Hollanda’da erken genel seçimler yapılıyor

Hollanda’da Hıristiyan Demokrat Parti (CDA), İşçi Partisi (PVDA) ve Hıristiyan Birlik (CU) partileri tarafından kurulan 4. Balkenende Hükümeti normal süresini tamamlamadan düştü. Hükümetle parlamento arasında yapılan anlaşmaya göre Uruzgan’da bulunan Hollanda askerleri 2010 yılının sonunda geri çekileceklerdi. CDA, askerlerin görev süresini uzatmak ya da farklı bir misyonla Afganistan’da daha uzun süre kalma niyetindeyken, PVDA askerlerin geri çekilmesinden yanaydı. Bu tutumuyla PVDA bu kez herkesi şaşırttı. PVDA kararının arkasında durdu ve anlaşmazlık giderilemeyince hükümet düştü.
Hükümetin düşmesinden bir hafta sonra yapılan belediye meclisi seçimlerinde PVDA, 700’e yakın sandalye kaybetti.
Yerel seçimlerinden sonra PVDA yeni bir adım daha attı. Kamuoyunda kötü bir imaja sahip olan Wouter Bos ‘ailevi’ gerekçelerle parti liderliğinden ayrıldı. Yerine kamuoyuna ‘birleştirici’ diye sunulan ve Bos’a göre daha az yıpranmış Amsterdam Belediye Başkanı Job Cohen parti liderliğine getirildi. Bu manevralarla PVDA, hükümette oldukları dönemde uyguladığı emekçi düşmanı politikaları halkın hafızasından silmeyi amaçlamakta ve ancak kendilerinin toplumu birleştirebileceklerinin ve Hollanda’yı krizden düzlüğe çıkarabileceklerinin sinyalini vermek istemektedir.

İŞÇİ PARTİSİ’Nİ YAPTIKLARI   UNUTULMAMALI
Oysa geçtiğimiz dönemde PVDA’nın da parçası olduğu hükümet, emekçiler açısından hiç de iyi şeyler yapmadı. Krizin sorumluları olan bankalara ve tekellere milyarlarca Euro’luk kaynak aktarıldı. Halka kemer sıkma politikası dayatıldı. Ücretler donduruldu. Sağlıkta kısıtlamalar ve sağlığın pazara açılması uygulamaları devam etti. Irak Savaşı’na Hollanda’nın verdiği desteğin araştırılması için PVDA’nın verdiği söz lafta kaldı. Yeni Avrupa Anayasası halka sorulmadan kabul edildi. PVDA da, Groen Links, D66, CDA, CU ve VVD partileri gibi emeklilik yaşının 65’ten 67’ye çıkarılmasını istemekte. Bu saldırılar daha bir ilk adım. Seçimlerden sonra emekçileri daha zor bir süreç bekliyor.

ACI REÇETELER SEÇİMLERDEN SONRA
Partiler seçimlerden sonra hangi politikaları izleyecekler? Bu konuda partilerin seçim programlarının yanı sıra, hükümet tarafından görevlendirilen komisyonların 1 Nisan’da kamuoyuna açıkladıkları kısıtlama planları bizlere seçimlerden sonra nasıl bir politika izleneceği konusunda ipuçları veriyor. Komisyonların planlarına göre 29 milyar Euro kısıtlama yapılacak. Eğer bu planlar gerçekleşirse ki, çoğu parti şu ya da bu oranda bu planları destekliyor, krizin faturası emekçilere çıkartılacak. Zenginlerden, bankalardan ve tekellerden hiç bir şey talep edilmezken, yerlisi ve göçmeniyle, kadını ve erkeğiyle, yaşlısı ve genciyle, emekçilerden krizin faturasını ödemeleri talep ediliyor.
Öğrenci bursunun kaldırılması, sağlık bakımı için 775 Euro istenmesi, her ev doktoru ziyareti için 5 Euro ödenmesi, İşsizlik ödeneği (WW) süresinin kısaltılması, işten çıkartmaların kolaylaştırılması, asgari ücretin ve ödeneklerin düşürülmesi ve emeklilik yaşının 67’ye çıkarılması öngörülen kısıtlamalardan bazılarıdır.

SEÇİMLERDE MESAJ VERMEK ÖNEMLİ
Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi, sermaye sahipleri ve sistem partileri seçimlerden sonra krizin faturasını emekçilere yıkmak üzere hazırlık halindeler. 9 Haziran’dan sonra hangi hükümet işbaşına gelirse gelsin emekçilerin kazanımlarına dönük saldırılar ve kısıtlama paketleri hayata geçirilmeye çalışılacak.
Saldırıların hayata geçirilip geçirilmeyeceği ya da hangi oranda geçirileceği ise emek örgütlerinin, sendikaların, emekçilerden yana örgütlerin ve mücadeleci kesimlerin sergileyecekleri mücadele hattıyla belirlenecektir.
Bu mücadele hattının öneminin yanısıra, 9 Haziran seçimlerinde emekçilerin sandıkta yapacakları tercih de önemlidir. Hangi partiler hiç bir sorumluluğu olmadığı halde krizin faturasını emekçilere çıkartmak istiyor? Ve hangi partiler emekçilerden yana tutum alarak, faturayı krizin asıl sorumluları olan bankalara, zenginlere ve tekellere çıkartma yanlısı? Kimin başbakan, hangi partilerin hükümet olacağından çok, bu kişi ve partilerin kimlerden yana politika yaptıklarını bilmek ve buna göre tutum belirlemek önemlidir. Zenginlerden yana mı, emekçilerden yana mı?
Dolayısıyla bizlerin, krizin faturasını krizin sorumluları olan bankalara ve tekellere fatura edilmesinden yana olan partilere oy vermemiz, hem seçimlerden sonra emekçilerin mücadelesi açısından, hem de haklarımıza dönük saldırı planları içinde olan partilere ilk ve güçlü bir mesaj vermemiz açısından önemlidir. ?

AMSTERDAM YENİ HAYAT

Seçımler, ırkçılık ve  ‘göçmen dostu’ partiler

Irkçı ve yabancı düşmeni Gerd Wilders ve partisi PVV, İslam karşıtlığı söylemleriyle Hollanda siyaset sahnesinde önemli bir çıkış yapmış durumda. Wilders, değişik hükümetlerin uyguladığı ve toplumun azımsanmayacak bir kesiminde kaygı ve korku yaratan politikaları, popülist ve ırkçı söylemlerle dillendirerek yerli ve göçmen ayrımını körüklemektedir. Wilders, popülist söylemleri  sonucunda son belediye meclisi seçimlerinde seçimlere katıldığı Almere ve Den Haag kentlerinde oy patlaması yaptı.
Wilders’ın bu yükselişine neden olan politikalar ve bu politikaların altında imzası olan bazı partiler, seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte Wilders karşıtı ve ‘göçmen dostu’ pozlarına bürünmeye başladılar. Toplum içerisinde yaşanan kaygıların suiistimali üzerinden politika yapan bu partiler, Wilders’in önünü kesmek iddiasıyla başta göçmen emekçiler olmak üzere sağduyu sahibi kesimlerin oylarına göz dikmiş durumdalar. Türkiyeliler adına hareket ettiğini iddia eden bazı kesimler de, emek ve göçmen karşıtı politikalarına dokunmadan bu partileri ve onların liderlerini öne çıkartarak, Türkiye kökenli emekçileri bu partilere yönlendirme çabası içerisindedirler.
Wilders’ın önünü kesmek önemli. Sorun bunun hangi politikalarla gerçekleşeceğidir. İşsizlik, yoksulluk, çocukların eğitim sorunu ve bunlarla birlikte ırkçı-ayrımcı politikalar, Hollanda’da yaşayan Türkiye kökenli emekçilerin en temel sorunları arasında gelmektedir. Bir yandan işsizliği, yoksulluğu derinleştireceksin, eğitimi paralı hale getireceksin ve göçmenlere dönük politikaları sertleştireceksin; diğer yandan da Wilders’in önünü kesme iddiasıyla göçmen dostu pozlarına bürüneceksin? Bu tutum en hafif deyimle iki yüzlülüktür!

DİDF: Adayların etnik kökeni  değil savunduğu görüşler önemli

Seçimler sürecinde bazı çevreler tarafından öne çıkartılan konular arasında Türkiye kökenli adaylar meselesi gelmektedir. Listelerin kesinleşmesi ve seçim kampanyalarının başlamasıyla birlikte kimi adayların dini ve etnik kimlikleri öne çıkartılarak; partilerin politikaları ve bu politikaların emekçiler açısından getireceği sonuçlar hesaba katılmadan, bu adaylara oy verilmesi çağrıları yapılacaktır.
Türkiye kökenli emekçilere çağrımız, bu yönlü propagandaya kulak vermemesidir. Adayların dini ve etnik kimliklerine dayanarak oy istemek, emekçileri yerli ve göçmen olarak bölmek, en fazla göçmen emekçilere zarar verecektir. Geride bıraktığımız dönemde krizin yükünü emekçilere yükleyen, emeklilik yaşını 67’ye yükseltmek isteyen, politikalarıyla işsizliği ve yoksulluğu arttıran ve bölünmüşlüğü derinleştiren CDA, PVDA ve D66  gibi partilere, sadece listelerinde Türkiye kökenli adaylar var diye oy vermek, Türkiye kökenli emekçilerin hangi sorununu çözecektir?
Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) olarak diyoruz ki 9 Haziran erken genel seçimlerinde mutlaka sandığa gidip, oyumuzu kullanalım. Oyumuzu hangi partiye vereceğimize karar verirken, adayların dini ve etnik kökenine değil, partilerin dün ve bugün hangi politikanın takipçisi olduklarına bakalım. Oyumuzu; işsizliğe, yoksulluğa, eğitim-sağlık-sosyal alandaki saldırı politikalarına ve ayrımcılığa karşı kullanalım!

Hollanda Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) üyesi Sadet Karabulut Sosyalist Parti’den (SP) 7. sıra adayı.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: