Göçmenlerin uyum anlayışıyla entelektüellerinkinden farklı

Sayın Toprak, kamuoyunda göçmenlerin, özellikle de İslam ülkelerinden gelenlerin uyum sağlayamadığına dair pek çok araştırmanın yayınladığı şu günlerde, siz “Uyuma isteksiz Müslümanlar mı? başlıklı bir araştırma-incelemenizi yayınladınız? Araştırmayı nasıl yaptınız ve hangi sonuçları elde ettiniz?
Araştırmayı, 15-64 yaşları arasındaki İslam ülkelerinden gelen göçmenlerle, cami yöneticileriyle yüz yüze yaptım. Öncelikle gündemde olan zorla evlendirme, çocuklarını cinsel bilgiler ve spor derslerine, okul gezilerine göndermeme, uyum tartışması, kadın erkek rolleri konularını ele aldık. Göçmenlerin bu konularda gerçekten ne düşündüğünü ortaya çıkarmaya çalıştım.

Tablo yansıtıldığı gibi karamsar mı?
Uyum konusunda araştırmalar yapılırken genellikle hangi Müslümanların Almanya’da yaşadığından pek söz edilmiyor. Üzerinde bunca tartışma yürütülen göçmenlerin yoksul ve eğitim sürecine katılamayan insanlar olduğu pek hesaba katılmıyor. Bu açıdan bakacak olursak, İslam ülkelerinden gelen insanlar entegrasyon konusunda genellikle olumlu düşünüyor. Örneğin Suriye’de, Irak’ta ya da Türkiye’de köyde yaşayan insanlar şimdi Almanya’da küçük dükkanlar açarak ailelerini geçindirmeye ve çocuklarına en iyi eğitimi vermeye çalışıyor. Bu tablo, tıpkı Sarrazin’in yaptığı gibi, olumsuz gösteriliyor. Ama meseleye o insanlar cephesinden bakıldığında ortada büyük bir başarı sözkonusu. Çünkü geldikleri yerde çok daha kötü durumda idiler. Bu açından bakıldığında başka sonuçlara ulaşmak mümkün.

UYUMUN ÇITASI ÇOK YÜKSEĞE KURULMUŞ
İslam ülkelerinden gelenler de zaten öyle düşünmüyor. Çoğu, “İnsanlarla konuşmak için yeterli derecede Almanca biliyorum. Ailemi geçindiriyorum. Topluma da uyumluyum” diyor. Yani onların uyumdan anladığı ile Alman entelektüellerin anladığı çok farklı.
Uyumun çatısı entelektüeller tarafından çok yükseğe konulmuş. Öncelikle bunu görmek gerekiyor. Konulan çıtaya bakılırsa, herkesin çok iyi derecede Almanca bilmesi, Alman tarihini öğrenmesi, başörtüyü, değerlerini bırakmaları gerekiyor.
Göçmenler açısından ise çıta daha düşük bir yerde. Örneğin entelektüeller görücü usulüyle evlenmeyi uyumsuzluğun bir göstergesi sayılıyor. Halbuki göçmenler “Elimizden geldiği kadar çocuğumuzu iyi birisiyle evlendirmek istiyoruz. Bu yüzden görüş bildirme hakkımız var” diyor.
Avrupa ise bu durumu anlamıyor. Ne var ki bu 100 yıl önce Almanya’da da vardı. Şimdi 100 önce bırakılan değer yargıların Müslümanlar tarafından geri gelmesini istemiyorlar.

GENÇLER ARASINDA MÜSLÜMANLIK ÖNDE DEĞİL
İslam ülkelerinden gelen göçmenler arasında kuşaklar arasındaki farklılıkları araştırma boyunca nasıl gözlemlediniz?
Benim gördüğüm kadarıyla birinci kuşak üçüncü kuşağa göre biraz daha açık. Bunun da sosyolojik nedenleri ortada. Birinci kuşak geldiği ülkeyi de kaldığı ülkeyi de bildiği, tanıdığı için eleştirel bakabiliyordu. Üçüncü ve dördüncü kuşaklar ise genellikle sadece doğdukları ülkeyi (Almanya’yı) biliyorlar, babalarının ya da dedelerinin geldikleri ülkeleri (Türkiye, Suriye, Irak) tanımıyorlar. Sadece tatillerden tanıdıkları bu ülkeleri sürekli koruyorlar. Eleştiri gelince, duyarlı bir şekilde sınır koyuyorlar. Almanya’ya karşı savunmaya geçiyorlar. Bu yönüyle birinci kuşağa göre biraz daha muhafazakarlar.

Bu üçüncü-dördüncü kuşağın Müslümanlığı konusunda nasıl bir değişim söz konusu?
Bu kuşaklar için Müslümanlık pek önde değil. Genellikle kendilerini doğup büyüdüğü semtlerle tanımlıyorlar. “Ben Kölnlüyüm” demiyorlar “Ehrenfeldliyim” diyorlar. “Ne Türk’üm, ne Müslüman’ım ne de Almanım” diyorlar. Sorulara genellikle “gencim, buralıyım” şeklinde yanıt veriyorlar. Israrlı sorulması durumunda ancak “Müslümanım” diyorlar. Dini ve milli kimlik pek ön planda değil.

MÜSLÜMANLIK PAYDASI KABUL GÖRMÜYOR
Büyük medyada göçmenlerin sürekli Müslüman paydası altında bir araya getirilmesi Müslümanlar arasında etkili mi?
Yaygın değil. Kendisini öyle tanımlayan gençler var. Özellikle cami ve derneklere giden gençler kendisini Müslüman olarak tanımlıyor. Ancak onların sayısı çok az. Ana kitle kendisini Müslümanlıkla tanımlamıyor. Bunların hepsi okulu nasıl bitireceğini, meslek eğitim yeri bulup bulamayacağını düşünüyor. Yani sosyal sorunları var. Bu sorunları çözemeyen gençler asıl olarak daha sonra kimlik arayışına yöneliyor ve bu sırada pek çok alanda kırılmalar yaşanınca geriye genellikle din kalıyor.
Yaptığımız araştırmada dikkatimizi çeken, sosyal sorunlarını çözemeyen göçmenlerin toplumdan geriye çekilmesidir. Bu Almanlar için de geçerli.
Böyle bir tablo ortaya çıktığında hemen “Uyum göstermek istemeyen Müslümanlar”dan söz ediliyor. Evet öyle bir kesim var. Ama bunun nasıl oluştuğu önemli. Dinden ötürü geri çekilmiyorlar. Bunu kitabın son bölümünde özellikle vurguladık. İşi gücü olmayan insanlar arkadaşlarıyla sinemaya, yemeğe gidemeyince elbette kendisini geriye çekiyor. Maalesef bu sayı giderek artıyor.

Son bir kaç yıldır Müslümanlar hakkında medya ve siyaset tarafından sürdürülen tartışmalar, İslam ülkelerinden gelen göçmenler üzerinde nasıl bir etki yaratmış durumda? Bu konuda elinizde somut bulgular var mı?
Bu çok ilginç. İnsanlar kendileri üzerinden böyle bir tartışmanın sürdürüldüğünden habersiz. Anlatınca, önce şok oluyorlar, sonrada öfkeleniyorlar. Derneklerin başkanları genellikle tartışmalardan haberdar. Ama cemaat habersiz. Haberi olunca da Alman toplumuna karşı kızgınlık başlıyor. En çok da terör bağlantısına kızıyorlar.
Diğer bir ilginç bir nokta da göçmenlerin kullandığı medya oldu bu araştırma sırasında. Genelde hem Almanca hem de Türkçe basını izliyorlar.

Uyum sorunu son yıllarda genellikle sosyal konum yerine inanca indirgendi. Sizce Hıristiyan bir ülkeden gelen göçmen ile Müslüman bir ülkeden gelen göçmenin uyum sorunları arasında farklılıklar var mı?
Bu araştırmada bu konuyu incelemedik. Ama daha önce bu konularda değişik tartışmalar yürüttük. Din uyumun önünde engel değil. Buna örnek olarak İran’dan gelen insanları gösterebiliriz. Yıllardır bu ülkede İran’dan gelenlerin uyum göstermek istemediğine dair bir tartışmaya tanık olmadık. Gerçekten hepsi entegre olmuş. Çünkü, 1979 yılından sonra daha çok akademisyenler, zenginler, solcular molla rejiminden kaçarak Almanya’ya geldi ve kısa sürede uyum sağladı. İranlı göçmenlerin çocuklarının çoğu şimdi akademisyen. Bu bize Müslüman ülkelerden gelenlerin uyum sağlamadığı yönündeki iddiaları geçersiz hale getiriyor.
Burada elbette belirtmemiz gerekiyor ki, Türkiye ve diğer Arap ülkelerinden gelen göçmenlerin önemli bir bölümü doğrudan taşradan geliyor ve eğitim düzeyi düşük. Okuma yazmayı bilmeden insanlar Almanya’ya geliyor.
Hıristiyan ülkeden gelenlerin uyum gösterdiğini, Müslüman ülkelerden gelenlerin uyum göstermediğini söyleyenler elmalarla armutları karıştırıyorlar.
Bütün bunlardan ötürü, farklı yönleri öne çıkararak uyum tartışması yapmakla bir yere varılmaz. Tam tersine ortak yönleri öne çıkarmak, bunlara dikkat çekmek gerekiyor. Asıl sorunlar sosyal problemlerden kaynaklanıyor. Orak yönlerimiz, hepimiz sosyal statü, eğitim açısından daha iyi bir ülkede yaşama isteğidir.

Araştırmaların nasıl ve kim tarafından yaptırıldığı önemli

Son aylarda sürekli göçmenlerin, özellikle de Türkiye kökenlilerin uyum sağlamak istemediğine dair değişik araştırmalar yayınlandı. Göç sorunlarıyla ilgilenen bir akademisyen olarak bu araştırmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burada araştırmanın nasıl yapıldığı çok önemli. Söyleşi mi yapılıyor yoksa eline bir form mu veriliyor. Örneğin Almanların yüzde 25’nin eline bir form verildiğinde bunu dolduramaz. Burada eğitim seviyesi önemli.
Araştırmayı yapanlar genellikle çıtayı çok yükseğe koyuyor ve belli sorulara doğru yanıt vermeyenleri uyum göstermemiş sayıyor.
Arkadaşların yaptığı araştırmaların yanlış olduğunu söylemiyorum, ama hangi sonuca ulaşmak istedikleri benim için önemli.
Bu bakımdan araştırmaları kimin yaptırdığı da önemli. Benim yaptığım araştırmayı kimse talep etmedi. Bazen İçişleri Bakanlığı, bazen Aile Bakanlığı gibi pek çok kurum araştırma yapılmasını talep ediyor. Örneğin eğer CDU’nun denetiminde olan İçişleri Bakanlığı bir araştırmanın yapılmasını istiyorsa, o zaman biraz dikkat etmek gerekiyor.
Ben genellikle dışarıdan, yapılan araştırmaları denetlemekle görevlendiriliyorum. Örneğin, şu anda Aile Bakanlığı’nın yaptırdığı zorla evlilik konusundaki araştırmayı uzman olarak izliyorum.
Bu son araştırmanın soruları konusunda çok büyük tartışma yaşandı. Aile bakanlığı araştırmanın yapıldığı kişilerin dinin sorulmasında ısrar etti. Uzmanlar bunun bir önemini olmadığını dile getirdi.
Araştırmalar yapılırken her şeyden önce hangi soruların nasıl yöneltildiği çok önemli. Bu vatandaşlar için pek önemli olmayabilir, ama bilimsel verilerin elde edilmesi bakımından çok önemli.
Genelde, üniversitelerin parası olmadığı için, bakanlık ve vakıflardan maddi yardım talep ediliyor. O zaman da parayı veren kendisinin istediği yönde bir sonucun çıkmasını bekliyor. “Serbestiniz” diyorlar ama duymak istediklerini de almak istiyorlar.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: