Sol Parti program taslağını açıkladı

“Biz, ekonomik iktidarın arzularına yaltakçı bir biçimde boyun eğen ve bu nedenle aralarındaki fark neredeyse tümüyle ortadan kalkmış olan diğer partiler gibi değiliz, olmayacağız. Somut bir hedef peşindeyiz: hiçbir çocuğun yoksulluk içinde yetişmediği, bütün insanların barış, onur ve sosyal güvenlik içerisinde yaşadıkları ve toplumsal koşulları demokratik bir biçimde biçimlendirebildikleri bir toplum için mücadele ediyoruz. Bunu gerçekleştirmek için, başka bir ekonomik ve toplumsal sisteme ihtiyacımız var: demokratik sosyalizme.”

Bu satırlar, Sol Parti’nin 20 Mart 2010 günü kamuoyuna açıkladığı program taslağından alındı. Giriş bölümü bu paragrafla başlayan program taslağı, açıklanmasının hemen ardından özellikle burjuva medyasında alaycı bir dille tartışılmaya başlandı. Taslakta yer alan; “Biz, toplumsal güç dengelerini değiştirmek ve başka bir politika için mücadele etmek istiyoruz”, “Biz, bir toplumu yeniden biçimlendirmenin yolunu açan, kapitalizmi aşan bir politik yönelim değişikliği için mücadele ediyoruz” türünden saptamalar SOL PARTİ’yi burjuva medyanın saldırı tahtasına yerleştirildi: “Duvarsız DDR’yi geri istiyorlar” (BILD), “Kapitalizm çok tukaka” (die tageszeitung), “Lafontaine ve Bisky sosyalist miras bırakıyor” (Süddeutsche Zeitung) başlıklı gazete makaleleri, bunun örnekleri olarak burada sıralanabilir.
Taslakta yer alan ve yukarıdaki alıntılarda ilk sinyalleri açıkça görülen düşünce ve yönelimlere yakından bakıldığında, bununla neyin amaçlandığı da ortaya çıkıyor. Program taslağında, yıllardır tarihe karıştığı ileri sürülmüş olmasına rağmen bir türlü gündemden düşmeyen, içinden geçilen ekonomik kriz koşullarında daha sık dile getirilmeye başlanan sosyalizm, kapitalizm karşıtlığı, sosyal adalet ve eşitlik, savaş karşıtlığı gibi düşünce ve değerlere açıkça sahip çıkıldığı görülüyor.
Taslak, aralarında Mayıs ortasında görevi bırakacak olan eşbaşkanlar Oskar Lafontaine ve Lothar Bisky’nin yanısıra, Sarah Wagenknecht, Elmar Altvater, Michael Brie, Horst Schmitthenner ve Caren Lay gibi farklı politik düşüncelere tekabül eden 16 kişilik bir komisyon tarafından hazırlandı. Gerek komisyonun bileşimi, gerekse SOL PARTİ içinde son dönemde yaşanan “kapitalizme ve savaşlara hangi sınırlar içerisinde karşı çıkılmalı?” eksenli tartışmalar nedeniyle birçok çevrenin beklediğinden daha radikal bir metin olarak sunulan taslakta yer alan düşünceler şu ana başlıklar altında toplanabilir:

TARİHSEL ANALİZ
Taslağın “Nereden geliyoruz, biz kimiz?”başlığını taşıyan tarihsel değerlendirme bölümünde sosyalist, sosyal demokrat ve komünist işçi hareketinin düşünce ve geleneklerine atıfta bulunuluyor. 18. ve 19. yüzyılda gerçekleşen burjuva demokratik devrimlerinde, işçi ve kadın hareketinin herkese hak ve özgürlük talepleriyle mücadele ettiği, ancak sermayenin egemenliğinden kurtuluşun sosyalist özgürlük ve eşitlik perspektifiyle mümkün olduğuna vurgu yapılıyor.
İşçilerin 19. yüzyılda sendikalarda örgütlenerek sermaye tarafından sömürülmeye karşı direndiğine işaret eden komisyon, egemenlerin bu mücadeleyi bastırmak için havuç-sopa politikası izlediğini, buna rağmen sosyal demokrasinin 20. yüzyılın başında etkili bir siyasi güç haline gelmesini engelleyemediğini ifade ediyor. SOL PARTİ’nin bu geleneklere sahip çıktığı vurgulanıyor. Ancak SPD yönetiminin 1. Dünya Savaşı’na onay vermesi nedeniyle işçi hareketinin bölündüğü, Karl Liebknecht ve Rosa Lüksemburg önderliğinde gelişen Alman devriminin yine SPD yönetiminin desteğiyle bastırıldığı hatırlatılarak, SOL PARTİ’nin kendisini KPD ve diğer sol-sosyalist hareketlerin mirasçısı olarak gördüğünün altı çiziliyor.

KAPİTALİZM UYGARLIĞI KRİZE GÖTÜRÜYOR
25 sayfalık taslakta dört sayfa ayrılan 2. bölüm, “Kapitalizmin krizleri – uygarlığın krizleri” başlığını taşıyor. Sosyalist Blok’un yanı sıra güçlü sendikal ve anti-kapitalist hareketlerin varlığı ve sosyal demokrat ve komünist partilerin etkisi nedeniyle kapitalizmin “sosyal piyasa ekonomisini” devreye soktuğu belirtilen taslakta, böylece emek ile sermaye arasında bir uzlaşma sağlanmaya çalışıldığı ifade ediliyor. Bu uzlaşma ile kapitalizmin sorgulanmaktan kurtarıldığını kaydeden taslak yazarları, 1970’li yılların sonunda gündeme gelen neoliberal dönüşümle birlikte çalışma yaşamının kuralsızlaştırılmasına, özelleştirmelere hız verilmesine başlandığını, buna bağlı olarak finans piyasalarının da kuralsızlaştırıldığını ve kapitalizmin küreselleştirildiğini belirtiyor.
Neoliberalizmin yarattığı beklentileri karşılayamadığı vurgulanan program taslağında, 1970’li ve 2000’li yılların başında yaşanan ekonomik krizlerin ardından 2008’de başlayan ekonomik krizin de, sadece kar amaçlı üretim yapan bir ekonomik sistemin krizi olduğunun altı çiziliyor.

BUGÜNDEN DEĞİŞTİRMEYE BAŞLAMAK İÇİN
Taslağın 4. bölümü, toplumu yeniden biçimlendirmenin ilk adımları olarak bugünden yapılması gerekenlere ayrılmış. Demokratik sosyalizm mücadelesinin toplumu değiştirecek küçük adımlar uğruna verilen mücadeleyle başladığı belirtilen bölümde “sol reform projeleri”, çalışma yaşamı, finans sektörü, vergi politikası, toplumun demokratikleştirilmesi gibi altbaşlıklar altında toplanmış.
Kitlesel işsizliğin aşılması gerektiği belirtilerken, bunun için haftalık çalışma süresinin tam ücret karşılığı kısaltılması, sendikaların güçlendirilmesi, siyasi ve genel grevin yasal hak olarak tanınması gibi öneriler getiriliyor. Bu konularda, SOL PARTİ’nin seçim programından tanıdığımız yasal asgari ücret sistemine geçilmesi, eşit işe eşit ücret verilmesi, kiralık işçilik sisteminin kısıtlanması gibi talepler sıralanıyor. Göçmenlerin haklarının genişletilmesi, yürürlükteki ayrımcı yasa ve uyguların kaldırılması, oy hakkı tanınması taleplerine de bir altbaşlıkta ele alınıyor.

BİRLİKTE MÜCADELE ÇAĞRISI
Taslağın 5. bölümü, ileri sürülen taleplere ulaşmak için nasıl bir mücadele sürdürülmesi gerektiği sorusuna yanıt arıyor. SOL PARTİ’nin stratejik temel görevinin, toplumsal güç dengelerinin değiştirilmesine katkıda bulunmak olduğu saptamasının ardından, ancak bunun sadece parlamenter düzlemdeki çalışmayla mümkün olmadığı belirtiliyor. Toplumsal dönüşümün ve siyasi değişimin toplumun bağrından çıkarak gelişmesi, insanların omuzlarında yükselmesi gerektiğine işaret edilerek, sendikaların, küreselleşme karşıtlarının, sosyal hareketlerin, ilerici bilim ve sanat insanlarının yer aldığı ittifaklar geliştirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ücret bağımlılarının, işsizleri ve dışlananların ittifakına, bugünkü konumlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olan orta kesim mensuplarının da dahil edilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Program taslağının eleştiriye açık yönlerinin başında üretim araçları üzerindeki mülkiyet konusunda taşıdığı muğlaklığın yanı sıra, ekonominin ve finans piyasalarının demokratikleştirilebileceği, emekçilerin alım gücü artırılarak krizin aşılabileceği ya da kamu sektöründe istihdam programları sayesinde işsizliği aşılabileceği yönünde yarattığı beklentiler geliyor. Taslağın belli bölümlerinde, metnin farklı ideolojik ve siyasi noktalarda bulunan komisyon üyelerinin uzlaşması sonucunda ortaya çıktığı çok açık bir şekilde kendisini gösteriyor. Daha önce savunulan, kiralık işçilik sisteminin yasaklanması talebinin taslağa dahil edilmiş olması buna bir örnek.
Taslağın bu şekliyle kabul edilip edilmeyeceği ve hangi değişikliklere uğrayacağı, 15-16 Mayıs’ta Rostock’ta yapılacak kongrede belli olacak. Taslağın açıklanmasının hemen ardından, SOL PARTİ’den sosyal demokrat bir parti yaratmak isteyen güçler programa yönelik eleştirilerini dile getirmekte gecikmedi. Özellikle savaş ve özelleştirme karşıtlığı bir dizi ilkesel konularda taviz verilmesi gerektiğini savunan bu kesimlerin, taslağa yönelik olarak yüksek sesle dile getirdikleri eleştirilerin başında, SOL PARTİ’nin hangi koşullarda koalisyon ortaklığına evet diyeceğini belirleyen bölüm geliyor. Bunun ardında yatan politik görüş farklılıkları şimdilik ön plana çıkarılmasa da, tartışmaların çetin geçeceği bugünden görülüyor. Dokuz eyalet teşkilatının, taslağın kongrede kararlaştırılmaması, bunun yerine 2011 yılı sonuna dek sürecek üye oylamasına sunulması yönünde başlattığı girişim, tartışmaların en açık ifadesi.

MEHMET ÇALLI

Ya sosyalizm, ya barbarlık!
“21. yüzyılda demokratik sosyalizm” başlığını taşıyan 3. bölüm, “Kapitalizm tarihin sonu değildir” vurgusuyla başlıyor. “İçerisinde demokrasi ve barışın egemen olduğu, cinsiyetler arası eşitliğin sağlandığı ve doğanın korunduğu bir özgürler ve eşitler toplumu, ancak sermayenin iktisat, toplum ve doğa üzerindeki egemenliği geri püskürtüldüğü ve kırıldığı takdirde olanaklı olacaktır” saptamasının peşinden, Rosa Lüksemburg’un ortaya koyduğu “Ya sosyalizm, ya barbarlık!” seçeneğinin güncelliğini bugün de yitirmediğine işaret ediliyor.
“20. yüzyılda ilk sosyalizm deneyinin eksik demokrasi, aşırı merkeziyetçilik ve ekonomik yetersizlik nedeniyle başarısız olduğunu” ileri süren yazarları, sosyalizm anlayışının yeniden nasıl tanımlanması gerektiği sorusunu, “Biz, günümüzün toplumsal ve küresel meydan okumalarına ve olanaklarına yanıt veren 21. yüzyılın demokratik sosyalizmini istiyoruz” diyerek yanıtlıyorlar. Buna nasıl ulaşılacağına ve SOL PARTİ’nın burada hangi rolü oynayacağı sorularına verilen yanıt ise şöyle: “SOL PARTİ, 21. yüzyılın demokratik sosyalizmine yönelik toplumsal yeniden biçimlenme için dönüşümcü bir süreç içerisinde mücadele eder. Birçok irili ufaklı reform adımı, kırılma ve devrimci derinliği olan devinim, bu sürece damgasını vuracaktır.”
Burada dikkat çeken nokta, Venezüella, Bolivya, Ekvator ve Uruguay gibi Latin ve Güney Amerika ülkelerinde iktidara gelen sol partilerin kullandığı “21. yüzyıl sosyalizmi”ni çağrıştıran bir kavram yaratılması. Bu ülkelerdeki iktidarlar işçi ve emekçiler açısından önemli kazanımları beraberinde getirse de, asıl olarak işçi sınıfının bilimsel sosyalizm öğretisi temelinde bir iktidarın kurulmasını öngörmüyor. Bu durum üretim araçları üzerindeki mülkiyetin kimin elinde olacağı konusunda da kendini gösteriyor. Toplumsal değişimlerde belirleyici olan etkenlerden birinin mülkiyet sorunu olduğu belirtilen taslakta, SOL PARTİ’nin 21. yüzyılın demokratik sosyalizmi olarak tanımladığı düzende mülkiyet sorunun “devlet mülkiyeti, yerel yönetim mülkiyeti, toplumsal mülkiyet, özel mülkiyet ve kooperatif mülkiyeti” gibi çeşitli mülkiyet biçimlerine yer verileceği ifade ediliyor. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin ise, kar amacıyla üretkenliği geliştireceği gerekçesiyle özel mülkiyette kalacağı ifade ediliyor.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: