Daha fazla kâr için…

20 Nisan, Salı günü Meksika Körfezi’nde başlayan çevre katliamı henüz kontrol altına alınamadı. Böylece derin sularda petrol arayan tekellerin bu tür durumlara karşı hiçbir önlem almadıkları açığa çıktı. Hatırlanacağı gibi British Petrol’a (PB) ait ‚Deepwater Horizon‘ petrol çıkarma platformunda yaşanan kazada büyük bir patlama sonucu 11 işçi yaşamını yitirmiş, 17’si yaralı toplam 100 işçi kurtulmayı başarmışlardı. Patlamanın ardından ikinci gün de petrol platformu batmıştı.

BP, GERÇEKLERİ GİZLEDİ!
Patlamayla birlikte çok büyük miktarda petrolün denize karışmasına karşın İngiliz BP tekeli yaptığı ilk açıklamalarda, bir yanda platformun kendilerine ait olmadığı ve dolayısıyla sorumluluk taşımadıkları ileri sürülmüş ve „Koskoca okyanusun çok küçük bir noktası kirlenmiş bulunuyor. Büyütmeye gerek yok“ diyerek kamuoyunu yanıltmaya, yatıştırmaya çalışmışlardı.
BP şefi Tony Haward’ın ilk günlerdeki yatıştırma çabaları bir işe yaramadığı gibi tekele karşı öfkenin artmasına neden oldu. Olay yerine ve olaydan etkilenmesi muhtemel bölgelere gelmek yerine tekelin merkezinden açıklamalar yapmayı yeğleyen Haward’ın yalanları kısa sürede ortaya çıktı.
İki gün devam eden yangından sonra petrol platformunun batmasıyla birlikte denize sızan petrolün gerçek hacmi belli omuştu. BP tarafından ileri sürüldüğü gibi „petrol borusunda bir sızıntı“ değil patlayan borudan en azından günde 1,6 milyon litre petrol fışkırıyordu.
Değişik bilim insanları, 1500 metre derinlikte çekilen filmlerin analizinden sonra yaptıkları açıklamalarda patlayan sondaj borusundan her gün 3 milyon ile 8 milyon litre arası petrolün denize aktığını bildirdiler. Bu ise gelinen yerde en iyi (!) ihtimalle 200 milyon, en kötü ihtimalle ise 500 milyon litreye yakın petrolün denize karışması anlamına geliyor. Bilimcilerin bir litre petrolün bir milyon litreden fazla suyu onyıllarca kullanılamaz hale getirebileceğine dikkat çekmeleri de yaşanan facianın boyutu hakkında fikir sahibi olunmasına katkı sunuyor.

„AĞUSTOS’A KADAR SÜREBİLİR“
Okyanusun derinliklerinde petrol aramanın ne denli tehlikeli ve zor olduğu bilinmesine karşın BP (ve diğer petrol tekellerinin) almak zorunda oldukları önlemleri göz ardı ettikleri bu kazayla bir kez daha ortaya çıktı. Ortaya çıkan bir diğer olgu ise tekellerin bu tür durumlara karşı hiçbir önlem geliştirmedikleri oldu.
Bu derinliklerde sondaj yapmayı ve petrol çıkarmayı Ay’a gitmeye benzeten BP şefi Haward’ın, „Kullandığımız teknoloji uzay teknolojisine benziyor. Okyanusun derinlikleri de uzay gibi bilinmeyen birçok tehlikeyi içinde barındırıyor. Birçok şeyi yaparken öğreniyoruz“ diye kendini savunmaya kalkması gerçekte tekellerin ne kadar sorumsuzca hareket ettiklerini ortaya koyuyor.
Patlayan boruyu harç ve çimento ile sıvayarak deliği kapayamayan BP daha sonra parçalanan borunun üzerine huni geçirerek akan petrolü buradan çekmeye çalıştı. Ancak bu yöntemde ciddi olarak bir işe yaramadı. Şimdi ise petrol yatağına iki sondaj daha yapılarak kurulacak yeni hatlar üzerinden petrol çekilerek yataktaki basınç düşürülmeye çalışılıyor. Böylece patlayan boruları tamir edilebileceğini uman BP bu konuda da kesin bir şey söyleyemiyor. Nitekim petrol yatağının kesin olarak ne kadar büyük olduğu bilinmiyor ve dolayısıyla açılan yeni kuyular aracılığıyla basıncın ne zaman düşeceği hakkında bir şey söylenemiyor. ABD hükümetinin BP’den üçüncü bir kuyu için sondaja başlamasını istemesi durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor.
BP şeflerinin yeni kuyuların faaliyete geçmesi ve basıncın düşürülmesinin Ağustos ayına kadar sürebileceğini söylemeleri milyonlarca litre petrolün kontrol dışı okyanusa akması anlamına geliyor!
Bu ise yaşanan doğa felaketinin katlanarak büyümesi demek. Haziran’ın ilk günlerinde yapılan açıklamalarda, şimdiden 270 kilometre sahilin ve Mississippi Delta’sının 13 hektarlık bölümünün petrolle kirlendiği yönündeydi.

PETROL ATIKLARI AVRUPA’YA GELEBİLİR
Diğer bir tehlike ise akan petrolün okyanusun doğal akıntılarına karışarak daha geniş bir çevreye yayılmasında yatıyor. Nitekim bölgedeki „Loop Current“ isimli sıcak su akıntısı Karayib Denizi’nden biriken sıcak suyu önce Meksika Körfezi’ne taşıyor ve ardından ise bu suyun „Körfez Akıntısı“ (Golfstrom – Golf Stream) ile birleşmesini sağlıyor. İki akıntının birleşme noktası genişliği hava şartlarına göre 200 ila 300 kilometre, derinliği ise 80 ila 150 metre arasında değişiyor.
Bu ise bilimcilerin verdiği bilgiye göre Loop Current’in Körfez Akıntısı’na saniyede 24 milyon ile 32 milyon metreküp su taşıdığı anlamına geliyor. Kısacası eğer petrolün Meksika Körfezi’ne yayılması engellenemezse burada başlayan ve İngiltere’nin kuzeyine kadar devam eden Körfez Akıntısı, petrol atıklarını Avrupa’ya kadar taşıyabilecek.
Loop Current’in bölge açısından en önemli özelliği ise Meksika Körfezi’nde her yıl yaşanan kasırgalara neden olmasıdır. Bu yıl toplam 14 kasırga bekleyen Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi, bu kasırgaların 3-7 tanesinin çok şiddetli geçmesini bekliyor. Bu ise bir tarafta petrol atıklarının Mississippi Delta’sının çok daha derinliklerine girmesine neden olacağı gibi diğer yanda atıkların Körfez Akıntısı’na karışma ihtimallerini olağanüstü güçlendiriyor.

ÇEVREYE VERİLEN ZARARIN HADDİ HESABI YOK!
Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP’in yaptığı hesaplara göre denizi temizlemenin maliyeti 18 milyar Dolar dolayında olacak. Ancak bu meblağ sadece görüntünün düzelmesi için harcanacak parayı ifade ediyor. Petrolün bütün çevreye verdiği zararın hesabını yapmak mümkün bile değil.Diğer yandan butemizliğin kendisi de, çevreyi temizleme adına çevreye zarar veriyor. BP tekelinin, deniz suyuna karışan petrolü çözüştürmede kullandığı „Corexit“ isimli kimyevi madde petrolü kısmen çözüştürüyor ancak çevreye daha fazla zarar veriyor. Bu yüzden BP’nin merkezinin bulunduğu İngiltere’de „Corexit“ on yıldır yasak.
Meksika Körfezi’nde petrol temizleme çalışmalarına katılan balıkçıların, çevre halkının ve işçilerin hastalanması üzerine ABD yönetimi de Corexit’in kullanımını yasakladı.

ÇEVRE DOSTU OBAMA!
Yaşanan felaketten sonra BP tekeline veryansın eden ABD Başkanı Barack Obama, henüz geçtiğimiz Mart ayında Atlas Okyanusu’nun ve Meksika Körfezi’nin bazı bölümlerini denizde yapılacak petrol ve doğalgaz aramalarına açmaya karar vermişti.
ABD yönetimi, petrol tekellerinin artan baskısıyla, yıllardır çevre sağlığı ve güvenlik açısından yasak olan bu bölgeleri, kullanıma açmıştı. Kamuoyunun artan baskı üzerine ise Obama, kazadan haftalar sonra verilen izinlerin durdurulduğunu açıkladı. Toplam 17 değişik bölgede sondaj yapma lisansı alan tekeller şimdilik ortalığın yatışmasını bekliyorlar.

UMUT YAŞAR

ABD’nin sert tutumu ve bazı gerçekler

ABD yönetimi, „ülke tarihinin en büyük çevre felaketinin sorumluları kimse ortaya çıkarıp, cezalandırma“ kararı aldı. ABD Adalet Bakanı Eric Holder, Deepwater Horizon petrol platformundaki patlama ve sızıntıyla ilgili soruşturma açıldığını bildirirken, „Olayla bağlantısı olan herkesi detaylı olarak araştıracağız. Yasadışı davranışlara dair bir bulguya rastlarsak buna hızla gereken yanıt verilecektir“ dedi.
Holder’in verdiği bilgilere göre BP ve Transocean şirketinin yanı sıra deliği kapatmak için çimentolama çalışmalarını yürüten „Halliburton“ ve petrol sızıntısını engelleyecek düzeneği hazırlayan „Cameron International“ firmalarının da soruşturmanın kapsamında bulunuyor.
Bu satırları okuyunca „vay BP’nin ve diğerlerinin haline“ diye düşünmemek mümkün değil. Ta ki aşağıdaki bilgileri edininceye kadar:
ABD İçişleri Bakanlığı’na bağlı Mineral Düzenleme/Denetleme Servisi MMS bulunuyor. MMS’in görevi; petrol tekellerini iş, üretim ve çevre güvenliği yasaları kapsamında denetlemek, gerektiğinde para cezası kesmek veya yasalara uyulması için dava açmak.
New York Times (NYT) servisin hükümet için hazırladığı MMS müfettişleri ve petrol şirketleri arasındaki ilişkiyi inceleyen bir iç raporu ele geçirdi. 2005-2008 yılları arasında yapılan lisan başvurularını, başlayan sondaj ve üretimi denetleyen müfettişlerin mercek altına alındığı rapor gerçekte 20 Nisan günü yaşanan kazanın nasıl geldiğini de ortaya koyuyor.
Raporda petrol tekellerinin müfettişleri aileleriyle birlikte pahalı tatillere gönderdikleri, değerli hediyeler verdikleri gibi uyuşturucu müptelası olan bazı müfettişlere ihtiyaç duydukları ilaçları/uyuşturucuları hediye edildiği yer alıyor. Bazı müfettişlerin bakanlığa gelmeden önce yıllarca petrol tekellerinde çalıştıkları yer alan raporda bir başka çarpıcı örnek ise şu: 2008 yılında bir petrol tekelinin dört platformunu denetleyen bir müfettiş, çalışmalarını sürdüğü dönem şirkete iş başvurusunda bulunmuş. Raporlar hazırlandıktan sonra ise müfettiş işe alınmış.
Bir diğer örnekte ise müfettişin doldurulması gereken evrakları ‚lütfen kurşun kalemle doldurun‘ notu ile tekel yöneticilerine verdiği ardından ise doldurulan evrakları tükenmez kalemle temize çektiği bildiriliyor.
Raporun basına sızdırılmasından sonra İçişleri Bakanlığı, „Bu raporu zaten yaz aylarında kamuoyuna sunmayı düşünüyorduk“ açıklamasını yaptı ve Deepwater Horizon petrol platformunu denetleyen müfettişler hakkında da bir soruşturma başlatıldığını bildirdi. Nitekim bugünkü felakete neden olan platformun denetlenmesinde „usulsüzlükler“ olduğu tahmin ediliyor. Örneğin Nisan başında yapılması gereken kapsamlı bir denetleme hiç yapılmamış. (YH)

Deepwater Horizon

‚Derin Su Ufku‘ anlamına gelen ‚Deepwater Horizon‘ petrol platformu 2001 yılında dünyanın en büyük tersanelerinden biri olan Hyundai Heavy Industries’de yapıldı ve Transocean şirketine teslim edildi.
İsviçre merkezli bir şirket olan Transocean açık denizde petrol arama ve çıkarma üzerine ihtisas etmiş özel şirketlerden biridir. Transocean, dünya denizlerinde toplam 136 sondaj platformu ve gemisine sahip konumda. Dünyanın en büyük sondaj ve petrol çıkarma gemisi „Discoverer Clear Leader“ de („Kaşif“) Transocean şirketine ait. Bu gemiyle denizin 3 bin 657 metre derinliğinden itibaren 12 bin 657 metre derinliğine kadar sondaj yapmak ve bu derinlikten petrol çıkarmak mümkün.
Transocean aslına bakılırsa bir tür „taşeron şirket“ konumunda. BP, Shell, Exxon Mobil gibi petrol tekellerinin aldığı lisanslar üzerinden belirlenen alanda petrol arayıp, çıkarıyor.
Karada ve denizin sığ denebilecek derinliklerindeki petrol yatakları parsellenmiş veya sömürülmüş (boşaltılmış) olduğundan petrol tekelleri giderek daha derin sularda petrol arıyorlar.
‚RİSKLİ AMA RİSKE DEĞER‘
Denizde petrol arama ve çıkarmanın kendi başına riskli bir girişim olduğunu petrol tekelleri de kabul ediyorlar fakat tehlikenin kontrol edilebileceğini ileri sürüyorlar. Değişik çevre örgütlerinde uzman olarak çalışan bilimciler ise bunun doğru olmadığını ve denizde yapılan her sondajın kendi başına çok büyük riskler taşıdığını söylüyorlar.
Greenpeace Almanya örgütünden Christian Bussau, denizde 200 metre derinliğe kadar risklerin hesaplanabileceğini ve gerektiğinde hızla müdahale edilebileceğini söylüyor. Deniz ve okyanusların tabanın yüzlerce metre altındaki petrole ulaşmak için yoğun bir basınç altında bulunan tabakanın (Meksiko Körfezi’nde Deepwater Horizon’un petrol çıkardığı deniz tabanında bu basınç 1 cm² başına 700 kg dolayında!) delinmek zorunda olduğunu hatırlatan Bussau, „Eğer tabanı delme işleminde bir hata yapılırsa veya bir kaza yaşanırsa çok yoğun bir basınç altında bulunan petrol kontrolsüzce, infilak edercesine büyük bir tazyikle fışkırıyor“ diyor.
„200 metreye kadar olan sondajlarda herhangi bir olayda dalgıçların müdahale etmesi mümkün. 200 metreden sonra ise dalgıçların müdahalesi mümkün değil ve uzaktan kumandalı robotların devreye girmesi gerekiyor. Ama bunların kullanımı konusunda yeterince tecrübe hiçbir şirkette veya devlet kurumunda bulunmuyor“ diyen Bussau ayrıca denizlerin altındaki tabakanın jeolojik olarak yeterince keşfedilmediği için bu tür sondajların ve petrol çıkarma çalışmalarını „sonucu tahmin edilemeyecek macera“ olarak değerlendiriyor.
Petrol tekelleri bu tür maceraya girmeye hazırlar. Bugün derin sularda petrol çıkarmanın maliyeti yerine göre varil başına 35 ila 65 Dolar arası değişiyor, piyasada ise varil başına 80 Dolar’ın üzerinde ödeniyor. Yani tekeller varil başına 45 ila 15 Dolar arası kâr ediyorlar. Meksika Körfezi’nde 60 milyar varil petrol olduğu tahmin ediliyor. Kısacası tekeller için her türlü maceraya değer!

ASIL SORUN TEKELLERİN KÂR HIRSI
Denizin derinliklerinde sondaj yapmanın ve petrol çıkarmanın bütün risklerinden daha büyük tehlike tekellerin aşrı kâr hırsında yatıyor.
2009 yılında 4 milyar Dolar tasarruf etmek için çok sayıda yapısal değişikliğe giden BP tekeli ve diğer petrol tekelleri sondaj ve petrol çıkarmakla görevlendirdikleri Transocean gibi şirketlere maliyeti düşürmesi için olağanüstü baskı uyguluyorlar.
Bunlar da platformlarda çalışan mühendis, teknik uzman ve işçi sayısını azalttıkları gibi bazı „pahalı“ önlemler yerine ucuz önlemleri tercih ediyorlar, son kazada olduğu gibi. ABD basınına yansıyan bazı bilgilere göre kazadan bir buçuk ay kadar önce görevli mühendisler borunun patlama durumunda devreye girmesi gereken güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğunu üst düzey şirket yöneticilerine raporla bildirmişler. Borunun patlaması durumunda devreye giren otomatik güvenlik vanası olmamasına karşın BP yöneticileri raporu, „sorun olmaz“ diyerek geri çevirmişler. Çıkan haberlere söz konusu olan vananın değerinin 500 bin Dolar dolayında olduğu söyleniyor
Ayrıca New York Times (NYT) yayınlanan bir habere göre, 22 Haziran 2009’da mühendislerin kuyudan çıkan borunun etrafına yapılmak istenen metal kelepçe-kaplamaya „basıncın ani yükselmesi durumunda kelepçe kaplama yeterli olmaz“ uyarıları da dikkate alınmamış. BP yönetimi, daha pahalı yöntem olan beton kaplama yerine metal kelepçeyi tercih etmiş!
TEHLİKE BELİRTİLERİ  GÖZARDI EDİLDİ
Diğer yandan patlamadan önce tehlikenin habercisi olarak değerlendirilen değişik gelişmelerin tekel yöneticileri tarafından göz ardı edildiği de ortaya çıktı.
BP’nin kazayla ilgili hazırladığı iç soruşturma raporuna göre, ilk sinyal patlamadan 51 dakika önce gelmiş. Buna göre kuyudan çıkan sıvı miktarının içindeki gaz oranının, kuyudan pompalanandan daha fazla olduğu tespit edilmiş ama önlem alınmamış. 10 dakika sonra kuyunun test amacıyla kapatılmasına rağmen, akıntının devam ettiğini ve sondaj kanalındaki basıncın da beklenmedik bir şekilde arttığı da raporda yer alıyor. (YH)

İklim değil, sistem değiştirilsin

Geçtiğimiz günlerde Bonn’da yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nı protesto eylemine 2 binden fazla kişi katıldı. Kent merkezinde 5 Haziran günü bir araya gelen değişik kesimlerden emekçi ve gençler, ellerinde küresel ısınmaya karşı  taleplerini içeren değişik döviz ve pankartlarla yürüdüler. Çevre örgütleri ve inisiyatifleri tarafından çağrısı yapılan eyleme muhalefet partileri de destek verdi.
Yürüyüş başlamadan önce düzenlenen mitingde yapılan konuşmalarda, çevreyi ve doğayı kirleten ülkelerin önemli bir bölümünün şimdi de ekonomik krizi bahane ederek, doğanın korunması için bütçe ayırmaya yanaşmadıklarına dikkat çekildi.
Mitingde, İsrail’in Gazze üzerindeki ambargosunu kaldırmak için yola çıkan barış konvoyuna yönelik saldırısı da kınandı. Yürüyüş kolu bankaların önünde geçtiği sırada “Bankalar için her şeyi yapıyorlar, çevre için hiçbir şey yapmıyorlar” sloganı atıldı.
Değişik ülkelerinden gelerek güzel bir havada düzenlenen gösteriye katılan çevreciler de eyleme  renk zenginlik kattılar.
Gençlerin yoğunluğuyla dikkat çektiği eyleme DİDF ve DİDF Gençlik örgütü de, “Kara dayalı iklim politikasına hayır-Kapitalizm dünyamızı mahvediyor” pankartıyla katıldı. (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: