AB’nin sefaleti

DEU OECD Armut Ungleichheit

Avrupa Birliği (AB), bir taraftan 2010’u “Yoksulluğa ve sosyal dışlanmaya karşı yıl” ilan ederken, diğer taraftan birlik üyesi ülkelere “yoksulluk ve sosyal dışlanmayı” daha da derinleştiren neoliberal politikalar dayatıyor. Bu politikalarıyla AB’nin zengin ve güçlü ülkeleri, tıpkı içerisine iterek her türlü emir ve yaptırımlarına uyan bağımlılık ilişkilerini güçlendirdiği Yunanistan örneğinde olduğu gibi ülkelerin sayısını artırarak nüfus alanlarını ve ekonomik egemenlik alanlarını genişletmeyi hedefliyorlar.
Şubat ayının sonunda resmen başlatılan “Yoksulluğa ve sosyal dışlanmaya karşı yıl” etkinliklerinde sürekli olarak, işsizlik ve yoksulluğun düşürülmesinden söz ediliyor. Ancak bunun için atılacak somut adımlardan hiç bir şekilde söz edilmiyor.
Yani, resmi törenlerde başta AB Komisyonu üyeleri olmak üzere, üye ülkelerin ilgili bakanları, bol bol 2010’da AB ülkeleri içinde işsizlik, yoksulluk ve sefaleti önleyeceklerini ileri sürerek pembe tablolar çizmekle yetiniyorlar.
Geri bırakılmış yoksul ülkelere göre, ‘zenginlik ve refah kalesi” olarak görülen Avrupa’da izlenen politikalar, her geçen yıl biraz daha fazla insanı yoksulluk ve sefalet girdabına sürüklüyor. Ve artık Avrupa’da dolaşan yoksulluk gerçeği gizlenemez bir duruma geldiği için, AB yetkilileri lafta da olsa buna karşı bir “mücadele”den söz etmek zorunda kalmıştır.
Kuşkusuz Avrupa ülkelerinde yaşanan yoksulluk, Afrika, Uzakdoğu ya da Latin Amerika ülkelerindeki düzeylerde değildir. Ama toplum içindeki eşitsizlik ve adaletsizlik bakımından bu ülkelerden hiç de geri kalır yanı yoktur.
Dikkat çekense, yoksullaşmanın giderek artan bir eğilim olması ve gözle görünür daha çarpıcı hale gelmeye başlamasıdır. Bugün hangi Avrupa ülkesine giderseniz gidin, yoksulluk ve sefalet artık sokağa taşmış bulunuyor. Büyük kentlerin ortasında avucunu açarak ekmek parası dilenenlerin sayısı günden güne artıyor.
Dilenenlerin yanı sıra, sokakta yaşamak zorunda kalan, aşevlerinde karnını doyurmaya çalışanların sayısında bir kaç yıl öncesiyle kıyaslandığında bariz bir artışın olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor.
“Yoksulluk ve sosyal dışlanmaya karşı yıl” dolayısıyla AB’nin resmi kurumlarının ortaya koyduğu tablonun kendisi de bunu resmi olarak doğruluyor.
AB kriterlerine göre, yaşanılan ülkede ortalama net maaşın yüzde 60’ından az geliri olanlar yoksul sayılıyor. Bu kriter göz önünde bulundurulduğunda en düşük yoksulluk sınırı 158 Euro ile Romanya’da bulunuyor. Bu sınır Bulgaristan’da 233, Polonya’da ise 325 Euro.
Yoksulluk sınırının en üst düzeyde olduğu yer ise, 1375 Euro ile Luxemburg. Almanya’da ise aylık net 833 Euro’dan az geliri olanlar resmi yoksul kategorisine giriyor.
Bu kritere göre AB’de her altı kişiden biri (yüzde 17) yoksul. Başka bir değişle 500 milyon insanın 80 milyonu yoksulluk içinde yaşamaya mahkum edilmiş. En büyük ve zengin ülke Almanya’da yoksulluk oranı yüzde 13. Bu oran, tek başına çocuklarını yetiştirenler arasında yüzde 36, göçmenler arasında ise yüzde 26’yı buluyor.

AB’NİN YOKSUL ÇOCUKLARI
AB genelinde çocuklar arasında yoksulluk oranı yüzde 20. En yüksek yoksulluk oranı yüzde 33 ile yine Romanya’da. Bu ülkeyi sırasıyla Bulgaristan (yüzde 26), İtalya (yüzde 25) ve Letonya takip ediyor. Almanya’da ise 2.4 milyon çocuk yoksulluk içinde yaşıyor.
AB çapında yaşlılar arasında yoksulluk oranı ise ortalama yüzde 19. Yaşlılar arasında en yüksek yoksulluk oranı yüzde 51 ile Letonya’da. Kıbrıs’ta ise yaşlılar arasındaki yoksulluk yüzde 49. Son yıllarda emeklilik yaşının yükseltilmesi ve maaşlara zam yapılmaması nedeniyle AB genelinde yaşlılar arasında yoksulluğun daha da artması bekleniyor.
TEMEL İNSANİ İHTİYAÇLAR KARŞILANAMIYOR
AB genelinde artan işsizlik ve yoksulluk, halkın önemli bir bölümü arasında büyük sorunların yaşanmasına neden oluyor, en temel insanı ihtiyaçlar dahi karşılanamaz hale geliyor.
AB’de halkın yüzde 37’si geliri yetersiz olduğu için yılda bir hafta dahi tatile gidemiyor. Yüzde 10’u oturduğu evi yeterli düzeyde ısıtamıyor. Yüzde 9’u her iki günde bir et ya da balık satın alıp yiyemiyor. Yüzde 9’u otomobil alacak durumda değil.
Bütün bu veriler AB Komisyonu tarafından yıl dolayısıyla ilan edilen resmi rakamlar.
Ancak biliyoruz ki gerçek yoksulluk, açıklanan resmi rakamlardan çok daha yüksek düzeyde.

SEFALET BÜYÜYECEK
Bütün bu veriler, Avrupa’da yoksulluk ve sefaletin azalmasından ziyade artacağını gösteriyor.
Öncelikli olarak da bütçe açığı yüksek olan Yunanistan, İspanya, İtalya, Portekiz ve İrlanda üzerinde AB Komisyonu’nun kurduğu yoğun baskı, işsizlik ve yoksulluğu artıracak. Yunanistan’da ilan edilen “açı reçeteler” ile maaşlar düşürüldü, emeklilik yaşı yükseltildi, yeni vergiler getirildi. Benzer politikalar diğer birlik üyesi ülkelerde de hayata geçirilmek isteniyor.
Örneğin Almanya’da “Yoksulluğa ve sosyal dışlanmaya karşı yıl” dolayısıyla yapılan toplantılarda bakanlar, bir taraftan belirlenen hedeflere kısmen varılması için insanların sosyal konumlarının iyileştirilmesinden dem vururken, diğer taraftan krizin faturasını çalışanların sırtına bindirmek için yeni planlar yapıyorlar. Bunların başında iki sınıflı sağlık sistemini hayata geçirmek üzere sağlık sigortalarına kişinin gelirinden bağımsız olarak sabit miktarda prim ödenmesi şeklindeki öneri geliyor.
Yani; AB, bu yıl “Yoksulluğa ve sosyal dışlanmaya” karşı toplantı salonlarında “mücadele edecek” ama gerçek sosyal ve ekonomik yaşamda ise yoksulluğu arttıracak politikalara hız verecek…
Çünkü kapitalist sistemin “daha az ücret, daha fazla kar” mantığıyla sürdürmüş olduğu politikalar, kaçınılmaz olarak, işsizler ve yoksullar ordusunun büyümesine yol açacaktır. İşsizliğin ve yoksulluğun olmadığı bir kapitalist düzen mümkün değildir.
Özetle; dünyanın sayılı zengin merkezlerinden biri olan AB, hem içeride hem de dışarıda yoksullarla çevrilmiş bulunuyor. Bir taraftan içeride yoksulların sayısı artarken, diğer taraftan dünyanın yoksul ülkelerinden milyonlarca insan zenginlikten çok azda olsa yararlanabilmek için AB’nin yüksek ve tehlikeli duvarlarına dayanmış durumda. Kimileri, bu tehlikeli yüksek duvarları aşıp AB’nin merkezine gelmeyi başarsa da geldikleri yerdeki durum hiç de hayal edilen gibi değil.
Dünyanın sosyalist ve kapitalist ülkeler olarak bölündüğü dönemlerde, kendi ülkesindeki halkın mücadelesini yatıştırmak için özel bir pay ayıran ve çaba harcayan kapitalist devletler, belli bir süredir sağladıkları avantajlar sayesinde, artık daha rahat davranmaya; sosyal hakları ve halkın kimi ihtiyaç ve beklentilerini gereksiz bir yük olarak görmeye başladılar. Sosyal devlet, sosyal haklar, sosyal güvence vb. konularda, eskisi gibi büyük sübvansiyonlar ayırmak yerine, salon toplantılarıyla mesajlar vermek daha karlı çünkü. Karşılarında güçlü bir toplumsal muhalefet olana kadar kuşkusuz! (YH)

Cesaret yoksulluğu yener mi?
AB Komisyonunun 2010’u “Yoksulluğa ve sosyal dışlanmaya karşı yıl” ilan etmesine bağlı olarak Almanya’da Federal Çalışma Bakanı Ursula von der Leyen, “Yeni bir cesaret” başlığı altında bir kampanya başlattı. 40 ayrı proje kapsamında “yoksullukla mücadele” için 1.4 milyon Euro harcanacak.
Bakan da yaptığı açıklamada, yoksulluğun önceki yıllara göre kendisini daha açık bir şekilde hissettirmeye başladığını itiraf ederek, ‘yoksulluğu yenmek’ için “Yeni bir cesaret gerekiyor” dedi.
Yani, resmi verilere göre halkın yüzde 13’nün yoksul olduğu AB’nin en zengin ülkesinde yoksullukla mücadelenin ilacı olarak “daha fazla cesaret” gösterildi.
Evet daha fazla cesaret gerekiyor: Ama yoksulluğu ve sömürüyü üreten-savunan politika ve politikacılara karşı!

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: