Yunan kardeşlerimizle dayanışmaya!

Greece Financial Crisis Strike

AB ve Euro ülkesi Yunanistan iflasın eşiğinde. Geçtiğimiz Aralık ve Ocak aylarında piyasaya sürülen devlet tahvilleri ile piyasadan “sıcak para bulundu” ama sorunlar çözülmedi, bir süreliğine ertelendi. Aralık ve Ocak aylarında “bulunan sıcak para” uluslararası mali sermayenin kasalarına akıtıldı bile. Ama Nisan ve Mayıs aylarında toplam 20 milyar Euro hacminde kredilerin ödenmesi söz konusu.
Yunanistan’ın Euro Para Birliği’ne girebilmek için 1990’lı yılların sonunda devlet bilançolarını maniple ettiği ilk kez 2004 yılında ortaya çıkmıştı. Alman “Süddeutsche Zeitung” gazetesi 2004 Eylül’ünde yayınlanan ve değişik diplomatik kaynaklara dayandırılan bir haberinde Yunanistan’ın, AB ortak para birimi Euro’ya dahil olduğu tarihten bu yana, her yıl AB’nin İstikrar Kriterleri’ni ihlal ettiğini (İstikrar Paktı kriterlerine göre, AB ülkelerinde bütçe açığı ulusal gelirin yüzde 3‘ünü ve devlet borçları ulusal gelirin yüzde 60’ını geçmemesi gerekiyor) yazdı.
Bir süre devam eden tartışmalarda Yunanistan’ın AB’ye sunduğu 2000 yılından önceki bütçe raporlarının da denetlenmesi talep edilmesine karşın bu tartışmalar daha sonra sessiz sedasız kapandı, ta ki bugüne kadar.
Bugün benzeri tartışmalarla yeniden karşı karşıyıyız. Ancak bugün önemli bir fark var. Devlet bilançolarını maniple edilmesinde ABD mali sermayesi de devrede.
Şubat ortasından bu yana ortaya çıkan bilgilere göre, ABD yatırım bankları Goldman Sachs, Lehman Brothers’in Atina hükümetine 1999’dan bu yana çok değişik biçimlerde “yardım” ettiler. Örneğin 2000’li yılların sonuna kadar yapılması planlanan özelleştirmelerden elde edilecek gelirler, yine aynı süre zarfında milli piyango ve loto/toto gibi bahis oyunlarından ve limanlardan elde edilecek gelirler sanki elde edilmiş gibi gösterilerek bütçe açıkları kapatılmış. Yine aynı yöntemle uluslararası finans kuruluşlarından alınan krediler devlet geliri olarak gösterilmiş. Bu tarzda hazırlanan bilançoların patlamaması için aynı yöntemin sürdürülmesi gerekiyor. Yani gizli borçlanma sürekli artıyor. Ve vadesi gelen krediler yeni kredilerle finanse ediliyor. Ta ki daha büyük bir sorun yaşanıncaya, şimdi olduğu gibi kriz patlak verinceye kadar, bu yöntem bir şekilde kör topal yürüyor.
Benzeri iddialar İtalya, İspanya ve Portekiz içinde ileri sürülüyor. Bu ülkelerin de bilançolarında hile yaparak Euro sistemine girmenin yolunu açtıkları söyleniyor.
Yunanistan, az gelişmiş ülkelerin ulusal egemenliklerinin emperyalistler arası çatışmalarda nasıl ayaklar altına alındığına da örnek teşkil ediyor.

DURUMU DAHA DA KÖTÜLEŞTİREN GELİŞMELER
Yunanistan’ın ekonomisinin kötü olduğu biliniyordu. Ama durumun bu kadar kötü olduğu tahmin edilmiyordu. Bir yıl önce kriz nedeniyle bütçe açığının yüzde 3,7 düzeyinde gerçekleşeceğini açıklayan Yunanistan Ulusal İstatistik Bürosu, Kasım 2009 sonuna doğru bütçe açığının yüzde 12,7 olacağı düzeltmesi yayınladı.
9 Aralık günü halka seslenen Başbakan Papandreou, “Eğer krizin dramatik sonuçlarıyla baş edemezsek ulusal egemenliğimiz tehlikeye girecek” diyerek ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikeye işaret etmişti.
Peki, Yunanistan bu duruma nasıl geldi, buna bakmakta fayda var. Ekonomisinin yüzde 70’i hizmet sektörü, yüzde 22’si endüstri ve 8’i ise tarımdan oluşan Yunanistan özellikle Euro bölgesine girdikten sonra ekonomisi güçlü olan AB ülkelerine karşı ihracat açığı hızla büyüdü. Yunanistan’a karşı sert tavır alınmasından, yapılacak olası yardımları sert koşullara bağlanmasından ve Yunanistan’ın AB dışından (IMF, ABD, Çin) kesinlikle herhangi bir şekilde yardım talebinde bulunmaması için kamuoyunda ve uluslararası alanda yoğun baskı yapanların başını Almanya çekti.
Almanya 43 milyar Euro ile Fransa (55,2) ve İsviçre’den (55) sonra Yunanistan’ın en büyük üçüncü alacaklısı (alacaklılar söz konusu ülkelerin bankalarıdır!) olduğu gibi aynı zamanda ülkenin en önemli dış ticaret ortağı konumunda. Dış ticaretinin üçte ikisini AB içinde gerçekleştiren Almanya’nın neredeyse bütün AB ülkelerine karşı ticaret fazlalığı bulunuyor.
Bunun bir nedeni Almanya’da bugüne kadar uygulanan ücret politikasıdır. Almanya’da sermaye, sendikaların “ılımlı ücret politikası” ile 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren ülke içinde ücretleri pratik olarak dondurdu. Alman sermayesi böylece ihracatta rekabet avantajı sağladı.
Almanya’nın AB’nin diğer ülkelerine karşı bu avantajlı pozisyonu Euro’ya geçişle sağlamlaştı ve AB içindeki ekonomik ağırlığı arttı. Güçlü Mark ile AB içindeki ihracatta dezavantajlı(!) pozisyonda olan Almanya, Euro’nun ilk etapta 12 AB ülkesinde tedavüle girmesiyle birlikte bu dezavantajını avantaja çevirdi. Artık Almanya’nın ürettiği bütün mallar Euro kullanan ülkeler tarafından kur farkı ve döviz rezervlerinin erimesi kaygısı olmaksızın daha rahat satın alınıyordu.
Ancak Yunanistan (ve diğer PİİGS* ülkeleri) “kaygısız” ticareti borçlanarak yaptı. Diğer yanda Almanya’nın Yunanistan’a “yatırımları” da bu son 10-15 yıl içinde çok ciddi olarak arttı. Alman tekelleri limanlarda, tersanelerde, havaalanlarında ve telekomünikasyon alanlarında ciddi ortaklıkları olduğu gibi Aldi, Lidl, Saturn, Media Markt, Metro, Praktiker gibi çok sayında mağaza zincirleri de ülkeye “kök” salmış durumda. Bütün bunlar AB içindeki ekonomik dengesizliğin büyümesine neden oldu ve olmakta.

AŞAĞILAYICI ALMAN POLİTİKASI
Geride bıraktığımız haftalarda Alman basınında Yunanistan ile ilgili çok sayıda aşağılayıcı yayın yapıldı. “Tembel”, “işlerini genelde rüşvetle halleden”, “genç yaşta emekli olan”, “AB’ni aldatan sahtekâr Yunanlılar” içerikli “haberlerin” ardından “Yunanlıların borçlarını Alman işçileri mi ödeyecek”, “Almanya bütün krizin yükünü çekemez”, “Yunanlı dostlarımız da biraz çalışsalar nasıl olur?” başlıklı sözde haberler manşetlere taşındı.
En son hafta ise gazete sayfalarından “Yunanlı dostlara” akıl verilmeye başlandı. “Sevgili Yunanlılar adalarınızı satın”, “Akropolis iyi para eder”. İkinci sıradaki politikacılar basının çizdiği yoldan devam ederek Yunanistan’ı aşağılamayı sürdürdüler. Bazı politikacılar hangi devlet binalarının satılabileceği üzerine kafa yormaktan geri durmadılar.
Yunanistan Başbakanı Giorgos Andrea Papandreou’nun Almanya’ya geldiği gün (5 Mart) ülkenin en büyük bulvar gazetesi Bild, “Sevgili Başbakan” diye başlayan mektup yayınladı. Mektupta; “Bu satırları okuyorsanız ülkenizden çok farklı bir ülkedesiniz. Almanya’dasınız. Burada insanlar 67 yaşına kadar çalışmaktalar ve memurlar için 14. aylık çoktandır yok.” (…) “Almanya’nın da yüksek borcu var ama biz bunu ödeyebiliriz. Çünkü biz sabah çok erken kalkıyoruz ve bütün gün çalışıyoruz. Çünkü biz aldığımız maaşın bir bölümünü kötü günler için saklıyoruz” diye aşağılayıcı saldırgan bir üslup kullanmaktan kaçınmadı.
Alman sermaye basını nedenle sonuç arasındaki bağlantıyı gizleyerek Yunanistan ve diğer Güney ve Doğu AB ülkelerinin ekonomik durumlarının bu kadar kötü olmasının ana nedenlerinin biri olan Alman politikasının üstünü örtüyordu.
Yunanistan’a karşı sürdürülen aşağılık kampanyaya Türk sermaye basını da katıldı. Gazete ve dergilerde Yunanlı emekçilerin “tembel” olduğu, Yunanistan devletine ait şirketlerde, kamu hizmet kurumlarında ve devlet dairelerinde istihdamın çok fazla olduğu herkesin yan gelip yattığına dair onlarca yazı ve “araştırma” yazıldı

ABD VE SPEKÜLATÖRLERİ
Krizin patlak vermesiyle birlikte Yunanistan’ın (ve diğer PİİGS ülkelerin) kredi puanları sürekli düşmeye başladı. Yunanistan’a sahte bütçe hazırlamada yardımcı olan ve kredi veren mali sermaye kurumları mali piyasalarda bu ülkenin kredilerini ödeyemeyeceği üzerine bahisler yapmaya başladılar.
Devlet tarafından verilen kredi güvencelerini (devlet tahvilleri) piyasadan toplayan mali sermaye grupları bunları belli bir süre sonra yeniden geriye dönecek şekilde satın alma şartıyla başka spekülatörlere (vurgunculara) satıyorlar. Ardından ise söz konusu devletin verdiği güvenceleri yerine getiremeyeceğini ileri süren bankalar ve yatırım fonları kredi güvencelerinin (devlet tahvilleri v.b) değerinin düşmesini, yani devletin daha fazla faiz ödeme karşılığında tahvilleri piyasaya sürmesini sağlıyorlar. Eğer plan tutarsa bir süre önce sattıkları kredi güvencelerini piyasadan daha ucuza toplayıp aradaki farkı kasalarına aktarıyorlar.
Eğer Yunanistan, Euro ülkesi olmasaydı sorun Yunanistan ile sınırlı kalırdı. Bu durumda Yunanistan mali piyasaların baskısına boyun eğerek ulusal para biriminin değerini düşürme (enflasyonu artırma-para basma) imkânına sahip olduğu gibi IMF gibi uluslararası bir kurumdan borç alabilirdi. Ama durum böyle değil ve Yunanistan artık ulusal para politikası yürütecek durumda olmadığı gibi gelinen yerde kimden borç alacağına dahi karar veremiyor. Yani “ulusal egemenliği”ni çoktan yitirmiş bir durumda.
Diğer yandan yapılan spekülasyonlar Euro Para Birliği’nin, bir bütün olarak baskı altına alıyor. Yunanistan piyasadan aldığı krediler için yüzde 6,5 dolayında faiz öderken aynı para birimini kullanan Almanya yüzde 3,2 dolayında faiz ödüyor. Ve tamda burada büyük sorunlar başlıyor. Almanya dışındaki Euro ülkeleri, Yunanistan sorunlarını kendisi çözsün” diyebilecek pozisyonda değiller. Yunanistan borçlarını ödeyemez duruma geldiğinde -ki gidişat bu yönde- sıra diğer Euro ülkelerine ve en sonunda Almanya, Fransa gibi ülkelere de gelecek. Euro daha fazla baskı altına girecek ve değer kaybedecek. Asıl olarak da Euro üzerinden işlem yapan bütün AB bankaları da iflasın eşiğine sürüklenebilecekler.
Yunanistan’ın spekülatörlerden kurtulabilmesi ve ağır faiz yükünün altında ezilmemesi için bir yerlerden yardım alması gerekiyor. ABD Başkanı Barack Obama, “dost ülke Yunanistan’ı yalnız bırakmayacaklarını ve her türlü yardıma hazır olduklarını” açıkladı. Bunun için “ABD’nin IMF’deki ağırlığını kantara koymaktan kaçınmayacağını” söyleyen Obama, Yunanistan’a “kararı siz vereceksiniz” mesajı verdi. Tabi iş bu kadar basit değil! Yunanistan’ın IMF’den borç alması ve bunun şartlarını yerine getirmesi demek ABD’nin AB Para Birliği’nin para politikasına karışması anlamına geliyor. Şimdiye kadar IMF aracılığıyla tek tek ülkeleri esir alan ABD mali sermayesi bu yoldan bütün Euro ülkelerini esir alma şansını elde etmiş olacak!
Bu durumda bir ara sonuç olarak ABD’nin Euro Para Birliği’ne karşı uzun erimli bir plan hazırladığı ve uyguladığı söylenebilir. Bu da ABD’ye karşı gelişen Almanya/Fransa merkezli AB’ye karşı alınmış bir önlemi ifade eder.

IMF-EMF TARTIŞMALARI
Ocak ayı içinde sıcak para bulmak için piyasaya devlet tahvili süren Yunanistan hemen alıcı bulamayınca, “Yunanistan devlet tahvillerini Çin’e satmayı değerlendirmekte fayda olduğu düşünüyoruz” açıklamasını yaptı. Bunun üzerine harekete geçen Almanya ve Fransa, Çin’in kriz döneminde AB tahvilleri satın almasını kabul etmeyecekleri açıkladı. Kısa bir süre sonra Almanya’nın en büyük bankası olan Deutsche Bank şefi Josef Ackermann, bizzat Atina’ya giderek devlet tahvillerinin kısa sürede piyasada alıcı bulmasını sağladı.
Fakat yukarıda ayrıntılarıyla aktarıldığı gibi Yunanistan’ın sorunları bir seansla çözülecek gibi değildi. Çaresizlik içinde olan Yunanistan Maliye Bakanlığı ikinci bir hamle yaparak Obama’nın teklifini değerlendirdiklerini açıkladı. Almanya ve Fransa Yunanistan’ın “ev ödevlerini” yani AB’nin dayattığı tasarruf önlemlerini hayata geçirmesini ve IMF’yi kesinlikle sürece karıştırmamasını talep ettiler. Yunanistan’ın en büyük alacaklısı olan Fransa, Cumhurbaşkanı Sarkozy aracılığıyla, “Yunanlı dostlara yardım” sözü verdi. Bu arada Fransız ve Alman maliye bakanları IMF’ye benzer bir kurum, Avrupa Para Fonu (EMF), üzerine görüşmelere başlamışlardı.
IMF’nin sürece müdahil olması durumunda bu AB’yi zayıflatacaktı. AB bu sorunu geçen yıl çok ciddi olarak yaşamıştı. Macaristan ve Letonya IMF’den borç almak zorunda kalmışlardı. Bu ise AB’nin siyasi birliğini ciddi olarak sınamıştı! Fakat bir Euro ülkesinin IMF’ye başvurması sorunların çetrefilleşmesine neden olacaktı. Ayrıca Yunanistan’a izin verilirse ardından İspanya, İtalya ve Portekiz gibi ülkelere IMF’ye başvurmamaları için kimse karşı çıkamazdı.
Kurulması planlanan EMF’nin IMF’ye rakip bir kurum olmayacağını, görevinin AB içindeki mali sorunları çözmeyle sınırlı kalacağını söyleyen Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble, “EMF’nin şartlarının bir kısmı ister istemez IMF’ye benzer olacak. Bunun yanı sıra EMF’ye başvuran Euro ülkelerinin AB görüşmelerinde oy hakları sınırlanabilir, hatta bazı oturumlarda oy kullanma hakları olmayabilir” dedi. Bu pratik olarak ekonomik sorunları artan Euro ülkelerinin, bu ülkelerin sayısı içinde bulunduğumuz yıl içinde artabilir, ulusal egemenliklerini Almanya ve Fransa lehine askıya alınacağı anlamına geliyor.

SALDIRILAR HALKI HEDEFLİYOR, MÜCADELE ŞART
Yunanistan hükümetinin Ocak ayında piyasalardan aldığı 5 milyar Euro krediye güvence (karşılık) olarak uygulamaya koymaya çalıştığı tasarruf paketi Yunanlı işçi ve emekçiler daha fazla yoksullaşacak. Nisan ve Mayıs ayları için gerekli olan 20 milyar Euro hacmindeki kredinin faturası daha ağır olacak.
Kamu ücretlerinin yüzde 15-20 arası düşürülmesi ve gelecek yıllar için dondurulmasını, emeklilik yaşının yükseltilmesini, kamu personelini azaltmak üzere işe alımlarını durdurulması ve diğer saldırıları “doğru yönde atılmış ilk adımlar” olarak değerlendiren AB emperyalistleri önümüzdeki aylarda aynı yönde saldırıları artıracaklar. 2008 yılında Yunanistan Telekomu OTE’nin yüzde 51’i Alman Telekom’a satılmak isteniyordu. OTE çalışanlarının grevleri ve halkın protestoları karşısında geri adım atmak zorunda kalan hükümet, OTE’nin “sadece” yüzde 30’unu Almanlara satabildi. Benzeri durum Pire limanı içinde geçerli: Yabancı sermayeye peşkeş çekilmek istenen limanın şimdilik özelleştirilmesiyle yetinindi. IMF’den veya kurulması olası görünen Avrupa Para Fonu’ndan (EMF) alınacak “yardımlar” özelleştirmelerin ve işten atma saldırılarının artmasına neden olacak. Emperyalist ülkeler ve kurumları özellikle sağlık ve enerji alanlarının “liberalleştirilmesi” için yıllardır Yunanistan üzerinde baskı yapıyorlar.
Sonuç itibarıyla Yunan emekçiler için saldırganın adının IMF veya EMF olması bir şey değiştirmiyor. Yunanistan’a yönelik bu saldırıların önü kesilmese sırada İspanya, Portekiz, İtalya var. Bu ülkelerde de kaybeden emekçi halklar olacak.
Yunanistan’da yaşanan bu durum, Yunanistanlı işçi ve emekçilerin yürüttükleri mücadelenin daha da güçlü şekilde sürdürülmesini ve Avrupa ülkeleri emekçileri başta olmak üzere sermaye politikalarının hedefindeki tüm emekçiler tarafından desteklenmesinin şart olduğunu gösteriyor.

SERDAR DERVENTLİ

*PİİGS ülkeleri olarak Portekiz, İtalya, İspanya, İrlanda ve Yunanistan adlandırılıyor. Pig İngilizce’de domuz anlamına geliyor, Pigs ise domuzlar. Almanya’da “bankaları denetleme kurumu” olarak görev yapan “ “Bafin” tarafından hazırlanan bir rapora göre Alman bankalarının bu ülkelerden toplam 550 milyar Euro alacağı bulunmakta. Bu Alman bankalarının ülke dışından alacaklarının yüzde 20’sine tekabül ediyor. Alman bankaları İspanya ve İrlanda’da alacaklıların başında, İtalya’da ise ikinci sırada geliyorlar.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: