KRV hükümetini arıyor

Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde 9 Mayıs günü yapılan parlamento seçimlerinden net bir hükümet modelinin çıkmaması üzerine, partiler arasında yapılan ilk tur görüşmelerden net bir sonuç çıkmadı.
Seçimlerde CDU çok az bir farkla birinci olmasına rağmen, hükümet kurma görüşmelerini SPD sürdürdü. Yeşiller ile seçimler öncesinde kurduğu ittifakı arkasına alan SPD, önce FDP’ye sonra Sol Parti’ye ortaklık teklifinde bulundu. FDP, görüşmenin gerçekleşmesini Sol Parti ile görüşmeme şartına bağladı. Yani, SPD ve Yeşiller gibi iki partinin “radikal” ilan edilen Sol Parti ile bir araya gelmesine bile FDP’nin tahammülü yoktu ve bunu açık bir şekilde ilan etti. SPD ve Yeşiller buna rağmen Sol Parti ile görüştü ancak, bu üç partinin içinde olduğu “sol koalisyon” modelinin hayat bulmayacağı anlaşıldı.
“Kırmızı-Kırmızı-Yeşil” olarak adlandırılan “sol hükümetin” kurulmayacağı netlik kazanınca bu kez taraflar karşılıklı olarak birbirini suçlamaya başladılar. SPD, Sol Parti’nin sorumluluk almaya hazır olmadığı biçimindeki genel söylemleri bir kez daha tekrarladı. Halbuki, görüşme sırasında hükümet programından çok, Sol Parti’den Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ni (DDR) “hukuksuz devlet” olarak görüp görmediği konusundaki tutumunu ortaya konması istendi. SPD içinde bir grup milletvekili Sol Parti ile ortaklık kurulması durumunda karşı oy kullanacağını ilan etmişti.
Bu aynı zamanda seçimlerden sonra çeşitli gazeteler ve televizyon kanalları tarafından Sol Parti’ye karşı başlatılan karalama kampanyasının da önemli argümanlarından birisiydi. Dolayısıyla SPD ve Yeşiller, Sol Parti ile adeta “görüşmüş olmak için görüşerek” seçmenlerine “Biz elimizden geleni yaptık, onlar hükümete katılmak istemiyorlar” mesajını vermeye çalıştılar.

SOL PARTİ AÇISINDAN DURUM
SPD ile koalisyon ortaklığı denilebilir ki Sol Parti’nin “en zayıf” noktalarından birisi. Savaşa, sosyal kısıtlamalara karşı ülke genelinde sürdürmüş olduğu mücadele ile sürekli puan kazanana Sol Parti’nin, Berlin ve Brandenburg eyaletlerinde SPD ile yaptığı ortaklık onun farklı yüzünü yansıtıyor. Çünkü, bu eyaletlerde izlenen neoliberal politikaların altında aynı zamanda bu partinin de imzası bulunuyor.
Sol Parti içinde, ‘sorumluluk almak’ adına SPD ile koalisyon ortaklığına sıcak bakan bir kesimin olduğu ve bu kesimin hatırı sayılır bir ağırlığı olduğu sır değil. Hükümet ortaklığı ile diğer partilerden farklı olmadıklarını kanıtlamak istiyorlar. Böyle yaptıkça da oy kaybediyorlar. Berlin’deki gelişmeler bunun kanıtı.
Ne var ki; Kuzey Ren Vestfalya’da Sol Parti’nin seçim öncesinde ilan ettiği “seçim programı” denilebilir ki bugüne kadar bu partinin eyalet örgütleri tarafından karar altına alınan en ileri program özelliği taşıyor. Açık bir şekilde özelleştirme reddediliyor, büyük enerji tekellerinin kamulaştırılması talep ediliyordu. Daha bir kaç hafta önce seçim kampanyası sırasında bunları talep eden bir Sol Parti’nin ardından SPD’nin istediği özelleştirmelere, sosyal kısıtlamalara onay vermesi durumunda pek çok konuda taviz anlamına gelecekti.
Sol Parti bir taraftan “seçim programında” ifade ettiği taleplerin yer aldığı bir hükümette ortaklığa hazır olduğunun mesajını verirken, diğer taraftan ise SPD ve Yeşiller’in bunlara onay vermeyeceğinin bilinciyle hareket ediyordu.
Bu yüzden de Sol Parti, “taviz” ile “muhalefet” arasındaki kararını, “muhalefetten” yana kullanarak eyalet çapında bundan sonra daha güçlü bir parti olma yolunu tercih etmiş oldu.

ARAYIŞ NE ZAMAN BİTECEK?
Almanya’nın bu en büyük eyaletinin önümüzdeki beş yıl içinde nasıl bir hükümet tarafından yönetileceği, bu satırların yazıldığı günlerde henüz belli değildi. Ortada; “Büyük Koalisyon” (CDU-SPD), Jamaika (CDU-Yeşiller-FDP) ve Trafik Lambası (SPD-Yeşiller-FDP) ihtimalleri bulunuyor. Bunlardan herhangi birisinin gerçekleşmemesi durumunda ise erken seçim kapıda görünüyor.
KRV’de ortaya çıkan bu tablo iki yıl önce Hessen’de yaşananları anımsatıyor. Orada da SPD tarafından hükümet kurma girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmış, ardından seçimin mağlubu Roland Koch, erken seçimle koltukta kalmayı başarmıştı. Koch’un izlediği “erken seçim” taktiğinin Rüttgers tarafından da izlenmesi şaşırtıcı olmayacak.
Ama krizin faturasını emekçilere kesmek için planları sürekli erteleyen federal hükümetin fazla vakti yok. Bu yüzden de Federal Konsey’deki dengeler de gözetilerek, en büyük eyalette “büyük koalisyonun” kurulması sermaye açısından en makul çözüm olarak görülüyor. Çünkü, geçmişte olduğu gibi bugünde emekçilerin kazanılmış haklarının yok edilmesi, yeni saldırıların düzenlenmesi konusunda hükümet anlamında bir büyük koalisyon olmadığı durumlarda bile sermaye partilerinin fiili olarak büyük koalisyon gibi çalıştığı biliniyor. (YH)

Vaatleri erken unuttular

Sol Parti KRV Milletvekili Özlem Alev Demirel, eyalette hükümet kurma konusundaki gelişmeleri gazetemize değerlendirdi.

SPD, Yeşiller ve Sol Parti arasında bir hükümetin kurulmamasının sorumlusunun Sol Parti olduğu ileri sürülüyor. Siz gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce parlamentoya giren bütün partiler kendi programlarını hayata geçirmek istiyor. Aynı durum Sol Parti için de geçerli. Sol Parti’nin sorumluluk almak istemediği şeklindeki açıklamalar tamamen karalamaya yönelik. Seçim öncesinde başlatılan bir kampanya halen sürdürülüyor.
Diğer taraftan SPD ile Yeşiller’in gerçekten Sol Parti ile bir hükümet kurma diye bir derdi yok. Çünkü seçimlerden önce ileri sürdüğü vaatleri hayata geçirmeye niyetli değiller.

Sondaj görüşmesinden sonra Sol Parti’nin koalisyon yapmak istemediği ileri sürülüyor. Bu ne kadar doğru?
Komisyonlar arasında yapılan görüşmelerden sonra SPD ve Yeşiller’den yetkililer hemen, “Bunlar hukuksuz bir devleti savunuyor”, “Yönetmek için gerekli bir bütçe planına sahip değiller” şeklinde demeçler verdiler. Basın da buna geniş yer verdi.
Ayrışma noktaları şunlar oldu: Sol Parti kesinlikle eyalet dairelerinde işten atılmaların olmamasını, KEW olarak bilinen işlerin devam ettirilmesini, sosyal kısıtlamaların yapılmamasını ve eyalet bankası WestLB’nin özelleştirilmemesini istedi. Bunlar vazgeçilmez taleplerdir.
Bu önemli konulara her iki parti de net yanıt vermedi. Çünkü görüşmede daha çok Sol Parti’nin DDR hakkında ne düşündüğü söz konusu oldu.

Ama seçimlerden önce her iki partinin ortak paydalarının çok olduğundan söz ediliyordu. Ne oldu da bu ortak noktalar hemen unutuldu?
SPD’nin başbakan adayı Hannelore Kraf kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, “Artık seçimler bitti, vaatler gerçeklik testine uymalı” demişti. Bu, seçim öncesinde verilen vaatlerin unutulması gerektiği anlamına geliyor, bence.
Belirtmek gerekiyor ki, SPD ve Yeşiller seçim öncesinde birçok şey ileri sürdüler. Ancak bunların nasıl ve ne zaman yapılacağı somutlaştırılmıyordu. Bir de her şey “bütçe olursa” ile açıklanıyordu. Sol Parti onlardan farklı olarak bütçenin olması için bankalara, milyonerlere daha fazla para verilmemesini, ek vergilerin alınmasını ve bölüşümün değiştirilmesini istiyor.
Diğer partilerin ne bankalara el atacak yüreği ne de politik çizgisi var. Onların bu tarz bir politika izlemesi pek fazla şaşırtıcı değil bizim için. Sonuçta bunlar Hartz IV yasalarını hayata geçiren partiler.

Sol Parti bundan sonra parlamentoda nasıl bir çalışma yapacak?
Biz şimdiden ana muhalefet partisinin Sol Parti olduğunu düşünüyoruz. Bunun için hazırladığımız 10 önergemiz var. Bunların arasında SPD ve Yeşiller’in de talep ettiği üniversite harçlarının kaldırılması da bulunuyor. Bunu meclise getireceğiz. Bakalım her iki parti harçların kaldırılması konusunda ne kadar samimi. Hep birlikte göreceğiz. (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: