte giderek daha fazlalaşacaktı ve bu durum Almanya için tehlikeydi. Bu şekilde çoğalan alt tabaka karşısında, çalışan ve üreten tabakanın çocukları giderek daha azalıyordu. Bu akıl almaz iddialarını rakamlarla temellendirmeye çalışan Heinsohn, sosyal yardım alan ailelerin çocuk üreterek kendilerini ve tabakalarını artırmasını devletin sosyal yardım süresini 5 yılla sınırlayarak engellemesini talep ediyordu. Heinsohn, Almanya’nın bu aşağı sınıfın çocuklarına değil, çalışan kariyer yapan kadınların çocuklarına ihtiyacı olduğunu söylüyordu.
Pes!
Heinsohn aslında “yoksul kadınların rahimlerini alalım, erkeklere de vazektomi yapalım üreyemesinler, yoksul çocukları da en iyisi Kaf dağının ardına bırakalım ne halleri varsa görsünler” demek istiyor. Çünkü bu “yeteneksiz” ve “beceriksiz” çocukların dünyaya gelmeleri bile hata!
Sermayenin aşırı üretim, daha fazla kar hırsı nedeniyle krizlerin yaşanması, insanların işsiz ve sosyal yardımla yaşamak zorunda kalması Heinsohn’un umrunda değil. Üstelik ona bu açıklamaları yapma cesareti veren de bu durumun kendisi. O da tıpkı Schwarzer gibi bir taraftan kin ve öfke kusarken toplumun zayıf kesimlerini hedef tahtasına koyarken bir tek şeyi amaçlıyor. Önyargıları körüklemeyi ve yaşanan sorunlar karşısında insanların giderek artan öfkelerini ve yaşam şartlarını değiştirme isteklerini sermayenin çıkarları için yönlendirmeyi.
Bırakalım başka şeyleri Emma’nın şef redaktörü de Heinsohn’da bugün dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile kadınların halen yasalar karşısında, yaşamın bütün alanlarına katılımda, toplumsal ilişki ve beklentilerde erkeklerle eşit haklara ve şansa sahip olmadığını çok iyi biliyor. Kadını ikinci cins olarak tanımlayan, ve bunun ezeli ve ebedi olduğu iddiasıyla kuşaktan kuşağa sürmesini sağlayan ataerkil sistemin, kadın ve erkeklerin geleneksel rollerinde köklü değişimler olabilmesinin önünde engeller oluşturduğunu da. Tarihsel ve kültürel olarak toplumdan topluma kimi farklılıklar içerse de asıl olarak kapitalist sistemin kadın emeğini, bedenini, doğurganlığını denetim altına aldığını da. Yoksulluğun, işsizliğin nedenlerini de.. Bu yüzden bugün kadınların mücadelesinin en başta kapitalist sisteme yönelik olması gerektiğini de. Bilinçleri bunaltmaya çalışmalarının da gerçekleri ters yüz etmelerinin nedeni de bu.
2010 yılında Bangladeş’te tekstil işçileri yanarak ölüyorsa ve H&M’in Almanya dahil 40 ülkede mağazaları varsa, sermaye kar için hiç bir sınır, kural tanımıyorsa, sadece kariyer yapan kadınların çocuk doğurmasını isteyen pervasız açıklamalar yapılabiliyorsa ekmek ve gül talebi bugün tıpkı dünyanın bütün ülkelerinde olduğu gibi Almanya’da da hâlâ geçerlidir. Bu yüzden 8 Mart’ı bir gün değil 365 gün yeni kazanımlar elde etmek ve her türden politik ve ideolojik saldırıyı püskürtmek için mücadele ederek kutlamalıyız. Şanına, içeriğine yakışır biçimde.
Ha bir de Heinsohn gibilerinin konuşmasına fırsat yaratanlara pratiğimizle yanıt vermeliyiz: 8 Mart’ı da kutlayarak, çocuk da doğurarak, mücadele de ederek!

PELİN ŞENER

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: