Okul mu ibadethane mi?

Yunus M. Berlin’de yaşayan 16 yaşında bir lise öğrencisi. Yunus’un devam ettiği okul Türkiye ve Arap kökenli göçmenlerin yoğun yaşadığı Wedding semtindeki Diesterweg-Gymnasium.
Geçtiğimiz yıl okul idaresiyle Yunus M. Arasında başlayan ve mahkeme koridorlarına yansıyan tartışma bütün Almanya’da yankı yarattı.
Yunus okulda ders aralarında namaz kılmak istemiş, okul idaresi ise, okulun ibadet yeri değil eğitim yeri olduğu gerekçesiyle bu isteği kabul etmemişti. Bunun üzerine konuyu görüşen Berlin İdare Mahkemesi, Anayasa’nın inanç özgürlüğü prensibi gerekçesiyle Yunus’un okulda namaz kılabileceğine karar vermişti. Ancak Berlin Eğitim Senatörlüğü’nün karara itirazı üzerine Eyalet Yüksek İdare Mahkemesi tersi bir kararla Yunus’un okulda namaz kılamayacağına hükmetti.

İBADET ÖZGÜRLÜĞÜ MÜ LAİKLİK Mİ?
Kuşkusuz olay, Yunus’la okul idaresi arasında geçen basit bir anlaşmazlık değil. Böyle olduğu içindir ki, tartışma ve mahkemelerin verdiği kararlar Almanya genelinde geniş bir tartışmaya neden oldu.
Yaşanan tartışmalara, değişik kuruluşların yaptığı açıklamalara bakıldığında meselenin Yunus’un ibadet ihtiyacından çok öteye gittiği görülüyor. “Okulda namaz kılınabilir mi kılınamaz mı?”, “İbadet özgürlüğü mü laiklik mi?”gibi sorular eşliğinde süren bu tartışmalar, bir süredir iyice hassaslaşan Müslüman göçmenler hakkındaki tartışmalara tuz biber oldu.
Milli Görüş, DİTİB gibi kendini ‘Müslümanlar adına’  konuşmaya yetkili gören kurum ve çevreler, mahkeme kararına veryansın ediyorlar. Yapılan açıklamalarda “Müslümanların din ve ibadet özgürlüğünün çiğnendiği, yasak kararının özgürlükçü Almanya’ya yakışmadığı” öne çıkarılıyor. Bu arada Katolik ve Protestan Kiliseleri’nden de benzeri içerikte açıklamalar yapılarak mahkeme kararının eleştirilmesi dikkat çekiyor.
Gerek okul idaresi ve Berlin Eğitim Senatörlüğü gerekse mahkeme heyetinin üzerinde durduğu konu ise okulun tüm dinlere eşit mesafede durması ve öğrenciler arasında ayrışmaya yol açmamak gerektiğidir. Okulun bir ibadet mekanı olmadığı görüşü mahkemenin dışında Alman ve Türkiyeli birçok eğitimci ve kurum tarafından da destekleniyor.

DİN BÖLÜNME NEDENİ YAPILIYOR
Yunus M.’nin devam ettiği lisede 29 ayrı etnik kökenden öğrencinin eğitim gördüğü gerçeği düşünüldüğünde bu gerekçenin temelsiz olmadığı daha iyi anlaşılacaktır.
Yukarda adını andığımız “Müslüman” kuruluşlar da dahil olmak üzere Türkiyeli göçmenler arasında “dini vecibelerimiz yerine getirmemizi engelliyorlar” diye propaganda yapan bu çevreler, mağdur edebiyatı yaparak bu tavırlarıyla toplumun din üzerinden kutuplaşmasına hizmet ediyorlar. Okulda namazın, AKP’nin iktidarda olduğu Türkiye’deki devlet okullarında bile mümkün olmadığı hatırlandığında böyle bir talebin Wedding’deki bir lisede gündeme gelmesi düşündürücüdür. Elbette her insan hangi dini seçeceğine, seçtiği dinin gereği olan ibadeti yerine getirme imkanına sahip olabilir. Ama Yunus’a denen şey bu mu? Karar, ister Müslüman ister Hıristiyan isterse Budist inancına mensup olsun, okulun bir ibadet mekanı olmadığını içeriyor. Okulun etnik ve dini kökeninden bağımsız bütün öğrenciler için ortak bir sosyal alan olduğu gerçeğine parmak basan bu karar din üzerinden politika yapan kuruluşları rahatsız etse de Almanya’da yaşayan göçmenler için de en demokratik seçenektir. Hele de işçisi, öğrencisi ile Türkiyeli göçmenlerin etnik ve dini kökenleri yüzünden ayrıştırıldığı, kutuplaştırıldığı ve yalnızlaştırıldığı günümüzde ihtiyaç olan, ortak değerlerimizin, isteklerimizin öne çıkmasıdır.

GENÇLERİN ORTAK İHTİYAÇLARI
İşsizliğin, yoksulluğun hatırı sayılır bir sorun olduğu Wedding’deki lisede Türk, Arap ya da Alman gençlerin ortak derdi ve sıkıntısının ibadet isteği olmadığı açıktır. Dini değerleri siyasi yatırım aracı olarak kullanmayanlar dışında herkesin görebileceği bu ortak sıkıntı ve ihtiyaçlardan biri, gençleri nasıl bir geleceğin beklediğidir. Yunus M. İle aynı liseye devam eden 17 yaşındaki Sabrine Kruse adlı bir Alman öğrencinin Tagesspiegel gazetesine yazdığı şu satırlar da bunu anlatıyor: “Ekonomik nedenlerden dolayı üniversite eğitimi yapamayacağım. Çünkü ailem masraflarımı karşılayacak durumda değil. Bafög alarak başarıp başaramayacağımı bilmiyorum. Geçimimi sağlamak için çalışmam gerekeceği için üniversite eğitimi göremeyeceğimi biliyorum ama.”

Tonguç Karahan

OKULLAR TARAFSIZ OLMALI

Yüksek İdari Mahkeme’nin okulda ibadetle ilgili kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Devlet kurumu olan okullarda barışın sağlanması bireylerin din özgürlüklerinden çok daha önemlidir. Berlin-Brandenburg Yüksek İdare Mahkemesi’nin kararı bunu hiç kuşkuya yer bırakmadan ortaya koydu.
Biz de aynı görüşteyiz. Barış içinde bir ortak yaşam için toplumun belli alanlarında din ve dünya görüşü konusunda tarafsızlığın sağlanması hayati bir önem taşır. Eğitim, öğrenim ve ortak yaşam açısından vazgeçilmez bir yer olan okulda bu konuya özellikle dikkat etmek gerekir. Okullarda din dersleri dışında ibadet edilmesi yanlıştır. Mahkemelik olan olay, bir kamu kurumu olan okulda din dersi dışında ibadet edilip edilmeyeceğiydi. Devlet kurumlarında dünya görüşü ve din açısından tarafsızlık garanti edilmek zorundadır.

Bundan önceki mahkeme kararını ise eleştirmiştiniz…
Geçen yıl Eylül ayında Berlin İdari Mahkemesi belli koşullara bağlı olarak okulda ibadet edilebileceği kararı almıştı. Eleştirimiz böyle bir kararın olası sonuçlarıydı. Örneğin uzun vadede diğer dinler de gönüllüğe dayalı din dersini aşan taleplerle ortaya çıkabilirlerdi. Okulda ibadethanelerin açılması, hatta ibadet edilebilmesi için özel teneffüsler gündeme getirilebilir ve böylece aslında din özgürlüğü yerle bir edilmiş olurdu.

Berlin İdari Mahkemesi’nin kararı İslam örgütleri tarafından sevinçle karşılanmıştı. Onlara nasıl bir mesaj göndermek istersiniz?
Herkesin dini inancına saygımız var. Kuran’da koşullar uygun olmadığı zaman namazın ilerideki bir vakitte kılınabileceği (Kaza Namazı) izni verilmiştir. Dini inancı güçlü olan öğrenciler, ayrımcılığa uğradıkları duygusuna kapılmadan namazlarını erteleyebilirler. Çünkü okullar din ve dünya görüşü açısından tarafsız olmak zorundadır.

Bazıları sonucu kültürler çatışması olarak değerlendiriyor. Siz ne diyorsunuz?
Din ve dünya görüşüyle ilgili farklılıkları bahane ederek  “Hıristiyan-Yahudi Avrupası’nın İslamlaştırılmasına karşı savaş çağrıları” ve Samuel Huntington’un ‘kültürler savaşı’ kavramını bayrak yapanlara karşıyız. Örneğin 1 Mayıs’ta aşırı sağa karşı oluşturulan bloke eylemine katıldık. Din özgürlüğünden yanayız ama toplumsal yaşamın barışçıl biçimlendirilebilmesi için ortak insani değerlerin inanç ve ibadet özgürlüğünün gerisinde kalmamasını zorunlu görüyoruz.

Mehmet Çallı


Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: