Paris’te buluşan iki göçmen yıldız

Bir süre gazetecilik de yapan 1790 doğumlu Alman şair Heinrich Heine; 1842 yılından sonra gerek Almanya’da gerekse Fransa’da politik iklim değişmeye başlayınca, yazılarında ve şiirlerinde daha açık bir politik duruş alma gereğini duydu. Zaten bir süredir siyasal sığınmacı olarak Paris’te yaşıyordu… Çünkü Yahudi olduğu için Almanya’da artık insandan sayılmıyordu. Bu konumundan kurtulmak ve Batı uygarlığına katılmak için bir giriş bileti olarak değerlendirilen Hristiyanlık dinine geçti; gene de bir başkası olmaktan kurtulamadı. Üniversitede öğretim görevlisi olmak için uğraştı; o yol da kapatıldı. Ne var ki Paris’teki 1830 Devrimi, Heine için bir çıkış yolu oldu. Paris’e bir göçmen olarak sığındı. Ve orada ateşli bir sosyalist olarak çalışmalarını sürdürmeye başladı. Çünkü sosyalizmin, insanlığın ergeç ulaşacağı son güzergâh olduğuna bütün yüreği ve kafasıyla inanıyordu.
Ne var ki Fransa hükümetindeki faşist bakan Gutskow, zor durumda bırakmak için sığınmacı Heine’nin Fransız devletinden para yardımı aldığını açıkladı… Haliyle Heine’nin hasımları bu söylentiye dört elle sarıldılar! Onların acımasız saldırılarından bunalan Heine; “Gutskow’un ve yandaşlarının aşağılık yalanları, benim politik görüşlerim konusunda birtakım kuşkular uydandırmaya başladı”, diye yazıyordu dostu Laube’ye. “Oysa ki ben devrimcilerin belki de en kararlısıyım. İlerici görüşlerimde hiçbir şekilde bir sapma sözkonusu olmadı. Üstelik bildiğin gibi devrimci görüşlerim yüzünden çok büyük özverilerde bulundum. Oysa şimdi hasımlarım beni bir dönek, bir uşak olarak tanıtmaya çalışıyorlar. Bakalım o vatan kurtaran aslanları doğrudan karşıma aldığım zaman ne diyecekler? Şimdi Prusyalı doktrinci arkdaşlarımızı (Karl Marks ve Engels’i) oyalamaya hiç hakkımız yok. Onların yazı yazdığı “Gazette Rhénane” ve “Annales de Halle” gazeteleriyle birlikte yürümeliyiz. Politik görüşlerimizi de hiç saklamadan açık açık ortaya koymalıyız…”
Bu mektup H. Heine, Karl Marks ve Engels’in, daha önceden birbirlerini iyi tanıdıklarını kanıtlamaktadır. Çünkü Annales de Halle ve “Gazette Rhénane” gazeteleri, genç Hegel’cilerin ve sancılı devrimcilerin buluşma yeriydi. Bu gazeteler Almanya’da sıkı bir sansür sonunda kapanınca, sahibi Ruge de, Karl Marks’la anlaştı ve yeni bir yayın organıyla politik etkinliklerini Paris’te sürdürme kararı aldılar.
Bu yeni yayın organında Marks, redaktör olarak çalışacaktı. Tam anlaştıkları gibi 1844 yılında gazete yayınlandı. Ne var ki birtakım engeller yüzünden tek bir sayıda kaldı! Bununla birlikte bu sayıdaki Marks’ın bir makalesi, sosyalizm konusunda tarihsel ve çok önemli bir dönemeç sayıldı. Çünkü Marks’ın bu yazısı, “bilimsel sosyalizm” alanında atılan ilk öncü adımı oluşturuyordu. İşte bu yıllarda H. Heine, yukarıdaki mektubundan da sezinlenebileceği gibi, Marks ve çevresiyle çok daha yakın dostluk ve sürekli ilişkiler içine girdi…
“Yeni bir gemide başladı yolculuğum
Yepyeni yoldaşlarımla…”
diye başlayan şiirini de o tarihte yazdı.
Marks da Paris’e sığınmacı olarak geldiğinden beri aralıksız çalışıyordu. Okuduklarından uzun uzun notlar alıyordu. Yalnızca okuyup yazmakla kalmıyor, Alman ve Fransız işçilerin aralarında düzenledikleri bilgilenme toplantılarına da katılıyordu. Saint-Marceau caddesindeki dericileri, Saint-Antoine yerleşkesindeki marangozları ziyarete gidiyordu. Henrich Heine de onu yalnız bırakmıyordu çoğunlukla. Her ikisi de sosyalizmin işçilerce özümsenip benimsenmesinden büyük bir haz duyuyorlardı. Bu bağlamda Heine 1842’de; “Sosyalizm, şu andaki burjuva rejimini sarsan ve prolteryanın yakın bir gelecekte gerçekleştireceği düzenin adıydı. Artık bundan böyle hep sosyalistlerle düşüp kalkıyor, onlarla yarenlik ediyorum. Buradaki Fransız Komünist Partisi de dikkate değer tek parti konumunda…” diye yazıyordu bir dostuna. Daha sonraları; “Komünistler insanlığın geleceği olacaklar….” diye yazacaktı “İtiraflar” adlı kitabında.
Heine ve Marks, Alman liberallerin aşağılıklarını ve Fransız kapitalislerin çürümüşlüklerini açığa çıkaran emekçi kümelerinin inancına ve isyanlarına çok büyük hayranlık duyuyordu. Gene sığındıkları Paris kentindeki halkın inceliği, dostluğu, ve karşılıksız içtenlikleri her ikisini de sevindiriyor, coşturuyordu… Gerçekten de günlük yaşamda gözlemlenen bu insancıl davranışların pratik sonuçlarını, sosyalist işçilerin toplantılarında ayan beyan görüyorlardı…
Bu toplantılar; öyle laf olsun gibilerden yemek yeme, bira içme amaçlı değildi. Gene aynı bağlamda sosyalizm inancı yönünde kenetlenmiş işçilerin arasındaki “kardeşlik” söylemi de öyle içi boş bir söz değil, gerçeğin ta kendisiydi… Onların emek, üretim ve de bölüşüm mücadelesinden kaynaklanan kardeşlik sevinci, günün o ağır işilerinde yorulup gerginleşen yüzlerinde ve gözlerinde, açık-seçik gözlemlenebiliyordu…
Aşağıda sömürüye isyan kesilen dokumacıların o kutsal öfkelerini dillendiren Heine’nin dünyaca ünlü şiirini veriyoruz.

Yaşar Atan

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: