Helal molekül, haram molekül

Etin helali olduğunu biliyorduk da, şimdi moleküllerin helallığı nereden çıktı diyeceksiniz!
2009 finans krizinin getirmiş olduğu iflaslar, rekabeti artırarak pazara olan ihtiyacı daha da arttırdı. Yeni pazarların olmayışı bazı rant kesimlerini yeni pazarlama yöntemleri aramaya yöneltmiştir. Buldukları bu yeni pazarlama yöntemleri ise ‘helalcilik’ bazında Sertifikalama Sistemi olmuştur.
Amaç, şöyle ifade edilmektedir: “Sertifikalama Sistemi’nden istifade eden et ve gıda maddeleri imalathaneleri ve mezbahaneleri, bu sertifikalama sistemiyle helal standartlarına uygun helal gıda maddeleri üretebilecekler ve bu standardı kazanan işletmeler pazar paylarını arttırabileceklerdir”. (Avrupa Helal Sertifika Enstitüsü)
Bu yeni ‘helalciliğin’ nedeni ise, artan bu pazardan ‘pay kapma’ olarak somutlaşmıştır: Dünya ‘helal-pazarı’ 2006’da 580 milyar dolar iken, bu yıl 2 trilyon dolar olacağı tahmin edilmektedir. (Handelsblatt. 08.12.08)
Şimdiye kadar bildiğimiz ‘helal’ -Türk bakkalarından tanıdığımız gibi- sadece et kesiminden oluşmaktaydı, domuz eti zaten yoktu ve alkol de bulmak hemen hemen imkansızdı. Buraya kadar da yeni birşey yoktu.

HELALİN KAPSAMI GENİŞLETİLDİ
Yeni olan ise, bu helal kavramının genişletilerek ve derinleştirilerek, sadece et-ürünlerinin değil, bütün yiyecek maddelerinin atomlarına kadar yeniden gözden geçirilmesi ve tanımlanmasıdır.
Böylece, insanın rüyasında bile hiç akla gelmeyecek maddeler: Moleküller, vitaminler, ilaçlar, temizlik maddeleri, hatta mayalanmada kullanılan enzimler (Mesela hayvansal enzim kullanılmış mı? Kullanılmışsa islami kurallara göre kesilmiş mi?) ve bakteriler (Bakterilerin besiortamı, yani proteinler helal mi, domuz proteinleri kullanılmış mı?) bile ‘helalcilik’ kapsamına alınmıştır. “Helal kavramı yalnız gıda maddelerini değil, aynı zamanda gıda maddelerine eklenen maddeler, paketlemede kullanılanlar, kozmetik mamüller ve deterjanlar, çamaşır tozlarının içeriğindeki kimyevi maddelere kadar hepsini kapsar”. (www.halal-zertifikat.de).
Bütün bu ürünlerinse sertifikalanması gerekmektedir. İşte tam da bu sertifikalama sistemi, ‘Helalci’lerin yeni rant kapısını oluşturmaktadır, çünkü bu hizmetler için binlerce Euro yıllık aidat ödenmesi gerekmektedir. Böylece ‘helal’in derinliğine ne kadar inilirse sertifikalanması gereken ürünler ve kârlar o kadar da artacak.
Bu sertifika firmaları bugün sadece gıda sektöründe (Nestle, Dr. Oetker, Müller, Gazi) değil, aynı zamanda gıda sektörüyle hiç alakası olmayan kimya sektöründe de (Basf, Bayer, Degussa, Evonik, Merck) faaliyet göstermektedirler.
Ve olayın en kârlı yanı da tam burada başlamaktadır. Bu bakımdan dünyanın en büyük kimya firmalarının ‘Helalcilik’e ilgi göstermeleri nedensiz değildir. Mesela BASF Kimya Şirketinin (ciro: 62 milyar €, 100.000 işçi, 2008) ‘helalcilik’le olan ilişkisi açık olarak görülüyor.
Amaç, pazarlanması bütün dünyada mümkün, her dinde ve kültürde kabül gören evrensel vitaminler üretmektir. “İngiltere`nin Principle Healtcare ve `nın Duchesnay`i gibi ilaç şirketleri, artık jelatin ya da diğer hayvansal türevler içermeyen ‘helal vitaminler’ satıyorlar”. (Zaman 30.05.2009)

HELAL PAZAR PAYI ÇOK BÜYÜK
Sadece temizlik maddelerine bakıldığında, bu maddelerin içinde alkol bulunduğu kuşkusuzdur (alkolün yağ çözücü niteliğinden dolayı). Amaç artık alkol-molleküleri içermeyen yeni helal-ürünler (Helal-omo, -pril, -Nivea, aklınıza ne gelirse!) pazara sürmektir. Bütün bu ürünler göz önünde bulundurulduğunda bu pazarın ve arkasında yatan kârın ne kadar büyük olduğu tahmin edilebilir. Diğer bir olgu ise bu firmaların, ulemanın ve din bilginlerinin İran’dan veya Malezya’dan verdikleri fetvalar ile İslami şartlara göre, yani helal-üretimde bulunmaları ve bu gibi hizmetlere meşruiyet kazandırmalarıdır.
İşlerine geldiğinde Helal-vitamin, çözüm bulamadıkları zaman da, Kuran’a atıfta bulunarak (bozuk Türkçe ile) işin içinden çıkılacaktır.
Burada kimin daha fazla kâr edip etmeyeceği önemli değildir. Önemli olan bu gelişmelerin topluma nasıl yansıyacağı ve sonuçlarıdır.
Ürünün ve üretimin kendisi, ya talep’e göre şekillenir, ya da talepin kendisi ürün ve üretime göre şekillendirilir.
Yani bugün Almanya’da bu gibi helal ürünlere (Helal-deterjan, -şampuan, -makyaj, -İlaç) rağbet gösteren muhafazakâr bir toplumun varlığı gerekmektedir. Almanya’daki Türkiyeli toplum yakından incelendiğinde, bu gibi ürünlere (et hariç), talebin yok denecek kadar az olduğu görülecektir. O zaman “Bu kadar helal-vitaminleri kim yutacak?” sorusu akla gelmektedir.
Bunun anlamı ise, bugün Almanya’da Türkiyeli toplumun dışarıdan bir etki ile daha da muhafazakârlaştırılmasıdır ki, bu sağlandığı ölçüde, helal ürünlere ilgi artacak ve helal vitaminler yutulacaktır.

İŞÇİLER ARASINDA HELAL-HARAM AYRIMI
Diğer bir olgu ise bu “helal üretim”in, bugün birlikte çalışan işçilerin zaman içinde birbirinden ayrılmasını da öngörmesidir.
Çünkü bu üretim tarzı (helal-üretim) Arap ya da Türk, Müslüman ve erkek işçi gerektirmektedir!
“Helal üretim”de bulunan Müslüman, Türk ve erkek işçi, “haram üretim”de bulunan Alman, Hıristiyan işçi ile karşı karşıya getirilecektir yani. Ayrıca süpermarketlerde de, “helal ürünler”le “haram-ürünler” ayrıştırılacak, hatta bu bölümlerdeki görevli personel de ona göre ayarlanacaktır!
Öyle ki, insanlar, alışverişte, “helal deterjan mı, yoksa haram deterjan mı ikilemi”ne girecek; ulemaya da sorulduğunda: ‘Ürünün helali varken haramını almak günahtır’ denilecek ve hatta, “helal eti haram pril ile yıkanmış tabakta yemek mübah mıdır?” gibi karmaşık sorular gündeme gelebilecektir!
Belki dahası da olabilir: İşçilerin bir bölümünün Hıristyan sendikasında örgütlenirken diğerlerinin Müslüman sendikasında örgütlenmesi gibi…
İşin bir diğer boyutu da kazanılan para ve elde edilen kârın “helal banka”ya yatırılamasıdır. ‘’İlk şeriat Bankası Mannheim’a geliyor: Faiz, Şans ve erotik sektöründe yatırımlar yasak’’ (heute.de, 29.12.09). Sanki en büyük vurgunlar ve dolandırıcılık banka sektöründe ve kendine ‘’temiz’’ sıfatını yapıştıran din söylemli firmalar da olmamış gibi davranılmaktadır. (2009 Finans krizi, Yimpaş, Jetpa, Kombassan, Deniz Feneri…)
Bu gelişmelerin topluma yansıması ise giderek, bulundukları toplumun dışına çekilmesi, paralel toplum haleine gelmesi, yerli toplumun önyargılarını ve korkularını güçlendirmesi olacaktır.
Yakından bakıldığında, bu artan helal üretim ve ona tekabül eden toplumun yaşayış tarzı ile (ekonomik, kültürel, siyasal) bunu bir tehlike olarak algılayan yerli halk arasındaki çelişkilerin bir paralellik taşıdığı görülebilir.
Der Spiegel (37/2008) dergisi bunu dolaylı olarak şöyle ifade ediyor: ‘’Globalizm, Minare inşasına şiddetli ama başarısız olarak karşı çıkan İsviçre’nin 4983 nüfuslu Wangen kasabasına da ulaştı. Burada Nestle firması Müslümalar için helal yufka üretiminde bulunuyor’’.
Bugün Avrupa’da en çok “helal üretim”de bulunan ülkelerden biri de İngiltere’dir: ‘’İngiltere’deki fast food zinciri Kentucky Fried Chicken (KFC), menüsüne ‘helal tavuk’ koyuyor, McDonald’s ise ilk “Helal Burger” satan mağazasını açtı.’’
İngiltere’de bu gelişmelerle aynı dönemde şeriat hukukunun tartışılması tesadüf değildir. ‘’Anayasa Mahkemesi Başkanı şeriat’ı hukuk sistemine entegre etmek istiyor’’ (Spiegel online, 04.07.08).
Sorun helal değildir. Sorun, birilerinin, sadece kendi çıkarları için bu kavramları -işlerine gelecek şekilde- molekülerine kadar derinleştirerek ve yeniden tanımlayarak, insanların inanç ve duygularını sömürmek istemeleridir.
Helal, dindar insan için yerine getirilmesi gereken kurallardan birisi iken, “Helalcilik”, rantçıların azami karını gerçekleştiren bir araçtır.
İşlerine geldiğinde mangalda kül bırakmayan bu rantçı kesimler müslümanların ya da Türklerin aşağılanması karşısında sesiz kalmayı (çıkarları gereği) tercih etmektedirler.
Evet, sorun “helal sorunu” değil, ama rantçılar ve bütün dünyayı bir pazardan ibaret gören şirketlerle, onlara sertifika dağıtarak pazara ortak olan “iş bitirici Islamcı”lardır.

Die Gaste, SAYI: 11, 15.03.2010

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: