Ev sahibinin arka yüzü

11 Haziran 2010’da Güney Afrika’da başlayan FİFA Dünya Kupası Almanya’da birçok gelişmeyi geri plana itti. Öyle ki; General Motors tekelinin Opel için yaptığı yardım başvurusunu geri çekmesi üzerine Sol Parti tarafından Federal Meclis’e sunulan özel oturum önerisi, Almanya-Sırbistan karşılaşmasının oynandığı saatlere rastladığı için reddedildi. Diğer yandan Güney Afrika’da stadyumlardaki özel güvenlik görevlileri başta olmak üzere, işçilerin ücret zammı ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle yaptıkları gösteriler ve bu gösterilere polisin saldırması da, manşetlere çıkarılan futbol haberleri arasında kendisine yer bulamadı. Militarizm Bilgilendirme Merkezi (IMI) adındaki kuruluş çalışanlarından Tim Schumacher’in kaleme aldığı ve futbol topunun arkasındaki sorunlara ışık tutan makaleyi kısaltarak ilginize sunuyoruz.

Güney Afrika’da son yıllarda ekonomik kalkınma yaşandı. Ancak halkın yoksul kesimleri hala önemli bir kesimi oluşturuyor ve ülke 2007-2008 yıllarında dünya çapında gıda ürünlerine yapılan zamlardan ciddi biçimde etkilendi. Ülkede su ve enerjiye yapılan zamlar da buna eklenince, Güney Afrika’da son yıllarda büyük bir yoksullaşma dalgası yaşandı. Bu gelişmeye ise sayısız protesto gösterisi eşlik etti.
COSATU Sendikası’nın verilerine göre, 1 Haziran 2007’de yarım milyonu aşkın kamu emekçisi greve çıkarak 40’ı aşkın kentte eylem gerçekleştirdi. Bu eylem, Apartheid rejiminin sonra ermesinden sonra yaşanan en büyük grevdi.
YOKSULLARIN ZORLU YAŞAMI
Johannesburg’un varoşlarından Soweto’da insanca yaşam koşulları uğruna verilen mücadele yıllardır sürüyor. 2008’de insanları başka bölgelere göçe zorlayarak burada yeni bir ticaret merkezi oluşturma çabalarına karşı süren protesto hareketi, sürekli polisin baskısıyla karşı karşıya. Dünya Kupası hazırlıkları kapsamında, başka bölgelerde de zorunlu göç uygulamaları gündeme geldi. Kapstadt’ta havaalanı ve stadyum yakınlarındaki gecekondu bölgeleri zorla boşaltıldı. Halk buralardan, geçici bir süre için teneke barakalardan oluşturulmuş yeni yerleşim bölgesine göçe zorlandı. Bu bölgeler, stadyumun uzağında seçilerek, dikenli tellerle çevriliyor. Polis memurlarının nöbet tuttuğu bu yerleşim alanlarına gitmemekte direnen halk, tehdit, polis şiddeti ve hapis cezalarıyla göçe zorlanıyor. Böylece eski gecekondu semtleri yıkılarak ve yenileri gözden ırak tutularak, ülkedeki yoksulluk dünya kamuoyundan gizlenmeye çalışılıyor.

KUPA HEYECANI GREVLERİ ENGELLEYEMEDİ
Güney Afrika Devlet Başkanı Jacob Zuma, 2007 yılında yaptığı açıklamasında, grevlerin ülke çıkarına ters düştüğünü iddia ederek, işçi eylemlerini engellemek için önlemler almaya başladı. Buna rağmen Dünya Kupası’nın hazırlık döneminde 70 bin işçi daha iyi çalışma koşulları ve ücret zammı talebiyle grevlere katıldı. Bu grevler, şampiyonanın başladığı günlerde de kısmen devam ediyordu. Son üç yılda stadyumların inşaatında çalışan işçiler, yüzde 12 ücret zammı talebiyle 26 grev gerçekleştirdi. Taşımacılık sektöründe de işçiler, yüksek enflasyon nedeniyle uğradıkları kaybı gidermek için yüzde 15 oranında ücret zammı talep ediyordu. Limanlarda ve demiryolu taşımacılığında 10 Mayıs’ta başlayan grevler sürüyor. Enerji fiyatlarına yüzde 25 zam yapılması planına karşı da sendikalar ve enerji tekeli Escom’da çalışan işçiler greve çıkma kararı aldı.

PARALAR GÜVENLİĞE HARCANDI
Ayrıca Güney Afrika’nın Dünya Kupası’nı fırsat bilerek kaçak göçmenlerin ülkeye gelişini engellemek üzere komşu ülkelerle yeni anlaşmalar yaptığını görüyoruz. Bunun için, Dünya Kupası’ndan sonraki 6 aylık dönemi de kapsamak üzere, Zimbabve sınırına özel ordu birlikleri yerleştirildi.
Kentlerdeki güvenlik kameralarının sayıları artırılarak, örneğin sadece Kapstadt’ta 223 yeni kamera yerleştirildi. Güney Afrika’daki polis memuru sayısı son yıllarda 120 binden 193 bine çıkarıldı. Hükümet 140 milyon Euro tutarında ek kaynak ayırarak polis teşkilatına yeni helikopter, silah ve memur alınmasını sağladı. Emniyet Genel Müdürü Bheki Cele’nin önerisi doğrultusunda, geçtiğimiz yıl Eylül ayında polisin silah kullanma yetkileri genişletildi. Daha önceden sadece dolaysız tehditle karşı karşıya olan polis memurları, “öldürücü vuruş” adı verilen yeni yönetmelik sayesinde daha rahat silaha sarılacak. Maçların oynandığı dönemde özel eğitimli 40 bin polis görevlendiriliyor.
DÜNYA KUPASI KİMİNYARARINA?
Almanya’dan Federal Meclis İçişleri Komisyonu’ndan bir heyet, bu yılın başında Güney Afrika’ya gitti. Gezinin başlıca amacı, alınan güvenlik önlemlerini yerinde izlemek, bu bağlamda Alman polisinin Güney Afrika güvenlik birimleriyle işbirliği konusunda görüş alışverişinde bulunmaktı. Bu işbirliğinin yıllardır üst düzeyde sürdüğü biliniyor. 2006’da Almanya’da gerçekleşen Dünya Kupası’ndan bir yıl sonra Alman güvenlik birimleri deneyimlerini Güney Afrikalı meslektaşlarına aktarmaya başladı. Bu görüşmelere Alman Hava ve Deniz Kuvvetleri’nden temsilciler de katıldı. Çünkü Almanya’nın Güney Afrika ile geniş ticari ilişkileri var. 600 Alman şirketi bu ülkede ticari faaliyette bulunuyor.

ALMANYA’NIN AFRİKA’YA AÇILAN KAPISI
Alman Hükümeti için araştırmalar yapan Bilim ve Siyaset Vakfı’nın bir araştırmasında bu konuda şöyle deniyor: “Güney Afrika, Almanya için Afrika kıtasındaki en önemli ülke konumundadır. En büyük ticari ortaktır ve dolaysız yatırımların en fazla yapıldığı ülkedir. Alman ekonomisi, Güney Afrika’yı kıtadaki diğer ülkelere gidiş yoluna açılan bir kapı olarak görmektedir. Güney Afrika, diğer batı ülkeleri bir yana bırakılırsa, 2004 ve 2005 yıllarında Almanya’dan en çok silah alan ülke oldu. 2009 yılında da Almanya, 12,6 milyar Euro’luk ticaret hacmiyle Güney Afrika için en önemli ülkelerden biriydi.
Dünya Kupası da, değişik işkolları için karların arttığı bir dönem oldu. Seyahat acentelerinin ciroları, şampiyona nedeniyle yüzde 116 oranında arttı. En önemli karı ise inşaat tekelleri gerçekleştirdi. Alman inşaat tekelleri stadyum inşalarında 1,5 milyar Euro’luk ciro yaptı. Yarım milyon insana istihdam olanağı yaratacağı iddiası da balon gibi söndü. Zira çalışan işçi sayısı 22 binde kaldı.
Güney Afrika ile ticari ilişkiler Almanya’nın geleneğinde var. Örneğin Alman otomobil tekeli Daimler, 1978 yılından itibaren Apartheid rejimine ihtiyaç duyduğu taşıtları satmaya başladı. Apartheid ordusunun kullandığı araçları sağlayan tekel, ayrıca Deniz Kuvvetleri ve polis teşkilatı için de projeler gerçekleştirdi. Apartheid rejiminin sona ermesinden sonra da Güney Afrika piyasasındaki faaliyetlerini sürdüren Daimler Benz, bu ülkede üretim tesislerine sahip. Yani Apartheid olsa da olmasa da, işler bu tekeller için tıkırında.

Tim Schumacher


Dev stadyumlar ve teneke kentler

2010 Dünya Şampiyonası’nın Güney Afrika’da yapılacağı ve bu nedenle para geleceği açıklandığında o zamanın cumhurbaşkanı Thabo Mbeki, bu anın Afrika’nın yoksulluk ve çatışmalarla dolu asırlara veda ettiği an olduğunu ilan etmişti. Güney Afrikalılar için ise dev stadyumlar paranın çarçur edildiği yerler. Örneğin Johannesburg Belediyesi, inşaat masraflarının yüksek olması nedeniyle bütçesinde 90 milyon Euro’luk kısıtlamaya gitti. Bir maçı izlemek için 650 Euro ödenmesi gerekirken bir inşaat işçisinin haftalık ücreti ortalama 60 Euro. Metal İşçileri Sendikası Numsa’dan  Castro Ngobese, bu parayla zorunlu gıdalar olan ekmek ve sütün dahi alınamayacağını, sağlıklı beslenmenin olanaksız olduğunu söyleyerek ülkede sınıflar arasındaki uçurumun tahmin edilemeyecek düzeyde derinleştiğine dikkat çekiyor.
Toplama kampI mI?
Şehrin yoksullarını gözlerden gizlemek için dev baraka kentler kuruldu. Kapstadt’tan 30 kilometre ötede halkın Teneke Şehir adını verdiği bir şehir var artık. Genişliği 3, uzunluğu 6 metre olan tek  odalı barakalarda tüm aile bir arada yaşıyor. Barakalar bir makasla kesilecek incelikte. Dört aile mutfak, banyo ve tuvaleti ortak kullanıyor. Evlerinden kovularak buraya yerleştirilenlerin işlerine gidip gelmeleri de çok zor, hatta bir mucize. Aidsli olanların herhangi bir hastaneye gitme olanakları da kalmadı. Güney Afrika basını, tellerle çevrili baraka şehirleri toplama kampı olarak isimlendiriyor. Evinden çıkıp buraya gelmeyi reddedenleri en az 5 yıl hapis cezası bekliyor.
Buna rağmen Joe Slovo adlı yerleşim bölgesinde yaşayan 20 bin kişi güçlerini birleştirerek evlerinden çıkarılıp barakalara tıkılmaya karşı mücadele ettiler ve sürgün edilmeyi engellediler. Abahlali base Mjondolo adlı gecekondu halkı direnş hareketi başkanı Zodwa Nsibande Joe Slovo dışındaki yerlerde semt sakinlerinin hayvanca muamele gördüğünü, sürekli olarak evlerinden atılma tehdidiyle yaşadıklarını söylüyor. Çoğunluğunu siyahların oluşturduğu yoksulların evden ayrılmadan korktuklarını, geri döndüklerinde eşyalarının kapının önüne koyulacağı endişesi taşıdıklarını vurguluyor. Resmi makamlar barakalara sürgün edilmenin sadece Dünya Şampiyonası’yla sınırlı olduğunu açıklasalar da önceki deneyler bir kere gittikten sonra geri dönüşün imkansız olduğunu gösteriyor.
Kapstadt, Johannesburg ve diğer büyük şehirlerde sokaklarda geceleyen evsizler de ya şehir dışına çıkarılıyor ya da hapse atılıyor. Evsiz İsaac Lewis, polisin kendilerine zararlı böcek muamelesi yaptığını, birkaç ay içinde 6 kez tutuklanıp şehir dışına atıldığını anlatıyor.

Bütün bu önlemler milyarlık spor karşılaşmasının korunması için yapıldı. Kapstadt’taki stadyum, Güney Afrika’da şimdiye kadar yapılan en pahalı yapı.Dev sütunları nedeniyle Zürafa Stadyumu adı verilen yapı 118 hektarlık tarihi bir arazide inşa edildi. Bölgede oturan Metsafene kabilesi evlerinden kovuldu. Bir zamanların siyahi direniş hareketi ANC ağırlıklı belediye, Metsafene kabilesine kişi başına 10 Cent tazminat ödeme kararı aldı. Mağdurlar mahkemeye başvurdular ve Danıştay hakimleri belediye encümenlerini yerlileri boncuk, düğme ve el aynasıyla aldatı evlerinden kovan sömürgecilere benzetti.
Stadyumu inşa eden firma, semtteki okulları boşaltarak sınıfları büro olarak kullanmaya başladı. Öğrenciler 3 kilometre ötedeki havasız ve nemli barakalarda öğrenim görmeye başladılar.
Nelson Mandela serbest bırakıldığında dünyayı yönetenlere yalnızca ırk ayrımına son vereceği, kapitalizme sadık kalacağı sözünü vermişti. Irk ayrımına karşı verilen mücadele 20.Yüzyılı’ın en anlamlı mücadelelerinden biriydi. Irkçı bir sistem siyah işçilerin ve şehirlerdeki halkın ayaklanmasıyla yıkıldı. Ancak kapitalizm var oldukça eşitsizlik devam edecek. Dünya Şampiyonası, Güney Afrikalı emekçilere kapitalizmin ne olduğunu bir kez daha gösterdi. 46 yıllık ırk ayrımlı, 20 yıllık ırk ayrımsız kapitalizmi yaşayan Güney Afrikalılar hala özgürlüğe hasret!

Viv Smith

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: