Daha iyi bir eğitim için

Hamburg’da 18 Haziran’da yapılacak olan referandumla ilgili ne düşünüyorsunuz? Buraya nasıl gelindi?
Referandum, „Wir wollen lernen“ (“öğrenmek istiyoruz”) adlı inisiyatifin girişimi üzerine gündeme geldi. Daha çok zengin ailelerin başını çektiği bu girişim, Hamburg’da öğrencilerin, eğitimcilerin ve velilerin yıllardır uğruna mücadele ettikleri taleplere uygun olmadığı gibi, eğitim alanında şu anda yaşanan temel sorunların devam etmesine neden olacak istekler içermektedir.
Bu inisiyatif, okul sistemiyle ilgili yeni reform taslağının „anne babalara yeterince söz hakkı tanımadığı“, temel eğitim sisteminin şu anda olduğu gibi 4 yılda kalması gerektiği gibi taleplerle bir imza kampanyası yürütüyor.
Büyük ölçüde varlıklı ve kendini ayrıcalıklı görenlerden oluşan inisiyatif, velilerde yarattığı kimi korkular sayesinde referandum için yeterli imza toplamayı başardı. Ancak savundukları talepler ne öğrencilerin ne eğitimcilerin ne de emekçi ailelerinin çıkar ve istekleriyle uyuşmuyor.
Bu kişilerin asıl amacı ise, seçkinci (eliter) okul sisteminin olduğu gibi kalması. Yani var olan yapıyı korumaktır. Kısaca söyleyecek olursak; bu mesele, siyasal ve finansal bakımdan son derece güçlü bir azınlığın yukarıdan aşağıya bir sınıf savaşı yürütmesi ve ayrıcalıklarını ne pahasına olursa olsun koruma amaçlı bir girişimidir.
Sizce Hamburg’da neden ve nasıl bir eğitim reformu gerekli?
Eğitim reformunu zorunlu kılan birçok neden var. Aslında geç bile kalındığını söylemem lazım; bu reform çoktan yapılmış olmalıydı. Eğitim reformu yapılmalıdır, çünkü var olan eğitim sistemi bekleneni karşılamaktan uzaktır. Bunu PİSA araştırmalarından biliyoruz. İkincisi, var olan sistem çok fazla sayıda mağdur üretmektedir. Birkaç örnek vereyim: Geçtiğimiz yıl 1200’den fazla öğrenci ‚Hauptschulabschluss‘ diploması alamadan mezun olmak durumunda kalmış; ayrıca çok fazla sayıda genç, mezun olduktan sonra meslek eğitim yeri bulamamıştır. Bu gençler ayrıca işçi bulma kurumunca ‚meslek eğitimi yapmaya isteksiz ve meslek eğitimi için yetersiz‘ olarak kategorize edilmişlerdir. Yani hem eğitim sisteminin mağduru olmuş, hem de haksızlığa uğramışlardır. Üçüncü neden ise, şu anki eğitim sisteminin adil olmamasıdır. Örneğin akademisyen bir aileden gelen bir öğrencinin eğitimine Gymnasium’da devam etme şansı emekçi bir aileden gelen bir öğrenciye oranla, dört kat daha fazladır. Eldeki veriler bize mevcut eğitim sisteminde yoksul ailelerden gelen çocukların, hem de yeteneklerinden ve gösterdikleri başarıdan bağımsız olarak, çoğu kez Hauptschule’lere (temel eğitim veren okullar) yönlendirildiklerini gösteriyor. Yüksek eğitimli ve varlıklı ailelerden gelen öğrenciler ise ailelerinin maddi olanakları ve yardımı sayesinde üniversite eğimi için zorunlu olan Abitur’larını yapabilmektedirler. Buradan şu sonucu çıkarıyorum: Almanyada gençlerin geleceğini yetenekleri ve gösterdikleri başarı değil, sosyal kökenleri belirliyor büyük ölçüde.
Hamburg’daki eğitim sistemi ‚başarısız, verimsiz ve adaletsiz olduğu için eğitim reformu zorunludur‘ diyorsunuz. Sizce tasarlanan eğitim reformu ihtiyaca cevap verebilecek, bütün bu olumsuzlukları giderebilecek mi?
Büyük ölçüde ihtiyacı karşılayacaktır, diyebiliriz. Biz Sol Parti Fraksiyonu olarak bu reformu, öncelikle bu saydığımız nedenlerden dolayı ve koşulsuz şartsız mümkün olduğunca uzun süre birlikte eğitimi savunduğumuz için destekliyoruz; tabii ki eleştirilerimizi ve çekincelerimizi saklı tutmak kaydıyla. Biz bu eğitim reformunu her şeyden önce ortak eğitime, daha fazla adalete, fırsat eşitliğine ve başarıya doğru atılmış bir adım olarak değerlendirdiğimiz için destekliyoruz. Bu hedefe ulaşmak için temel eğitim süresinin uzatılmasını savunan OECD ile aynı düşüncedeyiz. İnanıyorum ki, 6 yıllık eğitim (Primarschule) bu yönde önemli bir aşama teşkil edecek.
Biz öncelikle eğitimin uygulamalı olmasını ve meslek okullarıyla işbirliğine gidilmesini; etkin bir meslek eğitimi ve üniversite tahsili planlamasının yapılmasını; öğrencilerin danışabileceği devamlı bir muhataplarının olmasını ve eşdeğerli Abitur olanağını savunuyoruz. 6 yıllık temel okul ve semt okulu ile öğrencilerin homojen gruplara ayrılmalarının ve başarılı/daha az başarılı biçiminde sınıflandırılmalarının önlenmiş olacağını düşünüyoruz. Sol Parti Fraksiyonu açısından asıl önemlisi ise, eğitim reformuyla sınıfların öğrenci sayısının düşürülecek ve bu uygulamanın Hamburg Eyalet Parlamentosu’nun bir komisyonu tarafından gözetilecek olmasıdır.
Kararlaştırılan ‚Eğitim reformu‘ bütün taleplerinizi karşılıyor mu?
Hayır, açıkça söylemek gerekirse, karşılamıyor. Biz hedeflenenden daha fazlasını talep ediyoruz, ancak bunu uygulamaya koyacak ya da bu konuda Hamburg Eyalet Senatosuna daha fazla baskı uygulayacak olanaklardan yoksunuz. Bildiğiniz gibi, Sol Parti’nin temel talebi „herkes için birlikte tek okul“ ve eğitim sisteminin demokratikleştirilmesidir. Bu iki temel talep aşağıdaki şu talepleri de içerir: Birincisi, demokratik karar alma ve katılım mekanizmalarının her aşamada ve her alanda yerleştirilmesi ve geliştirilmesi; ikicisi, öğrencilerin, velilerin ve bütün çalışanların anaokulundan son sınıfa kadar karar verme süreçlerine katılmalarının olanaklı kılınması; üçüncüsü, göçmenlerin ve işsizlerin yoğun olarak yaşadığı semtlerde fazladan ders saatlerinin öngörülmesi; dördüncüsü, öğretmen sayısının ihtiyaca karşılık verebilecek sayıya çıkarılması; ve son olarak da birlikte eğitimin mümkün olduğunca uzun süreli olması ve tümgün ortak okul (anaokulundan 10. sınıfa kadar) uygulamasına geçilmesi. Referandumun sonucu ne olursa olsun, bu yönde mücadele etmeye devam edeceğiz. 

Tüm Hamburgluları, anne/babaları, özellikle de göçmenleri 18 Haziran’da yapılacak olan referanduma katılmaya davet ediyorum. Unutmamalı ki, o gün çocuklarımızın geleceği ile ilgili son derece önemli bir karar alınacak. Meşru haklarımızı, en az “öğrenmek istiyoruz” adlı tutucu ve elit inisiyatif üyeleri kadar savunmalıyız. Hukuken referanduma katılamayan göçmenleri ise, yapılacak olan sembolik oylamaya ve göçmenlerin referandumlara katılmalarını talep eden imza kampanyasına katılmaya davet ediyorum.

Okul öncesi eğitime darbe!

Hamburg Senatosu 2010 yılı başında almış olduğu bir kararla kreş ücretlerini artırmış bulunuyor. Çocuklarını kreşe gönderen aileler daha fazla yemek ücreti ödeyecekler. Bundan başka, engelli çocuklar için öngörülen ücret indirimi de kaldırılmış durumda. Burada 30 Milyon Euro’luk bir sosyal kısıtlama söz konusu. Bir taraftan prestij getireceğine inanılan Elbphilharmonie gibi projelere devasa mali kaynaklar akıtılırken, diğer taraftan okul öncesi eğitimde kısıtlamalara gidilmesini, ailelerin daha fazla maddi yükün altına sokulmasını anlamak mümkün değil.
Ücretlerin artırılmasının nedeni finans krizi sonucu oluşan bütçe açığını kapatmak olarak öne sürülüyor. Yani senato, krize sebebiyet verenlere vergi koyacağına, faturayı, dar gelirlilere, çalışanlara ve emekçilere ödetmek niyetinde.
Yapılan ücret artışlarının bütçe açığını kapatması imkânsız, fakat ücret artışları aileler için son derece önemli bir kısıtlama anlamına geliyor. Bu da iktidar partilerinin (Yeşiller ve CDU) çoğunluğun yararına bir politika yapma gibi bir dertlerinin olmadığını bir kez daha gösteriyor.
Bu ücret artışından sonra, işsiz ve göçmen kökenli bir ailenin çocuğunu kreşe göndermesi oldukça zorlaşacak. Aileler kreşe gönderdikleri 3 ve 6 yaş arası çocukları için 21 Euro, okul çağındaki çocukları içinse 42 Euro ödeyecekler. Bu, işsiz ve Hartz 4’den geçinen aileler için de geçerli. Hartz 4 kapsamındaki bir ailenin çocuk başına sadece 211 Euro aldığını ve bunun da 42 Euro’sunu yemek ücreti olarak verecek olmasını düşünürsek, yapılan değişikliğin nasıl bir haksızlığa ve adaletsizliğe tekabül ettiğini daha iyi anlarız.
İşsizlikten ve düşük ücretten en çok etkilenen kesim göçmenlerdir. Göçmenler arasında işsizlik oranı daha yüksek, düşük ücret sektöründe çalışanların sayısı daha fazla ve dolayısıyla yoksulluktan etkilenme riski de daha yüksektir. CDU ve Yeşiller eyalet hükümeti, göçmen kökenli ailelerin çocuklarına daha fazla okul öncesi eğitim fırsatı sunmak ve bu sayede var olan eşitsizliği bir nebze olsun gidermek yerine, eğitimden yararlanmalarını daha da zorlaştırmaktadır. Forschungsbund Population Europe (Berlin) adlı enstitünün bir araştırması bize toplumsal gidişat ilgili önemli bulgular sunmaktadır: Eğitim alanında hızlı bir özelleştirme dalgası yaşanmakta, eğitim metalaştırılmakta, eğitimle ilgili toplumun üstlenmesi gereken görevler ailelere yüklenmekte, bu da toplumda var olan dayanışma ve birliktelik duygusunu ciddi bir biçimde tahrip etmektedir.
Yeşiller bu gelişmelerde nasıl bir rol oynuyorlar? Son seçimlerden önce Yeşiller seçim kampanyalarında “Daha uzun süreli birlikte eğitim”den yana tavır almışlardı. Ancak CDU ile vardıkları koalisyon anlaşmasında iktidar aşkına bu taleplerinden vazgeçtikleri anlaşılıyor. Ekonomik kriz sonrası ise, geçmişte “kazanımlarımız” diye savundukları birçok sosyal içerikli projeden ve talepten de geri adım attılar. Bunların en son örneği ise kreş ücretlerinin artırılmasıdır. Bu da, Yeşillerin taleplerinde ve siyasi hedeflerinde ne kadar “tutarlı” olduklarını gösteriyor. Bugün Yeşiller, kabul etmek istemeseler de, CDU ve FDP ile aynı noktaya, yani neoliberal bir pozisyona gelmişlerdir.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: