Gülen Cemaati Almanya’da nasıl büyüdü?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya’da Türk liselerinin açılması gerektiği yönündeki çıkışı, en çok da Fethullah Gülen cemaatini memnun etmişe benziyor. Çünkü, dünyanın yaklaşık 120 ülkesinde “Türk okulları”, kültür merkezleri ve değişik şirketler adı altında faaliyetler sürdüren ve etkisini her geçen gün artıran, toplam 26 milyar Doları denetiminde tutan Gülen tarikatı, denilebilir ki Avrupa’daki faaliyetlerine diğer cemaatlere göre geç başladı.
Bunda hem cemaatin Avrupa’da geç taban bulması hem de Avrupa’daki okul sisteminin, Gülen’in temel dayanağı olan “ışık evleri” ve “özel Türk okulları”na tam anlamıyla uygun olmaması rol oynuyordu. Türkiye ve diğer ülkelerde asıl olarak “Bizim cihadımız eğitimdir” fikri üzerinden sürdürmüş olduğu çalışmalarla taban kazanmayı başaran Gülen cemaati geç de olsa aynı yöntemi Almanya’ya da uyarladı.
Bunun ilk adımı olarak, tarikat mensubu “akademisyenlerin” bir araya gelerek kurduğu dernek ve vakıflar üzerinden okul sonrası “ders yardım kursları” açıldı. Köln, Berlin, Stuttgart, Münih, Hamburg, Frankfurt gibi büyük kentlerde Gülen’e yakın çevreler tarafından kurulan dernekler, Türkiye kökenli göçmenlerin yoğun yaşadığı semtlerde ders yardım kursları açarak işe başladı. Okulda başarılı olunmayan öğrencilere ders yardımının yapıldığı bu kursların sayısının Almanya genelinde 150 olduğu tahmin ediliyor. Kurslarda ders yardımı elbette, öğrenci ile öğretmen arasında “eğitimle” sınırlı bir ilişki olarak kalmadı, geniş bir sosyal çevrenin oluşmasına da hizmet etti. Öğrenciler ve aileleriyle ders yardım kursları üzerinden kurulan ilişkiler daha sonra kurs dışı alanlarda da “sosyal etkinlikler”, davetler, toplantılar şeklinde sürdü.
Alman eğitim sisteminin özellikle göçmen gençler arasında yarattığı yüksek başarısızlık oranı bu türden yardım kurslara, dolayısıyla da cemaate adeta davetiye çıkarıyor.
Eğitim sistemindeki elemecilik, göçmen gençlerin karşı karşıya bulunduğu şans eşitsizliğinin onları eğitimde adeta başarısızlığa mahkum ettiği biliniyor. Çoğunlukla, en alt okul tipi olan Hauptschule’ye devam eden Türkiye kökenli gençlerin aileleri, çocuklarının okulda başarılı olabilmesi ve bir üst okul tipine geçebilmesi için çaresizlikten bu kursların kapılarını çalıyorlar.
Cemaatin Köln’deki yeni hedefi Türkiye kökenli çocukların gidebileceği bir kreş açmak.
Gülen’in “dinler arası diyalog” taktiğini kendilerine dayanak edinen bu kursların yöneticileri belediyeler, kiliseler, siyasi partilerle de iyi ilişkiler kurmaya özen gösteriyorlar ve böylece kendilerini kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bu konuda da aldıkları mesafe küçümsenemez.

DERS YARDIMINDAN ÖZEL LİSEYE
Bugün Almanya genelinde Fethullah Gülen cemaatine yakınlığı ile bilinen 14 kadar özel lisenin (Privatgymnasium) olduğu belirtiliyor. Sadece başkent Berlin’de TÜDESB tarafından 2004 yılında açılan özel okul bünyesinde 4 anaokulu, bir gymnasium ve bir realschule bulunuyor. Okullar Spandau, Treptow-Köpenick ve Kreuzberg ilçelerinde kuruldu. Spandau’daki lise bu yıl 310 öğrenci ile eğitime başladı. Lisenin yöneticileri talebin yıldan yıla arttığını söyleyerek, önümüzdeki dönem yeni liselerin açılmasının mesajını veriyorlar.
2007 yılında cemaate yakınlığı ile bilinen dernekler tarafından kurulan okullarda toplam 645 öğrenci kayıtlı idi. Sayının 2010’da daha da arttığı ifade ediliyor.

KURULUŞ YÖNTEMİ HEP AYNI
Stuttgart’ta BIL, Köln’de Dialog, Mannheim’de Sema, Ludwigshafen’de Forum, Hannover’de VIB, Hamburg’da Alsterring-Gymnasium vd. kentlerde kurulan okullar hep aynı yöntemle kuruldu ve işliyor.
Önce bir grup “eğitim gönüllüsü” akademisyen dernek kuruyor, sonra esnaflardan topladığı “bağışlarla” özel bir lise kurmak için belediyelere ve eyalet eğitim bakanlıklarına başvuruluyor.
Almanya’da eyaletlerle göre bazı farklılıklar içermekle birlikte, üç yıl boyunca kendi ayakları üzerinde durmayı başaran özel liseler daha sonra devlet tarafından maddi olarak destekleniyor. Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde özel liselerin giderlerinin yüzde 94’ü eyalet eğitim bakanlığı tarafından karşılanıyor. Aşağı Saksonya Eyaleti’nde ise bu oranın yüzde 90 olduğu belirtiliyor. Bu da, ilk etapta özel olarak kurulan liselerin daha sonra halkın vergileriyle ayakta durmaya devam ettiğini gösteriyor.

ORTA KESİMİN ÇOCUKLARI
Gülen Cemaati tarafından Almanya’da kurulan “özel liseler” bir taraftan Alman eğitim sistemi içindeki bir boşluğun üzerinden yükselirken, diğer taraftan ise Türkiye kökenli göçmenler arasında bir ayrışmayı da hızlandırıyor. Okullar özel olduğu için, öğrenci başına okula göre değişmekle birlikte yılda 4 bin Euro alınıyor. Bu da öğrenci başına aylık taksitin 400 Euro’ya kadar çıktığını gösteriyor. Bu paranın Almanya’da ancak “orta ve üst sınıf” Türkiye kökenliler tarafından ödenebildiği açıktır.
Örneğin Berlin’de olduğu gibi her iki Türkiyeliden birisinin işsiz olduğu gözönünde bulundurulduğunda, çocuklarını bu özel Türk okullarına gönderenlerin işyeri sahipleri, orta sınıf üyeleri olduğu kendiliğinden anlaşılıyor. Bu aynı zamanda, Türkiye kökenli göçmenler arasında da sınıfsal kökene göre bir ayrışmanın giderek belirginleşmekte olduğunu gösteriyor.
Der Spiegel de iki yıl önce bu konudaki bir yazısında bu okulları “Hayal kırıklığından kaçış”ın mekanları olarak değerlendirmişti. Alman eğitim sistemi içinde haksızlığa uğradığını düşünen ve yeterli parası da olan veliler için bir alternatif olabiliyor bu okullar.

HAYIR KURUMU DEĞİL, HEDEFLERİ OLAN BİR TARİKAT
1990’lı yılların ilk yarısından itibaren Almanya’da örgütlenmeye başlayan Gülen cemaati, bugün gelinen aşamada gerekli ekonomik ve siyasi gücü sağlamışa benziyor. Diğer cemaatler cami kurma yarışına girerken, Gülen’ciler, eğitim üzerinden aileleri etkileme yolunu tercih ediyorlar. Alman eğitim sisteminin haksız, adaletsiz ve ayrımcı özellikleri ise cemaatin ekmeğine yağ sürüyor.
Gülencilerin bütün bunları “hayır” için yapmadığı açıktır. Ekonomik ve politik olarak geniş kitleler üzerinde etkili olmak isteyen ve dine dayalı bir yaşam kurmak isteyen bu cemaatin, Alman kurumlarından, partilerinden bu denli destek görmesi elbette düşündürücüdür.
Eğitim sorunlarına çözüm getirmeye, daha fazla bütçe ve öğretmen ayırmaya yanaşmayan eyalet hükümetleri ve belediyeler, Gülen cemaatinin okullarına verdikleri destekle bir bakıma sorumluluğu kendi üzerlerinden atıyorlar. Halbuki, eğitim gibi önemli bir alanın sorumluluğu devlette olmalıdır. Bu yüzden daha iyi bir eğitim hakkı için aynı zamanda, cemaatler ve özel şirketler tarafından kurulan özel okullara karşı açık tutum almak gerekiyor.

Türkiyeli öğrenciler Alman öğrencilerden koparılıyor
Gülen cemaatine yakın yayın organları ve kurumların temsilcileri, Alman basında bu okullara “Türk okulu” denilmesinden rahatsız. Onlara göre okullar Alman yasalarına, müfredatına göre eğitim yapıyor, sadece kurucuları Türk.
Ne var ki; müfredat Alman eğitim sisteminde bağlı olmasına rağmen okullara giden öğrencilerin ezici bölümünün Türkiye kökenli olması, bu iddianın gerçeği ifade etmediğini gösteriyor. 310 öğrencinin gittiği Berlin TÜDESB’in okulunda sadece bir tek Alman öğrenci kayıtlı. Köln’deki Dialog Okulu ilk açıldığı yıl 37 öğrencisi bulunuyordu ve bunların 34’ünü Türkiye kökenliler oluşturuyordu. Bu yıl ise kayıtlı 152 öğrence var ve bunların yüzde 90’u Türkiye kökenli.
Keza Hannover’deki VIB Özel Okulu’na kayıt yaptıran 100 öğrenciden sadece 8’i Türkiye kökenli değil. Bu diğer kentlerdeki okullar için de geçerli. Türkiye kökenli olmayan öğrencilerin önemli bir bölümünü diğer ülkelerde cemaatle bağlantılı olan ailelerin çocukları olduğu ileri sürülüyor.
Dolayısıyla, Gülen okulları mevcut haliyle Türkiye kökenli çocukların Alman okullarından ve akranlarından koparılarak, kendi içine kapalı eğitim yapmasının mekanları haline gelmiş bulunuyor. İlk bakışta, Alman eğitim sisteminin adaletsizliğine karşı “kurtarılmış bir ada” olarak gösterilen bu okullar, uzun vadede Türkiye kökenlilerin içinde yaşadığı toplumla kaynaşması önünde büyük bir engel teşkil ediyor.
Gülen cemaati, Almanya’da kurduğu okullarda doğrudan İslam din dersi vermiyor. Protestan ve Katolik derslerinin yanı sıra “Ahlak/Etik” dersi okutuluyor. Bu derste ise genellikle İslam anlatılıyor. Ama Gülen’in düşünceleri, İslam asıl olarak ders dışındaki saatlerde anlatılıyor.

Gülen neden destekleniyor?
Almanya’da “eğitim gönüllüsü Türk girişimcileri” gibi sunulan Gülen cemaatinin taraftarları, eyalet hükümetleri ve belediyeler tarafından açık bir şekilde destekleniyorlar. Özel okullar için gerekli olan binalar, arsalar belediyeler tarafından ucuza hibe ediliyor. Okulların açılışına ise eyalet başbakanlarından belediye başkanlarına ve ilgili bakanlara kadar değişik düzeylerde yetkililer katılıyor, konuşmalar yapıyorlar. Keza, cemaat tarafından her yıl Federal Parlamento’da CDU’nun açık desteğiyle iftar toplantıları düzenliyor. Potsdam ve Berlin’de düzenlenen ‘Gülen konferansları’na da her çevreden üst düzeyden yoğun katılım olmuştu.
Türkiye kökenli öğrencilerin eğitim alanında içinde bulundukları kötü tabloyu öne süren Alman yetkililer bir süredir, bu özel liseleri, çare olarak gösteriyorlar.
NRW Uyum Bakanı Armin Laschet, bu okulları “Kendilerini içe kapatmıyorlar, herkese açıklar” şeklinde savunuyor. (Der Spiegel, 29.09.2008).
Gülen Cemaati ile zaman zaman dirsek temasında bulunan Yeşiller Eşbaşkanı Cem Özdemir de “Bu okullarda geleceğin demokratları yetişiyor” diyecek kadar ileri gitmişti. Aslına bakarsanız, Berlin Yabancılar Dairesi eski başkanı Barbara John, Alman tarafının görüşünü hiç dolandırmadan özetliyor: “Berlin’de bir mucize gerçekleşti. Bu insanlar bizim onlardan talep ettiğimiz şeyleri yaptılar” (Zaman Gazetesi, 04.10.2008)
Eyalet hükümetleri ve belediyeler tarafından desteklenen Gülen okullarının, aslında kapatılması tartışma konusu olan, Anayasayı Koruma Örgütü tarafından izlenen Scientology okullarıyla pek çok benzerliği bulunuyor.
Scientology demokrasi karşıtı bir tarikat olarak değerlendiriliyorsa, aynı durum Gülen cemaati için de geçerli olmalı. Her ikisi de ABD tarafından yönetiliyor ne de olsa!
YÜCEL ÖZDEMİR

Fethullahçılar Almanya’da güle oynaya…

İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD) verilerine göre, harcamalarının sadece yüzde 10’unu eğitime ayıran Almanya, Batı ülkeleri arasında sonlarda! Eğitimde bir “fakirlik belgesi” bu! Almanya Öğretmenler Birliği her ders yılına girilirken panik yaratıcı açıklamalar yapıyor: ‘’Ülkede 16 bin öğretmen açığı var, okullarda her hafta 1 milyon saat ders boş geçiyor…’’ 2008 yılında Cumhurbaşkanı Horst Köhler, Berlin’de çoğunlukla yabancı çocukların devam ettiği Kepler okulunda yaptığı konuşma ile politikacıları suçlamıştı: ‘’Almanya’daki eğitim utanç verici… İnsanların yeterli eğitim almadığı ülkelerde demokrasi işlemez… Eğitim sistemimizin yetersiz olduğu Pisa araştırması ile kanıtlanmıştır. Devlet düzenimizin gelecekte de güçlü olması ancak eğitim sistemimizin düzelmesi ile mümkündür…’’ Cumhurbaşkanı Köhler konuşmasını Kennedy’nin, ‘’Dünyada eğitimden pahalı tek şey eğitimsizliktir!’’ sözleri ile bitirmişti. Eğitimsizlik bütün eyaletlere yayılırken öğretmen açığı son 30 yılın en doruk noktasında. Almanya’nın gelecekte de endüstri ülkesi olarak varlığı tehlikede. Zenginle yoksul arasındaki mesafenin giderek büyüdüğü ülkede en büyük zararı, aralarında bizim insanlarımızın da bulunduğu, fakirleşen sınıfın çocuk ve gençleri görüyor.
İşte bu durumdan Alman yasalarındaki boşlukları çok iyi bilen, çoğu öğrenci, akademisyen, işadamı olan Hocaefendiciler yararlandı. Bundan on beş yıl önce bu ülkenin üzerine serpiştirdikleri tohumlar kısa sürede yeşerdi. Almanya gibi liberal bir ülkede kök salmasalar şaşardı insan. Çekirdek kadrodan sayılan, 90’ların ortasında Türkiye’den gönderdikleri Halil Hoca sayesinde önce Stuttgart’ta, ardından da Ruhr Havzası’nda ve Berlin´de organize oldular. Halil Hoca’yı Nurettin Veren’in tanıması, rahmetli Necip Hablemitoğlu’nun ”Fethullah Gülen Raporu”nda onun adını vermesi hiç umurlarında olmadı. Halil Hoca sayesinde Stuttgart’tan sonra Berlin’de, Münih’te, Köln’de, Dortmund’da, Pforzheim’da, Paderborn’da, Hannover’de, Nürtingen’de, Geislingen’de ve Augsburg’da da iyice palazlandılar. Alman okullarında başarısız olan Türk çocuklarını kısa sürede kendilerine çektiler, toplumun itelediği bu göçmen çocuklarına sahip çıktılar (!). Her renkten Alman politikacıyı kısa sürede “zararsız Müslüman’’ ve “girişken genç iş adamları“ olduklarına inandırdılar. Böylece emin adımlarla ilerlediler, bugünkü güçlü konumlarına ulaştılar. Tabii onları eleştirenler de olmadı değil. Kimi kentlerdeki belediyelerin ve politikacıların dikkatini çekmeye çalışan Türkler yıllardır boşuna uğraşıyor gibi. Karşı çıkanlara, sanki suçmuş gibi: “Onlar laik Türkler, Atatürkçüler,” deyip, özellikle Almanların gözlerini korkuttular. Son zamanlarda: “Onlar Ergenekoncu…” demeye de başladılar. Alman yetkililere göre bu genç iş adamlarının kafasında buradaki Türk çocuklarına iyi bir eğitim vermekten başka düşünceleri yok! Kendilerine: “Siz Fethullahçısınız” demeye kalkanın gözünü hep dava açmakla korkuttular. Alman gazeteciler bile yıllardır üzerlerine gitmeye cesaret edemiyor. Bazılarını arada sırada Türkiye gezilerine davet edip, yumuşattılar. Hoca- efendicilerin paralı okullarında Türk öğrencilerin oranı yüzde 80’i buluyor… Eğitimcilerin: ‘’Uyumun başarılı olması için sınıflarda yabancı öğrenci oranı yüzde yirmiyi geçmemeli’’, demesi hiç bir işe yaramıyor, çünkü gelişmeler politikacıları ve yerel yöneticileri rahatsız etmiyor. Çoğunun da kafası neler döndüğünü pek almıyor!
Hocaefendicilere göre, Almanya çapında açtıkları dershane ve liselere yaptıkları milyonlarca Euro’luk yatırımın kaynağının son 15 yılda kurdukları küçük şirketlermiş! İnanmak zor. Stuttgart Belediyesi yabancılar ve uyum sorumlusunun bir zamanlar gazetelere yapmış olduğu: ‘’Gülen’e yakın olduklarını biliyoruz, yurtdışından destek geldiğini de tahmin ediyoruz, ancak kanıtlayamıyoruz’’ açıklaması resmi makamların ne kadar âciz olduğunu gösteriyor. İnatla: “Niçin Fethullahçı değiliz diyorsunuz?” diye sorana: “Gülen adından rahatsız oluyoruz” yanıtını verdiler. “Çünkü o siyaset yapıyor.” Sanırım o günlerde, Alman resmi makamlarının, perde arkasında geçmişi ve amaçları bilinen ‘’dinci baron’’un olduğunu fark etmesinden korktular. Ne de olsa devlet özel okullara kuruluşlarından üç yıl sonra parasal destek veriyor. Almanya´da işleri iş, güle oynaya devam ediyorlar yollarına. Attıkları adımlar artık emin. Bir; “Var mı bize yan bakan!” demedikleri kaldı.
Hocaefendicilerin yıllar boyu başarılarının en önemli ‘’reçetesi’’ her zamanki gibi takiye oldu. Son bir iki yıldır nasıl olduysa birden açıldılar, Gülen hareketinin başındakiler ve okulları kuran genç işadamları dönüverdiler: “Biz Gülen hareketinden değiliz, fakat onun kitaplarını okuyoruz,” demeye başladılar. “Düşünce ve görüşleri hoşumuza gidiyor.” Çoğu genç üniversite öğrencisiyle iş hayatına yeni atılmış akademisyenlerin kurduğu küçük dernekler artık Almanya’nın önemli kentlerinde görkemli salonlar kiralıyorlar, hiç çekinmeden on binlerce Euro harcayıp, görkemli Gülen sempozyumları düzenliyorlar. Kendilerine yakın buldukları, desteklerinden emin oldukları Alman din adamlarını, politikacıları ve gazetecileri gerekirse yurtdışından getirtip, bu toplantılarda konuşturuyorlar. Gülen’i öven sözler havalarda uçuşuyor. Ancak aynı Gülenciler, karşıtlarıyla açık oturumlarda tartışmaktan nedense kaçınıyorlar, yapılan katılma önerilerini hep ret ediyorlar! Kısacası, bir bildikleri olmalı ki, şeffaflıktan hâlâ çekiniyorlar.
İşte içinde bulunduğumuz bu aşamada Almanya’daki, yıllardır böylesine yaşamsal konuda sesi pek çıkmayan Türk toplumuna, onu temsil eden kuruluşlarla derneklere ve sivil toplum örgütlerine çok önemli görevler düşüyor…
AHMET ARPAD
Serbest Gazeteci

F. Gülen cemaatinin bağlantıları ve hedefleri

Fethullah Gülen Hareketi ve faaliyeti niçin tehlikelidir? Ya da başka türlü söylenirse, bu “cemaat”in yürüttüğü uluslararası faaliyet neden karşı çıkmayı hak etmekte/gerektirmektedir?
F. Gülen’in yıllardır ABD’de ikamet etmesi ve ABD’nin uluslararası politikalarına itiraz etmemesi, dahası ABD stratejisiyle uyumlu bir “Türk-İslamı” politikası izlemesi başlı başına bir yanıttır bu soruya. Gülen’in ABD stratejisiyle uyumlu faaliyeti ve CIA’ya bağlı çalıştığı yönündeki ciddi ve güçlü kuşku, Rusya yönetimi tarafından faaliyetinin yasaklanmasına yol açmıştır.
SABIRLI ÇALIŞMA İLE ELE
GEÇİRME HESABI
Gülen’in 120 ülkede kurduğu okulların “ılımlı” ve sözüm ona modern “Müfredatı”na bakılarak verilecek bir yanıt ise, daha baştan eksik ve yanıltıcı olacaktır. Gülen’in Türkiye’de devlet ve toplum içindeki örgütlenmesinin ana karakteri, hedefe varıncaya dek her tür yöntemi mubah sayan bir “sabırlı çalışma”yla devletin ele geçirilmesini, buradan da güç alarak “Osmanlı dönemi coğrafyası” başta olmak üzere Balkanlar’dan Ortadoğu-Kafkasya, Kuzey Afrika, Ön ve Güneydoğu Asya’ya çok geniş bölge(ler)de “Türk İslamı”nı inşa etmeyi içermektedir. Gülen’in açıklama, vaaz ve yazılarında bu hedef, “uygun biçimlerde” dile getirilmiştir.
Bu hedefe uygun olarak Gülen hareketi mali-iktisadi güç olmanın yanı sıra İçişleri, Adalet ve Milli Eğitim Bakanlıkları, ordu ve emniyet teşkilatı içinde artık gizlenmeye bile gerek görülmeyen ciddi bir örgütlenmeye girişmiş, önemli mevziler edinmiştir.
Gülen’in başında bulunduğu cemaat, kişiye ait olması gereken inanç (inanma ya da inanmama) hakkının istismarını esas almaktadır. Gülen, Sünni İslam’ın hakimiyetinde “bütün kötülüklerin ortadan kalkabileceği” gibi bir yanılgının etkili olmasına hizmet eden bir faaliyet yürütmektedir.
HEDEFE VARANA KADAR HER YOL MUBAH
Toplumsal sorunların iktisadi kaynaklarının ve sınıflı toplum gerçeğinin üzerini örtmekte, kapitalistlerin işçi ve emekçiler üzerindeki hegemonyası ve sınıf sömürüsünü kaçınılamaz ve aslında “kurulu düzenin gereği” olarak sunmakta, sömürü ve eşitsizliğe karşı mücadele edilmesini reddederek bunun yerine, kapitalistlere, işçi ve emekçilerin “aç ve çıplak gezmemeleri için yardımcı olmalarını” öğütlemekte, bunu da “İslam’ın emri” olarak göstermektedir. Gülen ve cemaatinin “birleştirici olma” üzerine söylemi dayanaktan yoksundur. Nihai amaç için her yol, yöntem ve aracın mubah sayılmasını içeren bir tarikat örgütlenmesidir.
Gülen’in bizzat kendi ifadesiyle “Türk İslamı”nın cihana yayılmasını gerçekleştirebilirse, Gülen’in bir tür peygamberlik mertebesine ulaşması da sağlanmış olacaktır!
Devleti sosyal iktisadi ve politik yönden takviye eden bu cemaat, faaliyetini mevcut sistemden ve kurumlarından yararlanarak yürütürken kendi öngördüğü sistemi inşa için onlardan azami ölçüde yararlanmayı da ihmal etmemektedir.
Bu ise, sermaye ve devletin onunla bağlarında rahat olma ya da fazlaca rahatsız olmamaya yol açmaktadır. (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: