Fransa, Almanya’ya başkaldırdı

Fransiz devrimi

Yunanistan’ın ekonomik durumu haftalardır AB gündeminde. Yunanistan’a yardım verilsin-verilmesin, yaptırım uygulansın-uygulanmasın tartışmaları neredeyse her gün bir başka tarafa çekilerek devam ediyor. Şimdiye kadar devam eden tartışmalarda sorunun nedeninden çok sonuçları üzerinde tartışılıyor olması “çözüm” konusunda da bir yığın önerinin yapılmasına neden oluyor.
Ama ne var ki bu “çözüm önerileri” Yunanistan’ın sorunlarını çözmek bir yana onu emperyalist ülkelere daha fazla bağımlı hale getiriyor. Ayrıca “Yunanistan sorununun” Alman sermayesinin ve hükümetinin talep ettiği yönde çözülmesine yönelik atılacak olası adımlar İspanya, İtalya, Portekiz ve Fransa gibi Akdeniz ülkelerini haklı olarak tedirgin ediyor.
Şüphesiz Fransa ekonomisi Yunanistan veya İspanya, Portekiz ekonomisi ile karşılaştırılabilecek bir durumda değil. Buna rağmen “Yunanistan sorununun” çözümüne ilişkin Almanya tarafından getirilen öneriler sadece Yunanistan için geçerli olmayacak. Maastricht kriterlerinin çiğnenmesi ve ekonomik nedenlerden ötürü AB’den yardım alma durumunda herkes için geçerli olacak! Buna aday ülkelerin başında yukarıda belirtildiği gibi başta İspanya, İtalya, Portekiz gelirken Fransa ve İrlanda gibi ülkelerde benzer bir pozisyona gelebilirler. Örneğin İrlanda’nın ekonomik durumu hiç de parlak değil. Bu ülkenin bütçe açığı yüzde 12,5 iken devlet borçlanması ise GSMH’nin yüzde 65 dolayında. Her ne kadar İrlanda ekonomik sorunlarını çözer gibi görünse de özellikle mali piyasalarda ikinci bir kriz dalgası her şeyi altüst edebilir.

“LAGERDE DOBRA DOBRA KONUŞTU”
Fransa Maliye Bakanı Christine Lagerde’nin, Pazartesi (15 Mart) günü “Financial Times” (FT) yayınlanan söyleşisi daha gazete piyasaya çıkmadan yankı yarattı. FT, “ön haber” olarak ajanslara geçtiği spotlardan hareketle Almanya’nın bütün önde gelen gazetelerinin ve dergilerinin internet sayfaları Pazar akşamı Fransa’ya kin kusmaya başladılar.
AB içindeki ekonomik dengesizliğe dikkat çeken Lagerde, özetle şunları söyledi: “Almanya iç pazarını canlandırmaya yönelik adımlar atmak zorunda. Bu Almanya’ya karşı aşırı yüksek ticaret açıkları olan ülkelerin yeniden rekabet gücünü artırmalarına ve bütçelerini dengelemelerine katkı sunacaktır.” (…) “Sadece kriterlerin yerine getirilmesi için baskı yapmak bir işe yaramaz.”
Lagerde’nin dobra dobra konuştuğunu ve şimdiye kadar Fransa ve Almanya ilişkilerinde bir tabu gibi ele alınan konuyu açtığına dikkat çeken FT, “Fransız bakan Euro bölgesindeki makroekonomik dengesizliğe, Almanya’nın rekor düzeydeki ihracatı güney AB ülkelerini ağır bir krize soktuğu gerçeğini ortaya koydu” diye yorumladı.
İngiliz “The Economist” (TE) dergisi ise 13 Mart günü piyasa çıkan sayısında aynı konuyu kapağına çekmişti. Toplam 14 sayfa ayrılan kapak “Avrupa’nın motoru – Daha güçlü bir Almanya ile yaşamak” (Europe’s engine – Living with a stronger Germany) başlığını taşıyordu. TE dergisi Almanya’dan “krizle en rahat baş eden ülke” olarak övgüyle söz ederken, bunun nedeninin yıllar öncesine dayandığına dikkat çekiyor. 1990’lı yılların sonundan itibaren gündeme gelen iş yasaları reformları, sosyal hizmetlerin yeniden düzenlenmesi, sağlık reformları sayesinde Almanya’nın rekabet gücünü önemli ölçüde arttırdığı belirtilirken en önemli unsur olarak ücretlerin düşük seviyede tutulması gösteriliyor. TE dergisi de FT gibi Almanya’nın ekonomik büyümesinin iç piyasa ile ilgili olmadığını beliriyor ve “bunun böyle sürmeyeceği bilinmeli” diyor.

ALMAN SERMAYESİ AĞIR TOPLARINI İLERİ SÜRDÜ
FT ve TE yayınlanan yazılarda söylenenler ilk kez söylenmiyordu. Uzun bir süredir AB’nin özellikle ekonomisi küçük olan ülkeleri Almanya’nın dış ticaret fazlasının sürekli rekor kırarak artmasını eleştiriyorlardı. Almanya’nın geçmiş yıllarda ücretlere uyguladığı baskıyla ekonomileri zaten zayıf olan ülkelere karşı olağanüstü bir avantaj sağladığını bildiren bu ülkeler, “Almanya’nın ekonomik büyümesinin faturasını biz ödüyoruz” görüşünü savunuyorlardı.
Tabi bu eleştiriler ülkelerin önde gelen politikacıları tarafından değil daha çok AB karşıtı kesimler ve ulusal ekonomilerinin gidişatından kaygı duyan iktisatçılar tarafından dillendiriliyordu. Bunu Almanya’da biliyordu.
15 Mart günü yayınlanan Bild gazetesinde yer alan bir haberde, Almanya’nın AB Daimi Temsilciği tarafından bir “erken uyarı raporu” hazırlandığı belirtildi. Haberde rapordan şu alıntılar yer aldı: “Bazı kesimler Almanya’ya ihracat ağırlıklı ekonomi modeliyle ekonomik büyümesini diğer Euro ülkelerinin sırtına yıktığı görüşündeler.” (…) “Almanya üzerinde şimdiye kadar elde ettiği rekabet kazanımlarından Yunanistan gibi ülkeler lehine vazgeçmesi için baskı artabilir.” (…) “AB Komisyonu, Federal Hükümet için sorun yaratabilecek bir rapor hazırlığı içinde.”
Pazartesi ve Salı günleri Alman sermayesinin bütün ağır topları, BDA, BDI, BGA şefleri besleme gazetecilerini çağırarak Fransa’ya veryansın ettiler. BDI, “Almanya’nın ihracat başarı ücret dampingi üzerinden sağlanmadığı gibi ülkenin ticaret partnerlerinin aleyhine olan bir ekonomi politikasının da olmadığını” ileri sürerken BGA, “Konjonktür motoru boğularak Avrupa’nın rekabet gücü artırılamaz” diyor ve BDA ise “Söylenenlerin hepsi saçma. Almanya’nın rekabet gücü ürettiği malların kalitesinde yatıyor, bunun başka bir nedeni yok” görüşünü savunuyor.
Gazete patronlarının büyük sermayeden aldıkları sinyalle nasıl bir kin kustuklarını yerimiz yetmeyeceği için aktaramıyoruz. Merak edenler internette Fransız bakanın ismi ile araştırabilirler. Bunun yerine Şansölye Merkel’in şu sözlerine yer vermek istiyoruz: “Almanya ücretlerin ve tüketimin devlet tarafından belirlendiği bir ülke değildir!”

DGB: DAYANIŞMACI STRATEJİ
Alman Sendikalar Birliği (DGB) baş iktisatçısı Dierk Hirschel ise verdiği bir demeçte “Güney ülkelerinin gerileyen rekabet gücünden çıkaracağımız sonuç Almanya’daki düşük ücretli işler sektörünün kurutulması olmalı” dedi. “Euro birliğinin günün birinde dağılmasını istemiyorsak o zaman dayanışmacı bir stratejiye ihtiyacımız var” diyen Hirschel, “Güney Avrupalı ihracatçıların daha geniş bir pazar bulabilmeleri için iç piyasanın canlandırılması gerekiyor. Bunun içinde merkez Avrupa’da ciddi bir ücret gelişmesi gerekiyor” dedi.
Tabi burada Hirschel’e sormak gerekiyor, “bunu kime söylüyorsunuz” diye. Sonuçta başbakan “Almanya ücretlerin ve tüketimin devlet tarafından belirlendiği bir ülke değildir” diye çok açık konuşmuş!
Euro’nun tedavüle girmesinden sonra Almanya’da parça başı üretim maliyeti yüzde 14 gerilerken bu oran aynı süre zarfında Yunanistan’da aynı kalmış, Portekiz’de yüzde 5, İspanya’da yüzde 28 ve İtalya’da ise yüzde 46 artmış! Bu rakamlar gizli bilgiler değil, DGB’ye bağlı WSİ enstitüsü bu verileri düzenli aralıklarla yayınlıyor.
Kısacası DGB hükümetten diğer ülkeler lehine “dayanışmacı bir strateji” talep etmek yerine diğer ülkelerin işçileriyle bir dayanışma stratejisi geliştirmeli! 1990’lı yılların başında Avrupa Sendikalar Birliği tarafından düzenlenen bir konferansta “ücret dampingine karşı birlikte mücadele etme” kararı alınırken özellikle Alman sendikaların bu konuda hassas olmaları istenmişti. Alman sendikaları hassasiyetlerini diğer ülkelerin işçi ve emekçileri bir yana kendi üyelerine dahi göstermediler. Hassasiyetlerini sadece “kendi” sermayeleri lehine gösterdiler. Sorunun özü de burada yatmakta!

UMUT YAŞAR

AB içinde Almanya ile ticaret zor

Ülke İhracat İthalat Fark

1. Fransa (E) 81.941 54.559 – 27.382
2. Hollanda (E) 54.142 58.044 + 3.902
3. İngiltere 53.156 33.174 – 19,982
4. İtalya (E) 51.050 39.683 – 11.367
5. Avusturya (E) 48.235 29.083 – 19.152
6. Belçika (E) 42.155 29.242 – 12.913
7. Polonya 31.626 22.768 – 8.858
8. İspanya (E) 31.296 19.256 – 12.040
9. Çek Cumhuriyeti 22.636 24.908 + 2.272
10. İsveç 15.879 10.416 – 5.463
11. Danimarka 13.271 10.443 – 2.828
12. Macaristan 11.932 14.115 + 2.183
13. Finlandiya (E) 7.099 5.330 – 1.769
14. Slovakya (E) 6.733 7.379 + 0.646
15. Romanya 6.701 5.275 – 1.426
16. Yunanistan (E) 6.657 1.853 – 4.804
17. Portekiz (E) 6.172 3.554 – 2.618
18. Lüksemburg (E) 4.652 2.849 – 1.803
19. İrlanda (E) 3.711 13.848 + 10.137
20. Slovenya (E) 3.148 3.086 – 0.062
21. Bulgaristan 1.947 1.380 – 0.567
22. Litvanya 1.457 1.166 – 0.291
23. Estonya 0.974 0.374 – 0.600
24. Letonya 0.869 0.407 – 0.462
25. Kıbrıs (E) 0.629 0.174 – 0.455
26. Malta (E) 0.317 0.258 – 0.059

Rakamlar 2009 yılına aittir ve milyar Euro olarak okunacak. (E) = Euro Para Birliği ülkeleri. 26 AB ülkesinin sadece beşi Almanya’ya karşı ticarette avantajlı pozisyonda. Ancak Çek Cum., Macaristan ve Slovakya’nın avantajlı pozisyonlarının nedenleri bu ülkelerde Alman otomobil tekelleri tarafından üretilen otomobillerini ithalatı ile ilgili olduğu göz ardı edilmemeli.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: