Almanya düzlüğe çıktı mı?

Federal İstatistik Dairesi DESTATIS’in son raporundan sonra Almanya’da bayram havası esiyor. Hükümetin ekonomiden ve maliyeden sorumlu bakanları “krizden hızla çıkmanın sırlarını” açıklamaktan usanmazlarken boyalı basın “Almanya, dünyanın lokomotifi oldu” tespitini yapmaktan geri durmuyorlar!

‘EN BÜYÜK ALMANYA, BAŞKA BÜYÜK YOK’

DESTATIS’in 13 Ağustos günü yayınladığı raporda Almanya ekonomisinin bir önceki çeyreğe göre yüzde 2,2 büyüdüğü, 2009’un ikinci çeyreğine oranla ise büyümenin yüzde 4,1(dönemsel etkilerden arındırılmış olarak ise yüzde 3,7) rekor düzeyde olduğu bildirildi. “Bu başarı 40,3 milyon çalışan tarafından gerçekleştirildi” denilen raporda 2010’un ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre çalışanların sayısının 72 bin (yüzde 0,2) arttığı da yer aldı.

Bu veriler hükümet politikacılarının ve sermaye yanlısı basındaki yandaşlarının zafer naralarına neden oldu. O güne kadar hükümete, ‘içte ve dışta akıl verenler’ sorgulanıyor ve mahkûm ediliyorlardı. Öyle ki muhalefet partileri bile söyleyecek söz bulamıyorlardı, söyleyecek sözleri olanların ise sesi zafer naraları arasında kayboluyordu.

Sonuçta rakamlar ortadaydı; Almanya hızla büyürken AB’nin diğer ülkeleri neredeyse yerinde sayıyordu. ABD ise ikinci kriz dalgasına yakalanmamak için yeniden para basmaya başlamıştı.

Bild, Die Welt ve Springer’in diğer gazeteleri Almanya’nın izlediği ekonomi politikasıyla dosta düşmana ders verdiğini yazıyorlardı. “Almanya’nın sert tasarruf önlemleri ve ihracat ağırlıklı ekonomisini eleştirenler şimdi şaşkınlıkla bizi izliyorlar. Birçok ülke adım atmakta zorlanırken (geri adım atan Yunanistan’ı bir kenara bırakıyoruz) Almanya büyük adımlarla krizi geride bırakıyor. Hatırlanacaktır ABD ve Fransa, Almanya’yı borçlanma yoluyla yeni konjonktür paketleri hazırlama yerine sert tasarruf tedbirleri alması yüzünden çok sert eleştirmişlerdi. Bize ‘ihracat ağırlıklı ekonomi politika yerine iç piyasanızı canlandırın’ diye öğüt vermeyi de ihmal etmemişlerdi. Gelinen yerde biz haklı çıktık. Bu dostlarımız bize akıl vermek yerine bizim çizgimizde hareket etselerdi bugün farklı yerlerde olurlardı.” (14 Ağustos, Die Welt)

Bu görüş tarzlarına göre bazen biraz daha ağırbaşlı bazense daha pervazsız bir tarzda SZ’den FAZ’e kadar neredeyse bütün gazetelere egemendi. Gazetelerde son bir hafta ‘en büyük Almanya, başka büyük yok’ görüşü işleniyordu. Veya başka büyük varsa ki o da Çin idi, o da Almanya’nın yanındaydı. Nitekim gazetelerin çoğunluğu artık yeni bir ekonomi ekseninden söz ediyorlar: “Artık ABD-Çin eksenli dünya ekonomisi Almanya-Çin ekseni olarak değişti. Çinliler artık ABD’ye borç senedi karşılığında ticaret yerine Almanya’dan nakit karşılığı ticaret yapmayı yeğliyorlar. Haklılarda. Senetlerin karşılığını almak giderek zorlaştığı gibi ABD sıkıştığında para makinesini çalıştırıyor.” (FAZ, Die Welt)

AB’DE DENGESİZLİK BÜYÜYOR!

Ekonomik gelişmeyi değerlendiren Federal Ekonomi Bakanı Rainer Brüderle (FDP), “Böyle bir sıçrama beklemiyordum. Hissedilebilir bir büyüme rakamı beklerken XL büyümeyle karşılaştık. Yılsonunda XXL büyüme olursa artık şaşırmam” dedi. Brüderle’ye göre gelişmeler böyle giderse 2010 sonunda Almanya’nın büyüme oranı yüzde 3’ü bile aşacaktı!

Brüderle’ye ve diğer hükümet politikacılarına göre bu yaşananlar “Alman ekonomisinin klasik tarzıydı.” Yani konjonktür ihracat ağırlıklı büyüyor bu iş piyasasını olumlu etkiliyor, iş sahibi olan işsizler daha fazla para harcayarak iç piyasayı canlandırıyorlar buda yeniden konjonktürün büyümesine vs. vs. neden oluyordu.

DESTATIS ile aynı gün AB’ye ilişkin ekonomik gelişme raporunu yayınlayan EUROSTAT (Avrupa İstatistik Dairesi), AB içindeki ekonomik dengesizliğin giderek büyüdüğünü gösteriyordu. Buna göre Almanya yüzde 2,2 büyürken İngiltere yüzde 1,1, Fransa 0,6, İtalya 0,4 ve İspanya 0,2 büyümüşlerdi. Euro’nun tartışmalı hale gelmesine neden olan Yunanistan ekonomisi ise yüzde 1,5 daralmıştı.

EUROSTAT’ın verileri Alman ekonomisinin ‘klasik tarzının’ AB içinde ekonomik dengesizliğin artırdığını gösteriyor. Almanya ekonomisi ‘almış başını giderken’ diğer AB ülkeleri çok gerilerde adeta sürünüyorlar!  İhracatının üçte ikisini AB ile yapan Almanya’nın bu ülkelere karşı ihracat fazlalığını sürekli artıyor. Bu durum ise özellikle Fransa’nın Almanya’nın ekonomisini diğer AB ülkelerinin sırtından geliştirdiği eleştirisinin hala geçerli olduğunu gösteriyor.

İKİNCİ DİBE VURUŞ TEHLİKESİ BÜYÜYOR

AB içindeki dengesiz ekonomik büyüme, ihracatın sürekli Almanya’nın sürekli Almanya’nın lehine gelişmesi ise krizin derinleşmesine, daha doğrusu ikinci bir dibe vuruşun yaşanmasına doğru yol alındığı anlamına geliyor.

Özellikle Almanya’nın dayatmasıyla bütün AB içinde uygulanan tasarruf paketleri nedeniyle bütün ülkelerde kamu yatırımları ciddi bir şekilde geriliyor. Bu ise 2008 ve 2009 yılında uygulamaya konulan konjonktür paketlerinin uzun vadeli etkisini boşa çıkardığı gibi önümüzdeki aylarda ekonomik büyümeleri yeniden sıfır noktaya ve bazı ülkelerde, bugün Yunanistan’da olduğu gibi, daralmaya çekeceği anlamına geliyor. Örneğin ikinci çeyrekte yüzde 0,2 büyüyen İspanya’da 1 Temmuz’dan itibaren KDV yükseltildi. Buda iç piyasanın daralması anlamına gelecek.

Diğer yanda başka gelişmeler Alman sermayesinin ve hükümetin çok güvendiği ve şimdiden kurdukları “Almanya-Çin ekonomik ekseni” hayalinin düşünüldüğünden daha kısa vadeli olma olasılığının giderek büyüdüğünü gösteriyor. ABD ve Avrupa’da bankalara yapılan “stres testi”nin bir benzeri Çin’de de yapıldı. Bazı iktisatçıların görüşüne göre ABD ve AB’de de yapılan “stres testleri” bu tanımlamayı hak etmezlerken (kuralların laçka olduğu söyleniyor) Çin’de yapılan “stres testi” çok gerçekçiydi. Çin Hükümeti, ulusal bankalara uygulanan bu testlerden sonra konjonktür motorunun yanmaması için gazdan ayağını çektiği gibi frene basmaya başladı.

Son yıllarda kredi faizlerini ciddi oranda aşağı çektiği gibi dev konjonktür paketleriyle ekonomik büyüme hızının gerilemesinin önüne geçen Çin Hükümeti, stres testinden sonra ülkede çok ciddi bir emlak spekülasyon balonunun şiştiğini açıkladı. Buna göre önümüzdeki aylarda ve gelecek yıl emlak fiyatları yüzde 50 – 60 arası düşebilecek. Bu oranların ABD ve İspanya’da patlayan emlak spekülasyon balonlarının ardından düşen emlak fiyatlarındaki düşüş ile karşılaştırıldığında çok daha yüksek olduğu görülüyor. Bu da Çin ekonomisinin böyle bir durumda çok daha kötü bir pozisyona gelebileceği anlamına geliyor.

Son aylarda özellikle Alman makine ve otomobil sanayisi özellikle Çin’e yönelik ihracatlarını çok ciddi artırdılar. Makine sanayisinin ihracatındaki artışın yüzde 60’ı, otomobil ihracatındaki artışın ise yüzde 50’sine yakını Çin’e yönelik olduğu göz önüne alındığında Almanya ihracatının ve dolayısıyla konjonktürünün nasıl bir zemin üzerinde büyüdüğü görülmekte.

Almanya’nın ihracatının artmasının bir nedeni de Euro’nun sürekli değer kaybetmesi ve dolayısıyla Almanya’dan satılan malların “ucuzlamasıyla” ilgiliydi. Haziran ayına kadar 1,20 Doların altına düşen Euro Ağustos ayında yeniden 1,30 – 1,33 Dolara kadar yükseldi. Bu da Almanya’dan yapılacak ihracatın yeniden yüzde 10-13 arası pahalılaştığı anlamına gelmekte.

En son olarak Almanya’daki iç piyasanın sağlıksız gelişmesinin sürdüğü gerçeğine dikkat çekmekte fayda var. 2009 yılında 5 milyar Euro hacmindeki “hurda ikramiyesi” ile rekor düzeye çıkartılan otomobil satışları bu yılın ilk altı ayında yüzde 30 geriledi. Genel tüketimde geçen yıl ile aynı düzeyde, yan düşük düzeyde devam ediyor. Hükümet, yürürlüğe koymaya hazırlandığı tasarruf paketiyle bu durumu düzeltmek bir yana derinleştireceğe benziyor. Yani dış piyasalarda yaşanacak olumsuzlukları kucaklayacak bir iç piyasa Almanya’da mevcut değil.

Bütün bu faktörler gözetildiğinde Almanya ekonomisinin krizi geride bıraktığı hatta XL –XXL büyüme kaydedeceği yönündeki öngörülerin hükümetin ileri sürdüğü gibi güvenilir olmadığı görülecektir.

DİRENİŞ ÖRGÜTLENMELİ

Alman sermayesinin yaşanan krizi şimdiye kadar en az tahribatla atlattığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu işçi ve emekçiler cephesi içinde geçerli. Kısa çalışma ve değişik önlemlerle bugüne kadar kitlesel işten atmaların önüne geçildi.

Alman sermayesi ve hükümeti önümüzdeki aylarda bir tarafta tasarruf paketini yürürlüğe koymaya çalışacağı gibi diğer tarafta iş piyasasını yeniden düzenlemeye yönelecek. Her ikisinin ilk adımları atılmış bulunuyor. Tasarruf paketi tartışmaları devam ederken kiralık işçiliğin artması için ciddi adımlar atılıyor. Bütün otomobil, demir-çelik tekellerinde ve makine sanayisinde olduğu gibi hizmet işkollarında da artan işgücü ihtiyacı sadece kiralık işçi üzerinden kapatılıyor. Kriz öncesi 755 bine çıkan kiralık işçi sayısı bu yıl Temmuz sonunda 825 bine çıkmış bulunuyordu. IG Metall’in yaptığı araştırmaya göre 2012’nin sonuna kadar bu sayı 2,5 milyonu bulacak!

Buda 2005 yılında başlatılan Hartz IV sisteminin geliştirilmesi ve sermayenin “nefes alan üretim” modelini bütün alanlara yayacağı anlamına geliyor. Bunun işçi ve emekçiler açısından maddi, manevi ve işçi sınıfının genel mücadelesi açısından ne tür tehditleri içerdiği tahmin edilebilir. Bu saldırıları geri püskürtmek ve krizin faturasını ödememek için önümüzdeki dönem mücadeleyi yükseltmekten başka yolumuz da kalmıyor.


Serdar Derventli

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: