İmam pazarlığı

CDU/CSU-SPD “büyük koalisyon” hükümeti döneminde İçişleri Bakanı Wolfgang Schäuble öncülüğünde yapılan ilk konferansa kitle gücü olduğu ileri sürülen bütün İslami örgütler davet edilmişti. Üç yıl önce büyük umutlarla başlatılan İslam Konferansı’nın gelinen aşamada anlamsız bir girişime dönüştüğü yüksek sesle ifade ediliyor.
Geçen yıl yapılan genel seçimlerinden sonra kurulan CDU/CSU-FDP hükümetinde İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturan Thomas de Maizière (CDU), önceki döneme göre farklı bir seyir izleyeceği mesajı vermişti. Daha önce Schäuble döneminde “tek muhatap” yaratma söylemiyle Almanya Müslümanları Koordinasyon Kurulu (KRM) çatısı altında bir araya getirilen Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), İslam Konseyi, Almanya Müslümanları Merkez Konseyi (ZDM) ve İslam Kültür Merkezleri (VIKZ) bu ikinci etapta ayrı muhataplar olarak ilan edildi.
KRM çatısı altında “muhatap” kabul edilen örgütlerden İslam Konseyi, en büyük üyesi Milli Görüş’e karşı vergi kaçırma nedeniyle açılan soruşturma gerekçe gösterilerek konferans üyesi olmaktan çıkarıldı. Ardından ZDM de, bu tutumu protesto ederek İslam Konferansı’na katılmadı.
Böylece, Maiziere başkanlığında yapılan ilk toplantıda “büyük örgütler” olarak tanımlanan İslam Konseyi ve ZDM devre dışı bırakıldı. Geriye DİTİB ve Süleymancılar tarikatının Avrupa’daki uzantısı VIKZ kaldı. Bir sonraki hamlede VIKZ’in de devre dışı bırakılacağı ve DİTİB’in tek muhatap olarak konferansa davet edileceği şimdiden konuşuluyor.
Bu durum, Schäuble’nin en büyük örgütleri biraraya getirerek Almanya’daki bütün Müslümanlar için “tek muhatap” yaratma konusundaki stratejisinin boşa çıktığını, daha doğrusu devletin bu stratejiden vazgeçtiğini gösteriyor. Bu nedenle de konferans sonrasında yapılan yorumların çoğunda İslam Konferansı’nın Almanya’daki bütün Müslümanların temsilcisi olmayacağı dile getirildi.
En geniş paydada bir muhatap yaratmaktan vazgeçen bakan Maiziere, eleştirileri “Burası sadece bir diyalog platformudur” diye yanıtladı.

TÜRK-İSLAM SENTEZİ YERİNE ALMAN-İSLAM SENTEZİ
Türkiye’den gönderilen yüzlerce imamın, Türkiye kökenli göçmenler arasında Türk-İslam sentezini yaydığını, böylece Türkiye kökenlileri denetim altında tuttuğunu bilen Almanya, Müslümanlar üzerinde kendi politikasını etkili kılmak istiyor. Bunun yolunun da imamların eğitilmesi ve yetiştirilmesinden geçtiğini biliyor. Bugüne kadar bu doğrultuda atılan adımlar yeterli düzeyde imamın yetiştirilmesine olanak vermiyor. Keza imamlar yetiştirildikten sonra da görev yapacakları camiler ve cemaatlerin olması gerekiyor.
İslam Konferansı çerçevesinde başta imam sorunu olmak üzere, çeşitli noktalarda süren anlaşmazlıklar giderildikten sonra, Almanya’da İslam’ın diğer dinlerle eşit konuma gelmesi için adımlar atılacağı vaat ediliyor. Bunların başında “kilise vergisi” gibi “cami vergisi”nin alınması da yer alıyor. ,

İMAM PAZARLIĞINI KİM KAZANACAK?

2. İslam Konferansı’nda öne çıkan konuların başında Almanya’daki camilerde görev yapacak imamların kim tarafından eğitileceği geliyordu. Bu konu, Türkiye ile Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık maddesi ve  kısa sürede de bir çözümün sağlanması beklenmiyor. Çünkü, Türkiye devleti Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenlere yönelik politikasını din üzerinde ve imamlar aracılığıyla camilerde hayata geçiriyor. Bu nedenle imamlar Türkiye için oldukça önemli.
1960’ı yılların başından 80’li yılların ortalarına kadar genellikle konsolosluklar bünyesinde görev yapan Din Müşavirleri aracılığıyla “dini vecibelerini” yerine getirmeye çalışan “gurbetçi” işçilerin inançları, 1980 askeri darbesinden sonra Türkiye tarafından sistemli bir politikanın konusu yapıldı.
Başta Almanya olmak üzere, çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli işçi ve emekçileri kontrol altında tutmak için devlet, Avrupa’da açık bir şekilde dini kullanmaya başladı. 12 Eylül rejiminin generalleri, Almanya’ya tırlar dolusu Kur’an gönderdiler. O dönemler, daha çok devletin kontrolü dışındaki dini örgüt ve kuruluşlar cami ve ibadet işlerine bakıyor, bunun üzerinden güç toplamaya çalışıyorlardı.
Milli Görüş ve Süleymancılar Almanya’daki en güçlü dini örgütlerdi.
Bunu fark eden generaller, işçileri dini ve milli temelde örgütlemek için 20 yıl önce Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak Almanya’da DİTİB’i kurdular. ‘Lejyoner imamlar’ bu tarihten itibaren Almanya’ya gönderilmeye başladı.
İlk olarak 1984’te Almanya’ya gönderilen imamların maaşının uzun süre Suudi Arabistan’ın “Rabitat-ül Alem-ül İslam” adlı kurum tarafından ödendiği 1987’de ortaya çıkmıştı. Kamuoyunda uzun süre tartışılan ‘Rabıta olayı’, Suudi maaşlı Türk imamların aylığını bugün Türkiye Cumhuriyeti ödese de, geliş amaçları hiç değişmedi.

DİTİB tarafından verilen resmi bilgiye göre, bugün Almanya’da Türkiye’den getirilen 678 imam bulunuyor. 800’e yakın cami ve derneği bulunan DİTİB’in her teşkilatının başında bir misyoner imamın yer aldığı görülüyor. Böylece, DİTİB Almanya’daki en büyük dini örgüt haline getirildi. (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: