Kürt sorununun çözümü bu topraklar üzerindedir

Kürt sorununda gelişen yeni dönemi, çatışma ve operasyonları, hükümetin tutumunu ve sorunun nasıl çözülebileceğini konuştuğumuz Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel, son aylarda artan çatışma ve ölümlerin ve tırmandırılan gerginliğin ateşkes dönemindeki çatışmasızlık ortamının ne denli kıymetli olduğunu gösterdiğini belirtti.

Kürt illerinde operasyonlarda ciddi artış yaşanıyor. Her gün yeni ölüm haberleri geliyor. Bu çatışmalı süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
rtan çatışma ve ölümler, bunlara bağlı olarak tırmandırılan gerginlik, ateşkes dönemindeki çatışmasızlık ortamının ne denli kıymetli olduğunu gösteriyor. Ancak bunun değerinin anlaşılmadığı ortada. Devlet politikası, Kürtlerin taleplerine şiddetle yanıt vermede ısrar; Kürt siyasi hareketi ve güçlerine yoğun kuşatma ve yalıtma şeklinde sürüyor. Bu elbette tehlikeli, şiddetin ve gericiliğin beslendiği zorlu bir süreci işaret ediyor. Bir yıl önce seçimler sonrası ilan edilen ateşkese KCK operasyonu adıyla Kürt siyasi temsilcileri ve seçilmişler üzerinde yoğun bir tutuklama furyasıyla yanıt verildi. Kürt halkının meşru temsilcileri üzerindeki bu siyasi operasyon ve kuşatma askeri alanda da eksilmeden sürdü ve son olarak, dağ-taş, sınır ötesine bombalar yağdırıldı. Parti kapatma, milletvekilliği düşürme, çocukların tutuklanmaları, kitle gösterilerine saldırılar, batı illerinde Kürt gençlerine provokasyon ve imha şiddet biçimleri olarak Kürtlerin üzerinden eksilmedi.
Devlet ve AKP ısrarla ‘açılım’ dedikleri ‘milli birlik’ siyasetiyle Kürtlerin mücadele dinamiklerini etkisizleştirmeye çalışarak, askeri ve ‘halkla ilişkiler’ faaliyetleriyle, Kürtleri “Türkiyelileştirme” politikasını sürdürdü. Bu politikada iktidarı ve muhalefetiyle burjuva gerici devlet anlayışının çözümsüzlükte uzlaştığını gördük. Yeni seçilen CHP genel başkanının soruna; ‘etnik siyaseti esas almayacağız’ şeklindeki yaklaşımı, Kürtlerin ulusal kimlik talepleri karşısında durmaları bunun göstergesidir. Bu nedenle talep ve çağrılarına yanıt alamayan, PKK 1 Haziran itibariyle ateşkese son vererek kendi yolunda ilerleyeceğini demokratik özerklik ilan etme çalışmasını sürdüreceğini açıkladı. Bu, koşullar ve devlet tutumu böyle sürdüğünde son zamanlarda artan çatışma sürecinin yaygınlaşma ve yeniden acılı bir sürece girileceğini göstermekte. Böylesi büyük bir suçun vebalinin, Kürt halkının eşit haklar ve barışa dayalı gönüllü bir birliktelik için yaşamsal taleplerine açılım ve demokratikleşme maskesi altında şiddetle yanıt veren Türkiye devlet yönetiminde olduğu açıktır.

Hükümet ‘açılım’ iddiasını sürdürürken, operasyonlar da devam ediyor. Sizce ‘açılım’ ve operasyonlar birbirini tamamlayan süreçler mi yoksa birbiriyle çelişen süreçler mi?

Çelişiyor gibi görülse de Kürtleri ulusal kimliklerinden arındırarak, eriterek ‘Türkiyelileştirme’ hedefli bu devlet politikasının sahipleri yol haritalarını buna uygun çizmişlerdir. Buna göre; ‘terörle mücadele’ dedikleri özgürlük ve eşit halklara dayalı isyan ve arayışı bastırmayı sadece askeri yöntemler değil, toplumu yanlarına çekecek bir toplum mühendisliği ve halkla ilişkiler çalışmasıyla yürütmek, böylelikle ulusal eşitlik taleplerini meşru ve kabul edilebilir olmaktan çıkartmak gibi bir yöntem benimsenmiştir. Açılım ve demokratikleşme söylemleri, toplumun benimsediği önemli şahsiyet ve çeşitli çevrelerle yapılan kahvaltılı toplantılar bu çerçevede planlanmıştır. Etkisiz olduğu da söylenemez. Nitekim liberal güçlerinde goygoyculuğuyla bu politikalar etkin kılınarak Kürtlerin meşru siyasi güçleri marjinalize edilmek istenmektedir. Ancak inkar ve şiddette ısrar anlamına gelen hükümet politikası bunca yıllık mücadele birikimi olan Kürt halkını susturamadığı gibi, ölüm ve çatışmaların acılarından bunalmış Türk kesimlerinde de sorgulanır olmaktan çıkmamıştır. Bu ‘tutarsızlığın’ ve çözümsüzlüğün üzerine gitmek, teşhir etmek, soruna emekçilerin gönüllü birliği ve kardeşliği cephesinden bakan demokrasi güçleri ve bizlerin işi olacaktır. Çünkü ‘İyi şeyler olacak’ diyenler, ‘Analar ağlamasın’, ‘Gözyaşlarının rengi aynıdır’ gibi laflar edip, aynı zamanda devlet iktidarı olarak bu operasyonların kararını alanların sorumluluğu halkın vicdanlarında silinmeyecektir.

Sizin çözüm önerileriniz neler? Kürt sorunu nasıl çözülür?
En az Türkler kadar bu toprakların sahibi ve konuğu olan Kürtlerin tek tek bireyler olmadığı, ulusal kimlik taşıyan bir toplumsal varlık olduğu; bu ortak yaşamın anayasal bir güvenceye kavuşmasının zorunlu olduğu görülmeli ve kayıt altına alınmalıdır. Bu benimsemenin ilk işareti olabilecek; anadilde eğitim ve öğretimin kayıtsız kabulü gerçekleşmelidir. Bölücü ve düşmanlaştırıcı devlet söylemi terk edilmelidir. Siyasi ve askeri operasyonlar durmalı; çocuk, yetişkin tüm tutuklular serbest bırakılmalı, siyasi bir genel af için hazırlık yapılmalıdır. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi; bölgesel, demokratik özerklik düzenlemeleri yapılabilecek şeylerdir. Hem gerçek suçların aydınlatılması hem de halklar arası dayanışmanın güçlenip milliyetçiliğin yenilmesi için gerçeklerin aydınlatılmasına dönük bir bağımsız komisyon çalışması önemsenmelidir. Türkiye toplumunun bunlara “Henüz hazır olmadığını” söylemek en büyük iki yüzlülük olacaktır. Bütün sorun egemenlik halkını halka teslim etmek istemeyen burjuva kastının ve onların hükmettiği antidemokratik devlet yapısını yöneten savaş lobilerinin tahakkümünü kırmaktır. Bunun yolunun da mücadele ve birleşik demokrasi hareketinden geçtiği çok açıktır.

ZORBALIK VE İNKAR YENİLMEYE MAHKUMDUR

Yaşanan çatışmalar, ölümlerin yarattığı hava, sokağa yansıyan şiddet ve gerilim gidişattan rahatsız olan halk kesimleri üzerinde de bir baskı yaratıyor. Demokratik kamuoyunun bu sürecin tersine çevrilmesi bakımından üstlenmesi gereken rol ne? Sizce ne yapılmalı?
Tek yol Türk ve Kürt emekçilerinin birleşik özgür gelecekleri için kader birliği yapmaları, el ele vermeleri, ortak bir direnişe, mücadeleye yönelmeleridir. O nedenle sorun bu toprakların olduğu gibi çözümü de bu toprakların gerçek sahibi ve geleceğe taşıyıcısı emekçi halkların eseri olacaktır. Ulusal talepler karşısında gerici ve zorbalık taşıyan direniş, çaresiz ve yenilmeye mahkumdur. Milyonlarca Kürt’ün ve onları anlamış bir o kadar Türkiye emekçisinin hak ve demokratikleşme yürüyüşü karşısında inkarcılığın yaşama şansı yoktur. Türkiye toplumu yaşadığı acılardan, gördüğü haksızlıklardan, halka düşman darbeci iktidarlardan fazlasıyla ders çıkartmıştır. O nedenle sorunu çözme anlayışı ve politikası taşımayan iktidar ve ana muhalefetine bel bağlamadan, halkların kendi geleceklerine sahip çıkma ve bağımsız politik hareketini oluşturma hedefiyle birleşik bir gücü oluşturmaktan başka çözüm yolu yoktur. Türkiye’nin birçok temel sorunuyla birlikte Kürt sorununun çözümü için de demokratik güç birliği oluşturmak; milliyetçi liberal çevreler karşısına emekçi halkların birleşik talepleriyle çıkmak, sendikal ve aydın çevreleriyle gecikmeksizin bunun koşullarını oluşturmak; böyle bir siyasi çözüm mihrakı oluşturma sorumluluğuyla halka seslenmek partimizin önerisi ve somut çalışması olacaktır.

ARTIK ‘KÜRT YOKTUR’     DENMİYOR AMA…
Türkiye devleti artık dün olduğu gibi ‘Kürt yoktur’ demiyor ama Kürtlerin nasıl yaşayacağına halka rağmen kendi karar veriyor, belirlemek istiyor. Problem de buradan doğuyor. Türk milleti kavramı ve çatısı altında zora dayalı bir yaşam dayatılarak Kürtlerin bir ulus olarak kendi varlık ve geleceğini belirleme hakkına rıza gösterilmiyor. Bu politikanın bir anlamıyla ‘medeniyet dışı’ kalmış olduğu ısrarla görülmeyerek, çözümsüzlükte ısrar ediliyor; Kürtlerin ulusal kimlik ve dil konusundaki eşitlik talepleri, bölünme isteğiyle suçlanarak bastırılıyor. Oysa ki bunca acı ve kayıp olmaksızın, demokratik ve halka dayalı esaslarla, ‘kolaylıkla’ çözüm üretilebilecekken sorunu sınırlar ötesindeki hesap ve planlara bağlayarak, ezme ve şiddette ısrar ederek ele almak çözüm getirmeyecek ama bu gün olduğu gibi bir arada yaşamayı dahi tahrip edecek bir tehlikeyi beraberinde getirecektir.


İSTANBUL Erdal İmrek

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: