Köhler’in sürpriz istifası ve gerçekler

Cumhurbaşkanı Horst Köhler’in 31 Mayıs’ta sürpriz bir şekilde istifa etmesi, Almanya’da elbette “sıra dışı” bir olaydır. Çünkü bu ülkede 1949’dan bu yana cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan 9 kişiden sadece biri, Heinrich Lübcke (1959-69), görev süresi dolmadan dört hafta önce ayrılmıştı. Geçen yıl ikinci kez seçilerek cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Köhler ise, görev süresinin bitmesine dört yıl kala görevinden istifa etti.
Hem de istifa ettiği güne kadar kendisini seçen Hıristiyan Demokratlar ve Hür Liberaller’in programından sapmadığı halde. Köhler, görev süresi boyunca hükümetin izlediği politikaları onaylama bakımından ideal bir cumhurbaşkanı özelliği taşıyordu.

TARTIŞMA YARATAN SÖZLER
Halk arasında en çok sevilen devlet adamı konumundaki bu “ideal” cumhurbaşkanın istifasına 21 Mayıs’ta sessiz sedasız gittiği Afganistan’da sarf ettiği sözler neden oldu. Köhler, kendisini istifaya götüren ve geniş tartışma yaratan söyleşide aynen şöyle diyordu:
“Bana göre toplumun geniş kesimi tarafından da anlayışla karşılanabilecek şekilde, bizim gibi dış ticarete yönelmiş ve buna bağımlı bir ülkenin çıkarlarını korumak amacıyla gerektiği takdirde, örneğin ticaret yollarının korunması, bir bölgenin istikrara kavuşturulması için askeri yöntemlere başvurması şarttır. Bununla güvenliğin korunması ve ticaret, işyerleri ve refahımızın kötü etkilenmesi önlenmiş olacaktır. Bütün bunların tartışılması gerekiyor ve inanıyorum ki bu konuda iyi bir yoldayız.”
Bu sözlerin anlamı; oraya buraya çekilmeden, açık ve net bir şekilde Alman tekellerinin dünya üzerindeki çıkarlarını korumak için “askeri yöntemlere” başvurulması, yeni savaşların açılması isteğinden başka bir şey değildir.
Zaten, en çok da bu nedenle eleştirildi. Köhler ve danışmanları önce yukarıdaki sözlerin Somali açıklarındaki korsanlara karşı başlatılan operasyon bağlamında söylendiğini ifade ederek, işi kurtarmaya çalıştılarsa da, “ok yaydan çıkmış” yani söz bir kere ağızdan çıkmıştı. Demeçle tarif edilen yer de Afganistan’dı.

SESSİZCE YAPILANI YÜKSEK SESLE İFADE ETTİ
Köhler’in açık ve tereddütsüz emperyalizm savunuculuğu Alman sermaye basını için iki noktada kusurluydu.
Birincisi; Afganistan’ın işgal edilmesi için bugüne kadar devlet tarafından “terörle mücadele”, “bölgeye huzur ve demokrasi götürme”, “Avrupa’nın genel güvenliğini sağlama” gibi öne sürülen resmi bahaneler ‘boşa çıkarılmış’ oluyordu. Asıl hedefin ticaret yollarının korunması, dünyanın silah zoruyla yeniden paylaşılması olduğu gerçeği, hem de devletin en yüksek makamı tarafından itiraf ediliyordu.
İkincisi; birlikte hareket edilen AB, NATO, BM, ABD bir tarafa bırakılmış “Almanya’nın çıkarları”ndan dem vurulmuştu. Resmi söylemde ise sürekli müttefik güçlerle birlikte hareket edildiğine özen gösteriliyordu.
Yani Köhler’in hatası, Alman sermayesi, onun partileri ve basını tarafından halkı yanıltmak üzere makyajlanarak pazarlanan emperyalist politikayı, çıplak haliyle ifade etmiş olmasıydı. Alman Ordusu’nun dünya üzerinde Alman sermayesi için paylaşım savaşında etkili rol oynamasını öngören “Beyaz Kitapçık”ta da aslında Köhler’in söyledikleri yazılıyor.
İstifadan sonra, Köhler’in Alman emperyalizminin dünya üzerindeki egemenlik fikrini bu denli açık ifade etmesinin nedenlerini irdelenirken, onun politikadan değil de “bürokrasiden gelmesi, iyi bir hatip olup olmaması, neyi ne zaman ve nerede söyleyeceğini tam bilememesi” gibi nedenler üzerinde duruldu.
Ama bütün bu tartışmalar, Köhler analizinden öte, gerek yeni seçilecek cumhurbaşkanı gerekse de benzeri önemli makamlarda bulunanlara bu tür açıklamaları konusunda bir çerçeve çizmek anlamını taşıyor. Yani “ayağınızı denk alın bu tür gaflar yapmayın” mesajı verilmek isteniyor.
Çünkü, uluslararası alanda ekonomik ve siyasi gerginliklerin arttığı, devletlerarası pazar kavgası ve rekabetin yoğunlaştığı bir dönemde halkın dikkate aldığı politikacı ve makamların yapacağı benzeri “gaf”lar hiç de “hoş” olmayacaktır.
Evet, Alman Ordusu uzun zamandan beri dünyanın çeşitli ülkelerinde “terörle mücadele”, “istikrar”, “savaşları önleme” adı altında operasyonlar yapıyor. Halen 8 bine yakın Alman askeri başta Afganistan olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde Köhler’in tarif ettiği amacı gerçekleştirmek üzere gör-ev yapıyor.
Yurtdışındaki operasyonlar için her yıl milyarlarca Euro harcanıyor. Bunun “büyük bir hayır” için yapılmadığını, bu ülkenin ilericileri, muhalifleri yıllardan beri söylüyor. Halkın önemli bir bölümü de, askerlerin asıl olarak Alman tekellerinin çıkarlarını korumak üzere gönderildiğini fark ettiğinden, askerlerin derhal geri çekilmesini talep ediyor.

İÇ POLİTİKAYA ETKİSİ
Köhler’in istifası iç politika açısından iki noktada önemli:
İlki; Afganistan bağlantılı gelişmeler bu ülkenin iç politikasını etkilemeye devam ediyor. Daha önce de savunma eski bakanı ve genelkurmay başkanı Afganistan’da sivillerin öldürülmesi nedeniyle görevlerinden istifa etmişlerdi. Yeni savunma bakanı da zar zor yakayı kurtarmıştı. Çatışmalar arttıkça, bataklık derinleştikçe siyasete etkisi de sarsıcı oluyor.
İkincisi, ülke içinde bu “zor” dönemde bir de kimin cumhurbaşkanı olacağı yönünde bir tartışma sürdürülmek zorunda kalınmış oldu. Hükümet, Köhler’e en çok da bu konuda sitem ediyor.
Bugünlerde hemen herkes, IMF’den transfer edilerek en yüksek makama oturtulan Köhler’in kendisinden öncekilere göre daha düşük profilli bir cumhurbaşkanı olduğu yönünde hemfikir görünüyor.
Halbuki; Köhler, kendisine Alman sermayesinin çıkarlarını koruma konusunda büyük hedefler biçmiş ve bunları kısa zamanda hayata geçirmek için harekete geçmişti. Ki, Alman Ordusu’nun Almanya’nın dünya üzerindeki çıkarlarını geliştirmek üzere ticaret yollarını tutması, “istikrarlı bölgelerin istikrarsızlaştırılmasının engellenmesi” (Burada aslında askeri müdahaleyi mümkün hale getirmek için istikrarsızlık yaratılıyor) için askeri müdahalede bulunma konusunda siyasilerden daha aceleci davranması da bunun bir ifadesi olarak görülebilir. (YH)

Cumhurbaşkanı adayları belirlendi

Horst Köhler’in istifasının ardından hükümet partileri 50 yaşındaki Aşağı Saksonya Eyaleti Başbakanı Christian Wulff’u, SPD ve Yeşiller ise Doğu Alman istihbarat servisi arşivlerinden sorumlu Federal Daire eski Başkanı ve Teolog Joachim Gauck’u aday gösterdi.
Hıristiyan Demokratlar ve Hür Liberallerin kısa sürede üzerinde görüş birliğine vardıkları Wulff, CDU içinde liberal kanadın temsilcisi olarak biliniyor ve toplumun bütün kesimlerinin üzerinde uzlaşabileceği bir şahsiyet konumunda olmadığı ifade ediliyor. Bu yüzden de göreve geldiği takdirde üzerinde en çok tartışma yürütülecek cumhurbaşkanı olmaya da aday görünüyor.
Ancak Merkel, Wulff’u cumhurbaşkanı yaparken parti içinde kendi yerine geçme potansiyeli taşıyan bir rakibini de devre dışı bırakmış olacak. Diğer rakip Hessen Başbakanı Roland Koch kısa bir süre önce siyasetten çekildiğini açıklamıştı.
30 Haziran’da yapılacak seçimlerde SPD ve Yeşiller tarafından önerilen Doğu Almanyalı Gauck ise, adeta sosyalizme karşı vermiş olduğu mücadelesi nedeniyle ödüllendirilmek isteniyor. Her iki partinin böylesi kapsayıcı birini aday olarak önermesi, CDU ve FDP’yi de telaşlandırmış görünüyor. Sermayenin idelojik pozisyonunu daha iyi temsil ettiği düşünülen Gauck’a bu partilerden de oy verilebileceği endişesi var çünkü. Daha önce SPD ve Yeşiller ile ortak cumhurbaşkanı arayışına giren Sol Parti ise Gauck’un aday gösterilmesi üzerine kapıları kapattı. Sol Parti de milletvekili Luc Jochimsen’i aday gösterdi. (YH)

Cumhurbaşkanı nasıl seçiliyor?

Almanya’da cumhurbaşkanını Temsilciler Meclisi (Bundesversamlung) seçiyor. 1244 temsilcinin olduğu meclisin yarısını (622) Federal Parlamento milletvekilleri oluşturuyor. Diğer yarısını ise eyaletlerin nüfusuna göre ve partilerin eyaletler düzeyinde aldığı oylar belirliyor. Bir kişinin cumhurbaşkanı olabilmesi için ilk turda 623 oy alması gerekiyor.
Yapılan son hesaplara göre Temsilciler Meclisi’nde mevcut hükümet partileri CDU/CSU ve FDP’nin toplam 644 ila 646 arasında oyu bulunuyor. Bu da yeni cumhurbaşkanının bu partiler tarafından önerilecek kişi olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Temsilciler Meclisi’nde SPD’nin 333-334, Yeşiller’in 127, Sol Parti’nin 124-125 arasında oyu bulunuyor. “Diğer partiler”in de 14 oyu bulunuyor.
Temsilciler Meclisi’nde oyu en fazla olan eyalet 133 ile Kuzey Ren Vestfalya. Buna karşın en küçük eyalet Bremen’in ise sadece 5 sandalyesi var. Eyaletler adına partiler tarafından gönderilen temsilcilerin herhangi bir yere seçilmeyen “sade” vatandaşlar olması mümkün.


Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: