İşçi sınıfı, kendisi ve tüm halk için sorumluluk taşır

A. Cihan Soylu

Bir süreden beri, iç ve ‚dış‘ sorunlar bağlantılı çok sayıda yeni gelisme toplumun gündemine girdi. Sermayenin temsilcileri, bu gelişmeleri „Türkiye tarihinde görülmemiş“(!) yenilikte olguların işareti olarak gösterdiler. İşçi sınıfı ve emekçiler ise, bu olay ve gelişmeler ile kendi hak, talep ve kurtuluşları arasındaki bağı yeterince güçlü biçimde kuramadılar ve sermaye cephesini püskürtecek bir mücadele hatti öremediler.
Oysa,  devlet kurumlarının, hükümetin, sermaye güçlerinin, burjuva partilerinin ve toplumun tüm öteki kesimleriyle ilişkili parti, örgüt, kuruluşların gündemini meşgul eden her  toplumsal sorun işçi sınıfının da gündemine girer. Böyle olması kaçınılamazdır.  Kürt sorunu mu tartışılıyor, bölge topraklarına, deniz ve kara sularına, hammadde kaynaklarına hakim olmak isteyen uluslararası tekeller ve emperyalist güçler-başta ABD- ülke üzerine politikalarını uygulamak için bin türlü manevra mı yapıyorlar, büyük burjuvazi ve politik-askeri temsilcileri baskı politikalarını halk yararına göstermek için yalan fabrikası gibi mi çalışıyorlar, tüm bunlar işçi sınıfı ve emekçilerin; öncelikle de ileri -sınıf bilincine ulaşmış kesimlerin nasıl bir yaşam sürdürecekleriyle doğdrudan ilişkilidir. Günümüzde ulusal çıkarlarla artık en küçük olumlu bir ilişkisi kalmamış tekelci burjuva hükümetleri „değişim“ ve „demokratikleşme“ adına burjuva sınıf diktatörlügünün daha tam tahkimi için „birlik ve bütünlük“ vaazlarına mı baş vuruyorlar, sendika patronları işçilerin sırtından ve kapitalistlerle işbirliği içinde „işçilerin haklarını savunma“ iddiasını mı öne sürüyorlar, en küçük bir rehavete düşmeksizin bütün bunların gerçekte neyi ifede ettiğini kendi sınıfının milyonlarca mensubuna anlatmak ve onları bu sinsi-hain ve sınıf düşmanı politikalara karşı uyandırıp bir karşı güç olarak örgütlemek bilinçli ileri işçi-ve emekçinin asla ertelemeyeceği sorumluluğudur.
Böyle olmak zorundadır, çünkü; toplumsal sorunlar önemli oranda ve son tahlilde kesinkes sınıf sorunlarıdır. Yukarıda birkaçı belirtilen bu tür sorunların çözümü-reformist iyileştirmeler dahil-ancak arkasında o çözümden yararı olan sınıf ve güçlerin birleşik kuvveti varsa, mümkündür.
Kürt sorununun ulusal tam hak eşitliği temelinde çözülmesinin, bu sorunun „kanamaya devam eden toplumsal yara“(!) olmaktan çıkmasının tek ve yerine başkaca bir tutumun geçirilemez olduğunu bilen bilinçli işçi ve emekçi, on milyonlarca Türk, Kürt ve öteki milliyetlerden kent ve kır emekçisini kırım ve yok sayma politikalarını sürdürenlerin karşısına çıkarmadan, ülkenin „kan gölü olması“(!)nı önleyemez. Büyük burjuvazi ve çanakyalayıcılarının halk çocuklarının kırımından kaçınmayacaklarını, insan soyu çok büyük acılar pahasına öğrenmiş oldu. Bu gerçek, günümüzde çok daha gerçektir! Burjuvazinin temsilcileri, çatışmalarda, asker üniforması içinde ölen Kürt çocuklarının ‚cenaze törenleri’nde dahi, „Türk milletinin birlik ve beraberliği“(!) çığırtkanlığı yaparlarken, halkın en geniş kesimlerine ülkenin tüm toplumsal temel sorunlarını ve çözüm yolunu ‚göstermek‘, evet göstermek ileri işçi ve emekçinin sorumluluğudur.
21. yüzyılda, bilim ve tekniğin muazzam ilerlemesinin de katkısıyla ve emekgücünün yaratımı muazzam üretim stokları ve artıdeğer sömürüsüne rağmen, işsizlik, yoksulluk ve açlık büyümeye devam ediyorsa, bunun sorumluluğunun burjuvazide, kaynağının kapitalist üretim tarzı ve sistemi olduğunu onmilyonlar öğrenebilmeli/kavrayabilmelidirler. Burjuvazi ve onun militarist kurumlarıyla sözüm ona sivil parti, dernek, örgüt, kurum vs. temsil kurumları, kendilerini tüm toplumun üzerinde, toplumu yönetme; halkın hakları, talepleri ve geleceğe yönelik hedefleri üzerinde tahakkum kurma hakkıyla tesis etmiş/ediyorlarsa, buna dur deme, onların bu haksız-zorba yönetimlerini alaşağı etmek için gerekli kuvvet birikimini sağlama, örgüt kurma ve birleşik bir güç olarak harekete geçme hakkı değil sadece, zorunluluğu da var demektir.
İşçi sınıfı ve emekçilerin ileri kesimleri bu sorumlulukların yerine getirilmesini başkalarından bekleyemezler/beklememelidirler. Sermayenin çıkarlarının ve sınıf hakimiyetinin sağlamca sürdürülmesini esas alan burjuva hükümetleri/hükümetinin politikalarını etkisiz bırakmak, demokratik özgürlükler için kavgaya tutuşmak herkesten önce ileri işçi-emekçinin görev ve sorumluluğudadır.
Sendikaların işçilerin mücadele örgütleri olarak kurulmaları, yenilenmeleri, ve örgütsüz işçilerin sendikal örgütlenmeler bünyesinde bir araya getirilmeleri, burjuvaziyle işbirliği çizgisini sürdüren sendika temsilcileri ve yöneticilerinin insafına bırakılamaz. 12 Milyon işçinin yaşadığı bir ülkede, sendikalı-sigortalı işçi sayısının %7-8 civarında olduğu nasıl unutulabilir. Kendi sınıfının çıkarlarının bilincine ulaşan işçi kitlesi, işçilerin talepleri, hakları ve sınıfsal kurtuluş davalarıyla birleşme eğilimindeki temsilci ve sendikacılarla birlikte, sermayeye ve onun işçi sınıfının saflarındaki ajan-aristokrat tabakasına karşı savaşı layıkıyla sürdürdüğünde, sendikalar ve öteki emekçi örgütleri sömürülen ve ezilenlerin sınıf örgütleri işlevine sahip olacak ve bu işleve uygun bir mücadele hattında yürüyebileceklerdir. Bunun ötesi, kendi kendini aldatmaktan ibarettir.
Sömüren-sömürülen toplumsal sınıfların ilişkisinde, uzlaşmaları olanaklı hale getiren de, eninde sonunda güçler ilişkisi; güç mevzilenmeleri; bu güç ve mevzilenmeye dayanan mücadeledir. Mücadelesiz ne hak elde edilebilmiştir ne zafer kazanılmıştır.
Burjuvaziye boyun eğdirecek, onu ve hükümetlerini püskürtecek olan, halkın taleplerinin şöyle ya da böyle, reformlar düzeyinde ya da niteliksel değişimlere dayanan ve onları içerecek şekilde gerçekleşmesini olanaklı kılacak olan, halkın birleşik gücü ve onun gerçekleşmesi için bilinçle ileri atılan ileri işçi-emekçi kitlesidir. İçinden geçmekte olduğumuz dönem, bu kesimlerin kararlıca ileri atılması ihtiyacını artırmıştır.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: