İsrail’de sessizliği bozuyoruz

Daha önce İsrail ordusunda Filistin halkına karşı işlenen suçlara katılan eski askerler, yapılan haksızlıklara dur diyebilmek için “Sessizliği Bozmak” (Breaking the Silence) adıyla bir örgüt kurarak, İsrail ordusunun gerçek yüzünü deşifre ediyorlar. Almanya’da çeşitli görüşmelerde bulunan örgütün yöneticilerinden Yehuda Shaul, Stuttgarter Zeitung’a verdiği söyleyişi özetleyerek yayınlıyoruz. Shaul, Gazze’te yapılan katliamın sadece buzdağının görünün kısmı olduğuna dikkat çekiyor.

Örgütünüzün hedefi nedir?
Hedefimiz, Filistin’deki sivilleri kontrol etme amacıyla askerlerin gönderilmesinin neye mal olduğu konusunda bir tartışmayı körüklemektir. Biz asker olarak işgal edilmiş topraklara gidemiyoruz ve oradakiler de bize iyi gözle bakmıyor. Biz örgüt olarak şu anda Westbank’ın işgal edilmesine son verilmesini talep etmiyoruz. Biz diyoruz ki: Yapılanların bedeli var. Filistinlilere kötü muamele etmek üzere gönderilen askerlerin durumu söz konusu olan. Sadece bir kaç çürük elmadan ibaret değil mesele. Çünkü biz kendimiz de oradaydık ve bizden istenen her şeyi eksiksiz bir şekilde yaptık.

Hangi kuralları ihlal ettiniz?
Eğer Filistinlilere kötü muamele yapan İsrail askerlerini cezaevine atmak isterseniz, o zaman karşınızda bir nesilin olduğunu görürsünüz. Çünkü hiç kimse oradan temiz ellerle geri dönmüyor.

Siz 2009’da Gazze’ye yapılan saldırıdan sonra askerlerin yaşadıklarını kamuoyuna açıkladınız. Etkisi çok büyük oldu.
Her kesimin sert saldırılarına maruz kaldık. Ordu, radyo ve televizyon kanallarının bizi davet etmesinden endişe etti. Başbakan Ehud Olmert bize kamuoyu önünde açıkça saldırdı. Dışişleri Bakanı Avrupa turuna çıktı ve bize yapılan bağışları durdurmaya çalıştı. Bizi, 26 askerin ifadelerinin anonim olmakla suçladılar. Ordunun ilk eylemi, acımasız bir şekilde bizi susturmak için galerimizi dağıtmak oldu. Ayrıca bizi Avrupa’nın ajanı olmakla suçlayarak, gözden düşürmeye çalıştılar. İsrail’de en kötü olan şey başka bir devlet adına ajanlık yapmaktır.

Bu tepkiler sizi şaşırttı mı?
İlk günlerde, çok büyük bir hata yaptığımızı düşündük. Ama hayret edici şekilde bütün bu saldırılar normal vatandaşlar arasında pek etkili olmadı. Bu yüzden de yaptığımız çalışmalara ilgi sürekli arttı.

Kamuoyuna açıkladığınız raporun gerçek olduğundan ne kadar eminsiniz?
Bizim projemizin derhal ölmesi, geçersiz hale gelmesi iki şeye bağlı: Birincisi tanıkların kaçması ya da cezaevine atılması. Çünkü, biz yapılan katliamlar sırasında insanların kalkan olarak kullanıldığını, hareket halindeki arabaların havaya uçurulduğunu ve topçu mermilerinin sivil insanların yaşadığı mahallere sıkıldığını söylüyorduk.
İkinci de, doğru olmayan olayları kamuoyuna açıklanmasıydı.
İsrail ordusu tarafından yapılan katliamları duyurmaya başladığımızda, olaylara katılan askerlerden bize katılmak isteyenler oldu. Bunları sıkı bir incelemeden geçirdi. Hangi motifle anlatmak istiyor? Çalışmamız kulaktan kulağa yayıldı. Bir asker arkadaş başta bir arkadaşını getiriyordu, bizimle konuşması için. Konuşmaya gelenlerin kimliklerini inceliyorduk. En sonunda da anlattıklarının doğru olup olmadığının iki tanık tarafından onaylanmasını istiyorduk.

Gazze’nin bombalanmasından sonra da mı bu yola başvurdunuz?
Çok tanık yoktu. Örnek teşkil edecek olaylar konusunda ikinci bir tanık aradık. Aşırı önemli olaylarda ise iki tanık yöntemine başvurduk. Gazze’de daha önce hiç bir şekilde aşılabileceğini düşündüğümüz sınırlar da aşıldı. Bu yüzden de bağımsız bir araştırma komisyonun kurulmasını talep ediyoruz.

İsrail ordusu, ahlaki kurallar konusunda dünyada en sert yönetmenliklere sahip olduğunu söylüyor. Bu doğru değil mi?
27 Aralık 2008’den 17 Ocak 2009’a (Gazze saldırısı bu tarihte başladı) kadar ahlaki kurallar çekmecede kaldı. Orduda başka kurallar işledi. Sonra yapılanlar inkar edildi. İlk olarak bir operasyona katıldığınız halde kayıp verilmedi. Askerlerin maksimim koruması sivillerin hayatıyla sağlandı.

Peki bu pratikte daha önce nasıl oluyordu?
Normal olarak ordu içindeki parola/şiar: Şüphen varsa ateş etme. Gazze saldırısı sırasında parola şöyle değiştirildi: Şüphen varsa tetiği çek. Bu etik prensiplerine aykırı. Çünkü çatışmalarla sivillerin öldürülmemesi için gerekli olan her şeyin yapılması bu prensiplerin başında yer alıyor.

Aileniz yaptığınız bu çalışmalara ne diyor?
Mesleki ve özel hayatı karıştırmamaya çalışıyorum. Ailemden sadece babam ilk olarak 2004’deki sergiyi gezdi. Filistinlilerin, öldürülen yakınlarının cenazesini gömmeyi engellediğimizi duyunca, “Sen de mi söyle şeyler yaptın” diyerek tepkisini gösterdi.

Siz nasıl yanıt verdiniz?
“Biz sadece cenazelerin toprağa verilmesini engellemedik, düğünlerin yapılmasını da engelledik” dedi. Babam bunun üzerine daha fazla söz söylemeden galeriye terk etti. Çok sonra yanıma gelerek: “Şimdi bunu neden yaptığını anlıyorum” dedi.

Bir gün asker olarak yaptıklarınızdan ötürü hakimin karşısına çıkmaktan korkmuyor musunuz?
Benim de dileğim, benim hakkımda dava açmalarıdır. Bu çok önemli bir politik dava olacaktır. Hedefim de bu sistemi, yine bu sistemle uğraşmaya mecbur bırakmaktır.
(Stuttgarter Zeitung, 20.03.2010)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: