‘Kara devin’ kara yüzü

Almanya’da 1982- 1998 yılları arasında başbakanlık yapan Helmut Kohl’ün 80. doğum günü nedeniyle büyük bir gürültü koparıldı, tefrikalar yayınlandı. 16 yıl boyunca emekçilerin hayatını karartan Kohl, televizyon, gazete ve dergiler tarafından neredeyse yaşayan efsane ilan edildi. “Devlet adamı”, “iki Almanya’nın birleşmesinin ve Avrupa’nın mimarı” ilan edilen Kohl’ün başbakan olduğu dönemde neler olup bittiği unutturularak henüz sağlığında “badem gözlü” ilan edildi.
Kohl’ün bundan 12 yıl önce emekçilere karşı çok sayıda saldırı politikaları hayata geçirdiği, halkın bıkıp usandığı ve seçimde sandığa gömdüğü, hatırlanmak istenmedi.
Kohl’ün 16 yıl boyunca süren başbakanlık dönemi 1982 yılında başladı. Başlangıçta Heiner Geissler, Norbert Blüm, Kurt Biedenkopf, Richard von Weizsaecker, Roman Herzog’dan oluşan bir danışmanlar konseyi ile çalışan Kohl, daha sonra kararlarını tek başına veya çok yakın dostlarıyla alıyordu. Onun bu “tek adam” pozisyonu parti yönetiminde yer alan diğerleriyle arasının açılmasına neden oldu.

SERMAYEYE HEDİYE, SERMAYEDEN RÜŞVET
CDU/CSU/FDP koalisyonunun ilk yılları işsizlere, yoksullara, emeklilere, saldırılan, sermaye sahiplerine vergi kolaylıkları getirilen bir dönem oldu. Sermayeye getirilen kolaylıklar, sendikal haklara yönelik saldırılar daha fazla işyeri açılması gerekçesiyle yapılsa da 1983’te işsizlik oranı yüzde 9,1’e çıktı. İç politika konularında döneme skandaller damgasını vurdu: Hükümetin militarist konseptine az da olsa muhalefet eden General Kiessling’in eşcinselliği bahane edilerek azledilmesi, tekellerin partilere verdiği rüşvetler -Flick Skandalı- uzun süre tartışıldı. Kohl’ün Gorbaçov’u Goebbels ile karşılaştırması, ABD ile daha fazla atom başlıklı füze alınması kararı, gösteri, sığınma haklarının kısıtlanması, itirafçılık düzenlemesi militarizmin güçlendirilmesi ve polis devletinin inşa edilmesi olarak değerlendirildi.
Bu durum partinin 1987 yılında oy kaybetmesiyle sonuçlandı. Buna bağlı olarak Kohl’ün yönelimini değil de söylemini değiştirmesi hedefli Heiner Geissler, Rita Süssmuth, Lothar Spaeth gibi CDU’lu politikacılardan oluşan parti içi bir muhalefet biçimlendi. Kohl, bir yandan muhaliflerini tek tek devre dışı bırakan bir politika izlerken diğer yandan da DDR’in çöküşü ile kendini kurtardı. O sırada Varşova’da bulunan Kohl’ün duvarın yıkılacağı, Doğuluların Batıya geçmesine izin verileceği konusunda bile bilgisi yoktu. Şaşkınlıkla gezisini yarıda keserek Berlin’e döndü. Bundan sonra, DDR’in Batı Alman sermayesinin çıkarları için talan edilmesi, Doğu’daki durum bahane edilerek ekonomik, sosyal ve politik hakların gasp edilmesi döneme damgasını vurdu. Birleşik Almanya’nın militarist ve ekonomik alanda başı çeken emperyalist ülkeler arasında yer alması konusundaki “başarıları” Kohl’ün ve CDU/CSU’nun bir dönem daha hükümette kalmasını sağladı. Ancak aynı dönem Doğu Almanya’daki fabrika ve işletmelerin kapatılması sonucu işsizliğin yüzde 20’lere çıkmasıyla da dikkat çekti. 1998 yılında savaş sonrası Almanya’sında ilk kez ordu Yugoslavya’ya gönderildi ve saldırı ordusu haline dönüştürülmesinin ilk adımı atıldı.
Aynı yıl Kohl için başbakanlığın da sonu oldu. Genel seçimlerden ağır bir yenilgi alan Kohl, partisinin başkanlığını da bırakarak bir kenara çekilmeyi tercih etti. Ne var ki, hemen ardından partisinin sermayeden almış olduğu rüşvetlerle yeniden gündeme geldi. CDU genel başbakanlığı ve başbakanlık yaptığı yıllarda bir taraftan yasaları uygulamaya görevli iken diğer taraftan yasaları ihlal ederek milyonlarca Marklı İsviçre ve Lichtenstein’deki “kara kasalara” kaçak yollarla taşımanın ağını kurdu. Ama kurmuş olduğu bu suç örgütünün yaptıkları uzun süre kamuoyunda tartışılmasına rağmen fazla bir şey çıkmadı.

SİMSİYAH BİR TABLO
Kohl 16 yıllık başbakanlık ve 25 yıllık parti başkanlığından ayrıldığında geride hakların gasp edildiği, demokrasinin kısıtlandığı, işsizliğin arttığı, sermayeye verilen hediyeler ve alınan rüşvetlerin egemen olduğu karanlık bir tablo kaldı.
Daha sonra eşi Hannelore’nin intihar etmesi ve kendisinin de beyin kanaması geçirmesi çerçevesinde Kohl’ü insanlaştırma girişimleri başlatıldı. Parti içindeki rehabilitasyon için de Kohl’ün, Merkel’i keşfettiği, teşvik ettiği ama karşılığını alamadığı, cumhurbaşkanı olması için elinden geleni yapan Kohl’e Richard von Weizsaecker’in bile sırtını döndüğü içerikli yayınlar yapıldı. Halkın balık bellekli olduğundan yola çıkanlar “Devlet adamı”, “İki Almanya’nın birleşmesinin ve Avrupa’nın mimarı”, çok acılar çekmiş, çok iyilikler yapmış ama kendi partisinden bile kadir kıymet görmemiş Kohl’ün 80. doğum gününü kutladılar.
Emekçiler ise 16 yıllık Kohl Devri’nin bitişini kutladıkları 26 Ekim 1998’i akıllarından çıkarmadılar. Ardından gelenler onu aratmış olsalar da… (YH)

Merkel 10 yıldır başkan

Hıristiyan Demokrat Parti’nin (CDU) ilk kadın başkanı, Almanya’nın ilk kadın Başbakanı Angela Merkel 10 yıldır CDU’nun lideri. Merkel’in özelliği Kohl’ün manevi kızı olarak tanınması. Helmut Kohl, başbakanlığı döneminde Doğulu Merkel’in elinden tutarak onun politik kariyer yapmasını sağlayan biri. Ama her zaman olduğu gibi politikada vefa borcunun olmayacağı, duygularla politika yapılamayacağının da belirgin örneklerinden biri Merkel- Kohl ilişkisi. 1990 yılında, iki Almanya’nın birleştiği sırada CDU’ya katılan Merkel parti içinde hızla yükseldi. 2 Aralık 1990’da birleşik Almanya’da yapılan ilk seçimlerde Federal Meclis’e girdi. 1991-1994 yılları arasında “Kadından ve Gençlikten Sorumlu Devlet Bakanı”, 1994-1998 yılları arasında da “Federal Çevre Bakanı” olarak görev yaptı. CDU’nun 1998 yılında yapılan genel seçimlerde yenilgiye uğraması, partiyi bir liderlik krizine sürükledi. Dönemin CDU lideri Helmut Kohl görevinden ayrıldı, Wolfgang Schäuble başkan oldu. Ancak bu günlerde ortaya çıkan bağış skandalı partinin başına bela olmuştu. CDU Genel Sekreteri sıfatını taşıyan Merkel, “Frankfurter Allgemeine Zeitung” gazetesine yazdığı makalede partinin Helmut Kohl çizgisinden uzaklaşması gerektiğini savundu. 2000 yılında Wolfgang Schäuble’nin de istifasıyla Merkel’e liderlik yolu açılmış oldu. 2000 yılında yapılan seçimlerde delegelerin yüzde 96’sının desteğini alan Merkel, parti liderliğine seçilerek CDU’nun ilk kadın genel başkanı olmayı başardı. Böylelikle Angela Merkel için 2005 yılına kadar sürecek ana muhalefet partisi liderliği dönemi başlamış oldu. 2005 yılında yapılan genel seçimlerde Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile neredeyse başa baş bir sonuç alan Merkel, seçimler sonrası “Büyük Koalisyon” adı verilen SPD – CDU/CSU koalisyonunun başına geçti. 2008 yılında bir kez daha CDU Genel Başkanlığı’na seçilen Başbakan Merkel, 2009 yılında yapılan genel seçimlerden de zaferle çıkarak kardeş parti Hıristiyan Sosyal Birlik’in (CSU) de desteğiyle Hür Demokrat Parti (FDP) ile koalisyon kurmayı başardı. Kamuoyu yoklamalarına göre, seçmenlerin Merkel’e verdiği destek seçimlerden sonra azaldı. Kadın olduğu için Merkel’e destek verenler, sermayenin politikalarını sürdürmesinde kadınlık erkeklik değil de sınıf çıkarlarının belirleyici olduğunu Merkel sayesinde bir kez daha anladılar. (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: