Hıristiyan Demokrat Müslüman Türk bir bakan

Almanya’da bugüne kadar göçmenlere karşı sürekli önyargıları körükleyen Hıristiyan Demokrat Parti’nin (CDU) Hamburg Eyalet Senatosu milletvekili Aygül Özkan’ın, Aşağı Saksonya Eyaleti Sosyal İşler Bakanlığı’na atanması, siyaset ve medya dünyasında büyük yankı yarattı. Özkan’ın bakan olarak atanması özellikle Türkiye’de ve Avrupa’daki Türkçe’de basında geniş yer buldu. Bir Türk’ün ilk kez Almanya’da bakanlık koltuğuna oturması elbette yaklaşık 50 yıllık göç tarihinde bir ilkin gerçekleşmesini ifade ediyor. Ama, bu “tarihi durum” abartıldığı, doğru bir şekilde anlaşılamadığı takdirde içinde pek çok sakıncayı barındırıyor.
Özkan’ın bakan atanmasında iki önemli olgu kendisini hemen hissettiriyor.
Birincisi: Yıllardan beri göçmenlere karşı Alman halkı içinde önyargıları körükleyen, yer yer yabancı düşmanlığı yapan CDU gibi bir parti yine ilk olarak bir göçmen bakan atadı. Özellikle Sosyal Demokratlar ve Yeşiller, yıllardan beri “yabancı dostu” olarak göründükleri halde, sembolik düzeyde de olsa göçmenler konusunda CDU’nun attığı adımları atamamıştır.
Göç Zirvesi, İslam Konferansı gibi ilk etapta olumlu lanse edilen, ancak sonra tersine dönen girişimler de ilk olarak CDU tarafından hayata geçirildi. Ki; bu parti, bir kaç yıl öncesine kadar Almanya’nın bir göç ülkesi olduğu gerçeğini bile kabul etmiyordu hatta yer yer yabancı düşmanı özellikle kampanyalar düzenliyordu.
İkincisi: Asıl olarak Özkan’ın sahip olduğu dünya görüşü ve yaptığı işler onun siyaset merdivenlerinden yükselişini hızlandırmıştır. 2004 yılında CDU’ya üye olan Özkan, aynı zamanda TNT Post’un Kuzey Almanya Müdürlüğü’nü sürdürüyordu. Eyalet Meclisi’ne seçildikten sonra da parti grubunun Ekonomi ve Sanayi Politikası Sözcülüğünü üstlendi. Bu alanlarda çalışmalar yaptı. Mecliste sürekli Hamburg’da sermaye kesimlerinin güçlenmesi için önergeler verdi. Yani, Özkan’ın siyasi kariyerindeki yükseliş nedeni, asıl olarak dünya görüşü bakımından gerçekten CDU’nun politikalarını uygun bir göçmen olması.
Özkan’ı Sosyal İşler Bakanlığı’na getiren Aşağı Saksonya Başbakanı Christian Wullf’un şu sözleri de bu gerçeği çıplak bir şekilde ifade ediyor: “Werder Bremen Mesut Özil’i Türk olduğu için değil iyi bir futbolcu olduğu için kadrosunda tutuyor. Biz de Aygül Özkan’ı Türk ve göçmen kökenli olduğu için değil başarılı bir siyasetçi olduğu için tercih ettik.” (Hürriyet, 20.04.2010)
İşte bu kadar. Fazla söze gerek yok.
ÖZKAN’I BAŞARILI KILAN NEDİR?
Peki o zaman Başbakan Angela Merkel ile Göç ve Uyum Bakanı Maria Böhmer’in yakından ilgilendiği, Wullf’a bakan yapması için öneride bulundukları Özkan’ı bu denli başarılı kılan nedir?
CDU’nun genel olarak Alman vatandaşı olan Türkiye kökenli seçmenlerden düşük oy aldığı biliniyor. Diğer partilerden federal parlamentoya milletvekilleri seçildiği halde, bu partide hatırı sayılı bir Türkiye kökenli politikacı göze çarpmıyor. Bunun için Özkan’ın atanması aynı zamanda küçük de olsa bir imaj yenilenmesi ihtiyacından kaynaklanıyor. Çünkü bu ülkede 15 milyon göçmen kökenlinin yaşadığı gerçeği, artık siyasal arenada geç de olsa belli yansımalara yol açıyor.
Özkan’ın tercih edilmesinde asıl olarak Wullf’un da işaret ettiği gibi yaptığı “başarılı işler” rol oynadı. Sosyal konumu bakımından orta sınıfta yer alan, 2008’den bu yana Hamburg Eyalet Parlamentosu’nda partisinin çizgisinden hiç şaşmayan Özkan, göçmen kökenli olmasına rağmen göçmenlerin hukuksal ve sosyal konumunun iyileştirilmesi için verilen önergelere karşı oy kullanmakta tereddüt etmedi.
Hartz IV yardımının artırılması, herkese tek okul, göçmenlere çifte vatandaşlık hakkı, yerel seçimlerde oy kullanma hakkı gibi önemli konularda verilen önergelerin tümüne karşı oy kullandı. Göçmenleri, yoksulları yakından ilgilendiren, kent içinde ucuz seyahati öngören “sosyal bilet”e de karşı çıktı.(*)
Özkan, seçildikten hemen sonra basına yaptığı açıklamalarda, ilk işinin göçmen çocuklarının eğitimiyle ilgilenmek olduğunu ifade etti. Ne var ki, Hamburg’daki çalışmaları bunun aksi yönde oldu. Sendikaların, muhalefet partilerin üç ayrı okul biçiminin kaldırılarak en azından 10. sınıfa kadar bütün öğrencilerin aynı okula gitmesi yönünde başlattığı kampanyanın da karşısında oldu.
Keza; bugün pek çok Alman politikacı bile yerel seçimlerde oy hakkı, çifte vatandaşlık gibi göçmenleri ilgilendiren önemli konularda yeni düzenlemelerin yapılmasını isterken, Özkan’ın bu konularda da partisinin çizgisine ters düşmemeye özen göstermesi, onun yükselişinin “sırrını” oluşturuyor.
Böyle bir politikacı, değil bir eyalette bakan, ülke genelinde federal bakan ya da başbakan olsa bile başta Türkiye kökenli emekçiler olmak üzere, göçmenler için ne değiştirebilir ki…
Özkan, dün olduğu gibi bugün de, yarın da CDU’nun yerli ve göçmenlere karşı belirlediği politikaları itirazsız bir şekilde savunmaya devam edecektir. Bu bakımdan, Özkan’ın bakan atanması kısa dönemde “pozitif bir hava” yaratmış olsa bile uzun vadede yeni bir şey getirmeyecektir.
Çünkü, Özkan’ın temsil ettiği sınıfın politikaları, bugün işsizlik, yoksulluk ve eğitimsizliğin girdabına itilen Türkiye kökenli göçmen emekçilere karşıdır. Bu yüzden de artık Türkiye kökenliler için ortak payda olan göçmenlik pek fazla bir şeyi ifade etmiyor.

Her ilkten sonra gelen bir rutinlik

Almanya’ya göç eden Türkiye kökenliler arasında Alman partilerinde yer alarak bazı ilkleri gerçekleştirmenin tarihi eskiye dayanıyor. İlk olarak 1987 yılında Sevim Çelebi Berlin Eyalet Meclisi’ne Alternatif Liste grubunun üyesi olarak seçilerek, Almanya tarihine “Türk kökenli ilk eyalet milletvekili” olarak geçti. Leyla Onur, 1989’da Avrupa Parlamentosu’na, 1994’te de Cem Özdemir ile birlikte Federal Parlamentoya seçilen ilk Türkiye kökenliler oldu. Cem Özdemir daha sonra ayrıca 2008’de Almanya’da bir partinin eşbaşkanlığına seçilen ilk Türkiye kökenli oldu.
İki dönemdir Federal Parlamento’da değişik partilerden 5 Türkiye kökenli milletvekili bulunuyor. Eyalet meclislerinde 24 milletvekili bulunuyor. Bir dönem belediye meclislerinde bile parmakla sayılan Türkiye kökenlilerin sayısını bugün tespit etmek zor.
Siyaset arenasında, eyalet milletvekilliğinden federal milletvekilliğine, parti başkanlığından eyalet bakanlığına kadar yaşanan “ilk”lerin hiç birisi, Almanya’da yaşayan milyonlarca Türkiye kökenli işçinin, gencin, kadının kaderini değiştirmedi. Kurumsal düzeyde süren ayrımcılık, eşit haklar, eğitim, işsizlik ve yoksulluk konularında iyileştirmeler olmadı. Tam tersine sorunlar katlanarak büyüdü.
Bu nedenle; Türkiye kökenli bir siyasetçinin şu ya da bu partinin etkili bir mevkisine, ya da bakanlık koltuğuna oturması sorunların çözülmesine yetmiyor. Dolayısıyla, siyasetçinin ulusal kimliğinden, kökeninden çok; savunduğu dünya görüşünün çok daha önemli olduğu bir kez daha görülüyor.
Göç sürecinin ilerlemesine bağlı olarak her Türkiye kökenli göçmenlerin kendi dünya görüşüne ve sosyal konumuna uygun bir partide siyaset yapması, belli görevlere getirilmesi artık normal bir durum olarak karşılanmalıdır.
YÜCEL ÖZDEMİR

* Bu konuda Hamburg Eyalet Parlamentosu’nun internet sitesinde gerekli bilgileri edinmek mümkün.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: