‘Yaralarım iyileşir ama ruhum…’

kitapUzaktan baktığınızda 38 yaşındaki diğer kadınlardan farkı yok.  Bakımlı, kendine güvenli ve  gözlerinde yaşam sevinci… Köln’de Gülşen Çelebi, Sonja Fatma Blaeser ve Terre des Femmes örgütü temsilcisiyle kadına yönelik şiddet toplantısının baş kişisi o. Aylin Korkmaz’dan söz ediyoruz. Hani üç sene önce eski eşi tarafından 26 yerinden bıçaklanan, öldü sanılan ama mucizevi şekilde hayata dönen Aylin Korkmaz’dan. Bıçak yaralarının izi hala yüzünde. Kendine güvenli başladığı konuşmasında bir ara boğazı düğümleniyor. ‘Vücudum iyileşir ama ruhum?’ diyor. Mikrofonu avukat Gülşen Çelebi’ye vererek ağlamamak için derin nefes alıyor. Kolay değil, 26 bıçak yarası ve her şeye rağmen hayata dönüş sözü edilen…
“Hatırladığım, çalıştığım yere gelişi, dinlenmek üzere gittiğim odaya girip kapıyı kilitlemesi ve gözleri” diyor.

Önce döver sonra ağlardı
Anlatırken bazen geriye gidiyor: Adana’daki yaşamından, 18 yaşında görücü usulü evlenerek Baden Baden’e gelişinden ve 24 yaşında üç çocuk sahibi oluşundan haberdar oluyoruz. Evliliğinin ilk yılları iyi geçmiş, zaten ona öğretilen de ‘evleneceksin, çocuk sahibi olacaksın ve kaderini yaşayacaksın’ şeklindeymiş çoğu kadın gibi. Almanca öğrenmeye başlamış, çevre edinmiş, çocukları olmuş ve yaşamına değişik boyutlarda şiddet girmiş. 16 yıl, ele güne rezil olmamak için, çocuklarını babasız büyütmemek için ses çıkarmamış. Dayak yemiş, komşular polis çağırmış, şikayetçi olmamış. Çoğu kadın gibi belki ‚kapıya çarparak‘ belki de ‚merdivende ayağı kayarak‘ yaralandığını söylemiş.  Zaten eşi de dövdükten sonra oturur yanına ‘sana vuracağıma elimi yaksaydım’ diye ağlar, bir daha yapmayacağına dair söz üstüne söz verirmiş.
Ama şiddet devam etmiş. Problemler çözülmeyince çocuklarıyla Adana’ya dönmüş, çalışmaya başlamış ama eşinin ailesi yemin üzerine yemin ederek geri dönmeye ikna etmiş. Şiddet sona ermemesine rağmen boşanmayı düşünmemiş o zaman da. “Belli bir süre ayrı kalalım, muhakeme yapalım ve sonra işleri yola koyarak evliliği sürdürelim.” önerisini getirmiş. 2003 yılında herkesin ortasında dayak yemesine, polis gelip müdahale etmesine rağmen suç duyurusunda bulunmamış.  Ancak ilk kez aklına hangi haklara sahip olduğunu araştırmak gelmiş. Çocuklarıyla beraber yaşayabileceği sığınma evlerinin varlığından haberdar olunca boşanmak istediğini söylemiş eşine ve aynı yıl Şubat ayında boşanma dilekçesi vermiş.  Eşi karşı çıkmasına rağmen ilk duruşmada boşanmışlar. Boşanmayla her şey bitmemiş, tehditler, çocuklar üzerine baskı devam etmiş. 2007 yılında  çocuklarını ziyaret etmek için eve gelen eşi, onları Gençlik Dairesi’ne teslim etmeye karar verdiğini açıklamış. Aylin, polis çağırınca evden uzaklaştırılmış. Eve 100 metre yaklaşması da yasaklanmış.
Gözlerini gördüm ve film bitti…
“Bir benzin istasyonunda çalışıyordum. O gün sadece iki kadındık. İstirahat odasına girdim. Birden o da girdi, kapıyı kilitledi, gözlerindeki hırs ve öfkeyi gördüm ve boğazıma dayalı bıçağı hissettim.” diye devam ediyor. Sonrası hastanede devam ediyor öykünün: Delik deşik edilmiş bir yüz, değişik yerlerde bıçak yaraları. Komada geçirilen günler, yüzün eski haline getirilmesi için atılan 250 dikiş. Ölümle yaşam arasında geçirilen saatler ve çocukları için hayatta kalmayı tercih edip gözlerini açışı…
Aylin sadece eşinden şikayetçi değil. Aile içi şiddeti birilerinin göstermek istediği gibi bir dini ya da etnik grubun sorunu olarak da görmüyor. Yasaların kadını yapayalnız bıraktığı düşüncesinde. Örneğin eşine sadece 13 yıl hapis cezası verilmesi, bu cezanın yarısını çektikten sonra serbest bırakılıp Türkiye’ye gönderilecek olması adil gelmiyor ona. Eşi cezaevinden bile tehditler savururken, eşinin akrabaları ve dost sandığı birçok kişinin ‘kan tükürsen bile kızılcık şurubu içtim diyeceksin’ diyerek kendine karşı olduğunu söylüyor. Hele de Gençlik Dairesi’nin çocuklarını kendine vermek istememesi, hastanede ziyaretlerini bile sakıncalı görmesi yıkmış, kırmış onu.
Şimdi mi? Şimdilerde çocuklarıyla beraber. Yaraları iyileşmeye başlamış. “Vücudumdaki yaralar iyileşiyor ama kalbimdeki, beynimdeki yaralar?” diye soruyor. Tek olmadığını, ilk olmadığını biliyor ama görünmeyen binler, on binlerden biri olmak da istemiyor. Yazdığı „Ich Schrie um mein Leben“ (Hayatım için Çığlık Atıyorum) adlı kitapla şehir şehir dolaşıyor. Amacı kendinden yola çıkarak kadınları cesaretlendirmek, kamuoyunu bilgilendirmek,  yasa yapanları duyarlı hale getirmek. Sadece Aylin’e değil, kendinize destek olmak istiyorsanız, şehrinize geldiğinde toplantılarına katılın. Çevrenizdeki şiddet olaylarına duyarlı olun, şiddet karışılmaması gereken bir aile sorunu değildir çünkü ve herkes insanca yaşama, geleceğiyle ilgili kararları kendi başına alma hakkına sahiptir. Öyle değil mi? Teşekkürler Aylin, yaşamayı tercih ettiğin, isimsiz on binlerden olmak istemediğin ve ‘yeter’ dediğin için!

Hayatım için Çığlık Atıyorum

Fackelträger Yayınevi tarafından basılan Aylin Korkmaz’ın kitabı, Ocak ayından itibaren tüm kitapçılarda satılıyor. Korkmaz kitabında sadece maruz kaldığı şiddeti anlatmıyor, yaşamı ve taleplerini de ifade ediyor. Kitaba bu ismi vermesinin nedeni eşi bıçak saplarken haykırmaktan başka bir şey yapamaması. Değişik şehirlere okuma toplantılarına katılan Aylin’le ilgili olarak bir de kampanya başlatıldı. Terre des Femmes örgütü, namus cinayetlerinin töreye bağlı olarak değerlendirilip özel ceza kapsamına alınmasına ve Korkmaz’ın  eşinin 6,5 yıldan sonra serbest bırakılıp Türkiye’ye geri gönderilmesine karşı imza topluyor.

Semra Çelik

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: