İnançlar şiddetin kaynağı mı?

Almanya’da çeşitli sosyal sorunların kaynağında “farklı dine inanma”nın olduğu, dolayısıyla bireylerin sosyal konumunun, davranışlarının, hareketlerinin inançlarıyla ilgili olduğu uzunca bir süredir değişik vesilelerle ifade ediliyor.
Toplumu etnik ve dini değerler üzerinden bölüp kutuplaştırma çabaları sadece bazı ırkçı-gerici kuruluşlar, politikacılar veya basın organları tarafından yürütülmüyor. Zaman zaman kamuoyuna öyle „bilimsel“ araştırma ve çalışmalar sunuluyor ki, ayrımcı politikacılara rahmet okutacak türden!
Geçtiğimiz günlerde kamuoyuna açıklanan bir araştırma da bunun son örneği oldu.
Aşağı Saksonya Kriminoloji Araştırma Enstitüsü (KfN) tarafından yapılan araştırmada, şiddet olayları ile dini inanç arasında ilişki kurularak, Müslüman gençler arasında şiddet eğiliminin daha fazla olduğu saptamasına yer veriliyor.
14-16 yaşları arasında 45 bin genç arasında yapılan ve 10 bin kadar göçmen gencin de katıldığı araştırmada, Müslüman ülkelerden gelen göçmenlerin çocukları arasında şiddet eğiliminin daha fazla olduğuna dikkat çekiliyor.
Doğrudan din ile şiddet olayları arasında bir bağlantıdan hareket edilerek yapılan araştırmaya göre, namaz kılan, camilere giden gençler arasında radikalleşme arttıkça şiddet olaylarının da arttığı belirtiliyor.
Araştırmacılar, Protestan ve Katolik gençler arasında ise tam tersi bir eğilimin olduğu sonucuna varmış! Bu durumun Polonya ve eski Sovyetler Birliği’nden gelen Hıristiyan göçmenler için de geçerli olduğu belirtiliyor.
Gençler arasında şiddete eğilimi konu alan araştırmaların şimdiye kadar tespit etmediği bu sonuçların, „Müslüman kökenli“ göçmenler hakkında tartışmaların alabildiğine arttığı günümüzde „keşfedilmesi“ elbette dikkat çekici bir durum. Bu tür araştırmalarda bulgular şimdiye kadar gençlerin içinde bulunduğu sosyal koşullarla şiddet eğilimi arasında bir ilişki olduğu yönünde idi. İşsizlik, perspektifsizlik, eğitimsizlik vb. koşullar içindeki gençlerin daha fazla bunalıma girmesinde ve şiddete başvurmasında anlaşılmaz bir durum yok. İster göçmen ister Alman ister Polonyalı isterse Türk olsun gençlerin içinde bulundukları koşulları araştırıp bunun onların yaşamı ve davranışları üzerindeki etkilerini araştırmak yerine dini inancı kriter yapmak araştırmacıların işin başında bir yargıya sahip olduğunu gösteriyor.
Göçmen gençler ya da ailesi Müslüman inancına sahip gençlerin iş, eğitim ve sosyal alanda yaşadığı sorunların diğerlerine oranla daha yoğun ve sancılı olduğu bilinmez değil. Diğer taraftan, yaşadıkları bu sorunlar ve dışlanmışlık, toplum tarafından kabul edilmedikleri duygusu, etnik ve dini kökenlerinin aşağı görüldüğü gibi eğilimler göçmen gençleri etnik ve dini değerlere daha yakınlaştırdığı ise bir başka gerçek. Bunu göz ardı ederek, bu gençlerin etnik ve dini kökenlerini kusur saymak, sosyal gerçekleri ters yüz etmek anlamına gelecektir.
Bilimsel bir araştırma olarak fazla değer taşımayan sözkonusu araştırma, misyonuna uygun olarak kimi politikacılara ve medya organlarına iyi bir malzeme oldu.
Yıllardır Hıristiyan-Müslüman ayrımı üzerinden yerli ve göçmenler arasında önyargıları körüklemeye çalışan, halkı yapay kutuplara ayıran bu çevreler, bu gerici düşüncelerine „bilimsel bir dayanak“ bulmanın heyecanıyla araştırma sonuçlarını değerlendirmeye başladılar.  (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: