Eğitimde Ortaçağ mantığı

Almanya’da eğitim sistemi, yüzyıllardan beri “kanayan yara”. Ortaçağın ilk dönemlerinden itibaren eğitim, manastır okullarında sadece varlıklı kesimlerin çocukları için mümkündü. Halk çocukları ise olanaklı olduğu ölçüde aileleri tarafından eğitiliyor ve küçük işletmelere çırak olarak veriliyordu. Soylu ailelerden gelenlerin okuduğu, yoksul ailelerin çocuklarının ise resmi eğitim almadan ancak çırak eğitimi alarak iş hayatına atıldığı günümüz Almanyası’nın önceli devletlerde yine soyluların çocuklarının gittiği ilk üniversite 1386 yılında Heidelberg’de kuruldu.

Ortaçağ’ın sonundan itibaren reformasyon süreciyle birlikte kentlerde büyük kiliseler ve manastırların yanı sıra belediyelerin denetimi altında okullar açılmaya başladı. Yoksul çocukların gitmeye başladığı bu alt düzey okullar bile dönemin yönetici sınıfını rahatsız etti. Buna tepki olarak aynı dönemde sadece zenginlerin, soyluların çocuklarını gönderdiği özel okullar (Winkelschulen) açılmaya başlandı. Katolik ve Protestan kiliselerinin eğitim üzerinde etkili olması da bu döneme denk düşüyor.

18. yüzyıldan itibaren sanayinin gelişim aşamasına girmesiyle birlikte kalifiye işgücüne duyulan ihtiyaç nedeniyle hızla meslek okulları açılmaya başladı. Bunların başında gençlerin pazar günleri meslek öğrenmek üzere gittiği “Sonntagsschulen” ve “Gewerbeschulen”ler geliyor.

Almanya tarihinde, bütün çocukların okula gitmesi gerektiği yönündeki resmi düzenleme, 1763 yılında Prusya tarafından yapılan “büyük eğitim reformu”yla karara bağlandı. Yani; 18. yüzyılda yapılan reformlar bugünkü eğitim sistemi için belirleyici oldu. Farklı sınıfsal kökene göre okul biçimlerinin açılması tam bu döneme denk düşüyor. Varlıklı ve zengin ailelerin çocuklarının gittiği elit okullar yani Gymnasium ve Realschule mantığı bu döneme kadar uzanıyor. Bu dönemde emekçi çocukları için “Volkschuleler” (Halk Okulları) açıldı.

Bu isimlendirmelerin kendisi bile farklı sınıfların çocuklarının birbirinden ayrılarak eğitim verilmesi anlayışının çok eskilere dayandığını gösteriyor. Bu okul türlerine göre derslerin içeriği de farklı oluyordu. Örneğin, soyluların/zengin çocuklarının gittiği okullarda sanat, edebiyat, felsefe, müzik dersleri verilirken, bu dersler Halk Okulları’nda yoktu. Keza; Weimar Cumhuriyeti’ne kadar Halk Okulları’na giden çocukların velilerinden de “Okul Parası” alınıyordu.

Kökleri ortaçağa kadar uzanan sadece soyluların çocuklarının üniversiteye gitmesine ilişkin uygulamalar,  1800’lerde yapılan “Yeni İnsancıl Eğitim Reformu” ile değiştirildi.

1834 yılında Prusya’da farklı okul biçimleri için üniversitelerin sınav açmaya başlamasından çok sonra, 1900’de farklı lise (Gymnasuim) biçimleri ortaya çıktı: Humanistisches Gymnasium, Realgymnasium, Oberrealschule gibi.

Almanya tarihinde önemli bir dönemeç olan 1919 Kasım Devrimi’nden sonra kurulan Weimar Cumhuriyeti’nde bu lise biçimlerine ve “Halk Okulları”na ek olarak dört yıllık ilkokullar (Grundschule) açılmaya başlandı.

Bu okul sistemi Hitler faşizmi döneminde de devam etti. Sistem özünde korunurken içerik bakımından eğitim faşist ideolojiye göre yeniden yapılandırıldı. Faşizm yıllarında (1937) Gymnasium’un 8. yılında öğrenciler arasında bir ayıklama daha yapmak üzere sınav konuldu. Yine bu yıllarda üst tabaka elit faşistlerin çocuklarının gittiği özel okullar (Napola) kuruldu. Ayrıca faşizme özel kadrolar sağlamak üzere Adolf Hitler Okulları (AHS) ve SS Junker Okulları açıldı.

İKİ ALMANYA, İKİ FARKLI EĞİTİM SİSTEMİ

Savaşın bitmesinin ardından kurulan iki ayrı Almanya’da iki farklı eğitim biçimi hayata geçirildi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batılı kapitalist ülkelerin himayesinde kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nde eğitim sistemi yine özü itibariyle korundu. Ülkenin “federal sistem” temelinde kurulmasıyla birlikte, eğitim alanındaki yetki eyaletlere bırakılmakla kalınmadı, eyaletlerle federal hükümetin birlikte çalışması da yasaklandı. Yani federal hükümetin eğitim alanında eyaletlere müdahalede bulunması mümkün değildi, halen de değil. Bu durumun değiştirilmesi için bugüne kadar yapılan girişimlerin çoğu başarısızlıkla sonuçlandı. Ağustos ayının başında bu konuyla ilgili yeniden alevlenen tartışma, eyaletler ile federal hükümet arasındaki ortak çalışma yasağının da artık çağdışı kaldığını açık olarak gösteriyor.

Aslında eyaletler tarafından uygulanan farklı eğitim sisteminin aynılaştırılması, ortaklaştırılması için ilk olarak 1955’te eyaletler arasında Düsseldorf Anlaşması imzalandı ancak bir sonuç alınamadı. 1964’te yine aynı temelde Hamburg Anlaşması imzalandı ve bütün eyaletlerde Hauptschule’lerin kurulması konusunda görüş birliğine varıldı. O zamana kadar işçi ve emekçilerin çocuklarının gönderildiği “Halk Okulları”nın yerini yavaş yavaş Hauptschule’ler almaya başladı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde (DDR) ise, Ortaçağ’dan kalma eğitim sistemi kökten değiştirildi. 1959’da çıkarılan “Alman Okullarının Demokratikleştirilmesi Yasası” ile birlikte “Birlik Okulu” (Einheitsschule) kuruldu. DDR’de çocuklar ilk okuldan itibaren 10 yıl boyunca üretim/pratikle de yakın işbirliği içinde olan “politeknik” okullarda okuyorlardı. Ardından meslek okullarına ve üniversitelere ayrılma söz konusu idi.

Bugün de Almanya’da farklı okul biçimine dayalı elemeci eğitim sisteminin değiştirilmesini isteyenlerin çoğu, öğrencilerin 10. sınıfa kadar birlikte aynı okul biçiminde ders görmesini savunuyor.

Bu iki farklı eğitim sistemi, özellikle işçi ailelerinin çocuklarının üniversiteye gitmesi konusunda büyük farklılıklar yarattı. 1958 yılında DDR’de üniversiteye giden işçi ailesi çocuğu oranı yüzde 53 iken, BRD’de bu yüzde 38,6 idi. (Kaynak: R. Dahrendorf: Arbeiterkinder an deutschen Universitäten, 1965).

AİLENİN GELİRİ EĞİTİM DURUMUNU BELİRLİYOR

Federal Almanya’daki mevcut eğitim sistemindeki başarının ailenin sosyal kökenine, yani gelir durumuna bağlı olduğu  uluslararası araştırmalarla defalarca ortaya konuldu. Özellikle OECD tarafından eğitimle ilgili yapılan PISA araştırmasında, ailenin gelir durumunun eğitimdeki başarıyla ilintili olduğu ülkelerin başında Almanya’nın geldiği somut verileriyle açıklandı.

OECD tarafından Eylül 2008’de yayınlanan raporda, Almanya gibi bir ülkede akademisyen, zengin aile çocuklarının üniversiteye çok daha kolay gittiği ifade edilirken, ülke genelindeki üniversite öğrencilerin sadece yüzde 16’sının işçi ailelerinden geldiğini saptamıştı. Bu oran İspanya’da yüzde 40, İrlanda’da yüzde 50.

Hochschul-Informationssystem (HIS) tarafından yapılan araştırmaya göre ise 1982-2009 yılları arasında üniversiteye giden işçi çocuklarının sayısında sürekli düşüş meydana geldi. Aynı araştırmaya göre her 100 akademisyen çocuğundan 71’i üniversiteye giderken, bu sayı akademisyen olmayan ailelerin çocukları için 24’e düşüyor.

Tarihsel arka plana baktığımızda gerçekten de farklı okul biçimlerine dayalı, daha küçük yaştan itibaren çocuğun gelecekte ne olacağına belirleyen eğitim sisteminin artık günümüz gerçeklerine uygun olmadığını ortaya çıkıyor. Ortaçağdan bu yana sınıf ayrımına dayalı eğitim sisteminin değiştirilmesi egemenler ve onların çıkarlarını savunan partilerin işine gelmiyor.

Bu nedenle eğitim sisteminin değiştirilmesi,  eğitim alanında köklü değişiklerin yapılması, herkese parasız eşit eğitim hakkının verilmesi talebi için mücadele büyük bir önem taşıyor.

Eğitim sisteminde göçmenler çocukları

Tarih boyunca yoksul, dar gelirli işçi çocukları ile zenginlerin çocuklarını birbirinden ayıran, dolayısıyla ebeveynlerin ait olduğu sınıf ile çocukların gelecekte ne olacağı arasında doğrudan bir bağ kuran Alman eğitim sisteminin bu eşitsizliğinden, göçmen çocukları da önemli ölçüde nasibini aldı, alıyor. Sınıfsal kökenlere göre kurulan okul biçimleri mevcudiyetini yıllardır sürdürdüğü için, göçmenler için özel bir düzenlemeye gidilmedi elbette. Zaten, ekonomik ve siyasi nedenlerde ötürü Almanya’da gelmek zorunda kalan göçmenlerin büyük bir bölümü işçi, emekçi olduğu için, onların çocukları da doğal olarak Alman işçi çocukları ile benzer okullarda okudu, okuyor.  Böylece; Alman ve göçmen işçiler fabrikalarda, çocukları da okullarda aynı kaderi paylaşmaya başladı.

Elbette, göçmen olmanın getirdiği özel sorunlar, bu elemeci eğitim sisteminden göçmen çocuk ve gençlerin çok daha fazla etkilenmesine yol açtı. Ve bu eğitim sisteminin en çok kaybedenleri Alman işçilerin ve göçmenlerin çocukları oldu. Örneğin bugün en alt okul biçimi olan Hauptschulelerde göçmenlerin çocuklarının yer alması tam da bu nedenledir.

Temmuz 2010’da Federal Hükümet tarafından yayınlanan 8. Uyum Raporu’nda yer alan bilgilere göre, 2008/2009 öğrenim döneminde en alt lise olan Hauptschule’ye Alman öğrencilerin (bunların arasında Alman vatandaşı olan göçmenler de var) yüzde 8.6’sı,  “yabancı” öğrencilerin ise yüzde 20’si gidiyor. Buna karşın en iyi lise biçimi sayılan Gymnasiumlara Alman öğrencilerin yüzde 28.7’si, “yabancı” öğrencilerin ise yüzde 13.4’ü gidiyor.

Bu durum göçmenler arasında ayrıca tasnif edildiğinde en büyük grubu oluşturan Türkiye kökenliler açısından eğitimin gerçekten kanayan yara olduğu kendiliğinden görülüyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğrencilerin yüzde 23.4’ü Hauptschuleye, yüzde 9.3’ü Gymnasiuma gidiyor.

En alt ve en üst okul biçimleri arasındaki bu büyük fark aynı zamanda eğitim sisteminde yerli-yabancı farkının ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor.

SOSYAL KÖKENE GÖRE BAŞARI

Almanya’da yaşayan göçmen çocukların eğitim durumunun “felaket” olduğunu artık bilmeyen yok. Araştırmalarda eğitimde göçmen çocukların yerli Alman çocukların üç yıl gerisinden geldiğine defalarca dikkat çekilmişti. Bunda da çocukların ailelerinin “sosyal kökeni”nin büyük rol oynadığı saptanmıştı.

OECD Eğitim Uzmanı Andreias Schleicher, dünyanın sanayileşmiş hiç bir ülkesinde, Almanya’da olduğu kadar, göçmen işçilerin çocuklarının bu denli şans eşitsizliği ile karşı karşıya olmadığına dikkat çekerek, “Bunun sorumlusu Alman okul sistemidir” diyor.

Resmi veriler, mevcut okul sisteminde Alman işçilerin ve göçmen işçilerinin çocuklarının bilinçli bir şekilde ayıklandığını, başarısızlığa mahkum edildiğini yeterince ortaya koyuyor.

ÖZEL LİSELER MANTAR GİBİ

Alman eğitim sisteminde yerli-göçmen, iyi gelirli-düşük gelirli ailelerin çocukları arasındaki şans eşitsizliği konusunda yaşanan derin çelişkiye son yıllarda bir de “özel okullar” faktörü eklendi. Mevcut okul sistemi açık bir şekilde çocukları ailelerinin gelir durumuna bağlı olarak tasnif ederken, çocuklarının mevcut sistem içinde başarılı olamayacağını düşünenlerin bir bölümü özel okullara özellikle 2006 yılından bu yana hızla yöneldi. Resmi verilere göre, 2006 yılında OECD ülkelerinde ortalama olarak öğrencilerin yüzde 14’ü özel okullara gidiyordu. Bu oran Almanya’da yüzde 6 idi. Ancak geçmişe göre bu rakam Almanya açısından önemli bir artışı ifade ediyor, 1992 yılına kıyasla özel okullara giden öğrencilerin sayısı 2006’da iki katına çıkarak, 873 bine yükseldi. 2006/2007 döneminde ise özel okullara gidenlerin sayısı 892 bine yükseldi ve bir önceki yıla göre yüzde 2.2 artış gerçekleşti.  Bu dönemde özel okullara gidenler, toplam öğrencilerin yüzde 7.3’ünü oluşturuyor. Bu oran okul biçimlerine göre de değişiyor. Örneğin 2006/07 döneminde ülke genelinde Gymnasiumlara giden her 10 öğrenciden biri özel Gymnasium öğrencisi idi.

2005/2006 öğrenim döneminde ülke genelinde toplam 4637 özel okul bulunuyordu. Bu oran 1992’ye göre yüzde 43.5 daha fazla. Bu özel okulların yüzde 40.4’ünü Gymnasiumlar oluşturuyor.

Yine 2006’nın verilerine göre “yabancı” öğrencilerin yüzde 3.8’i Alman öğrencilerin ise yüzde 7.4’ü özel okullara gidiyor.

Ne var ki; Türkiye kökenli göçmenlerin eğitim sistemi içindeki şansızlığından yararlanan başta Fethullah Gülen olmak üzere çeşitli cemaatler son yıllarda hızla özel liseler kurarak, Türkiye kökenli öğrencileri buralara yönlendirmeye çalışıyorlar. Politik ve ekonomik bakımdan üzerinde rant sağlanan Alman eğitim sisteminin değiştirilmesi, herkese eşit fırsat hakkının sağlanması ise bu çevrelerin gündeminde bulumuyor. Onlar sürekli mevcut sistemin Almanlar için iyi göçmenler için kötü olduğundan söz ederek, kendilerine taban kazanmaya çalışıyorlar. Olgular ve veriler, eğitimdeki şans eşitsizliğinin “göçmen-Alman” ayrımından çok “iyi gelirli-düşük gelirli” aileler arasındaki sınıfsal farklılıklardan kaynaklandığını açık bir şekilde göstermesine karşın söz konusu çevrelerin sorunu çarpıtmaları elbette suiistimalden başka bir şey değildir. Bu nedenle de Türkiye kökenli göçmenlerin bu kesimlerin propagandasına kanmadan, herkese parasız eğitim hakkını talep etmesi gerekiyor. Bu temelde okullarla ve semtlerde kurulan inisiyatiflerin içinde yer alınmalı, yerli emekçilerle birlikte çözümler aranmalıdır. Aksi yöndeki davranış, içe kapanmayı, biraz daha bölünmeyi derinleştirecektir.

HERKESE PARASIZ EĞİTİM

Tarihsel süreç; Almanya’daki eğitim sisteminin zenginlere göre düzenlendiğini ve bunun yüzyıllardan beri devam ettiğini gösteriyor. Veriler bu tablodan en çok Alman ve göçmen işçi çocuklarının etkilendiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle öncelikle sosyal kökene göre öğrencileri okullara tasnif eden eğitim sisteminin değiştirilmesi zorunluluktur. Mevcut eğitim sisteminin gelinen aşamada çağdışı, ilkel ve ayrımcı olduğu açıktır.

Ne var ki; tek başına eğitim sisteminin değiştirilmesi de yeterli değildir. Çocukların okuldaki başarısı ile onların ailelerinin sosyal konumu arasında doğrudan ilişki olduğu için, ailelerin; yani emekçilerin yaşam ve gelir koşullarının iyileştirilmesi de gerekiyor. Bununla birlikte asıl olarak, kreşten üniversiteye kadar eğitimin her aşamasının parasız olması, eğitim sisteminin demokratikleştirilmesi gerektiği de ortada.

Bu nedenle, özellikle Türkiye kökenli göçmenlerin, eğitim sisteminin değiştirilmesi, parasız eğitim talebinin yükseltilmesi için daha fazla mücadele etmesi gerekiyor.

YÜCEL ÖZDEMİR

Rakamlarda göçmen öğrencilerin durumu

Temmuz 2010’da Federal Hükümet Uyum Danışmanlığı tarafından yayınlanan 8. Uyum Raporu’nda yerli ve göçmenlerin eğitim durumu bir kez daha ortaya konuldu:

– 2008/2009 döneminde 9 milyon lise ve ilk okul öğrencisi bulunuyordu ve bunların 800 bini (yüzde 8.9) Alman pasaportuna sahip olmayan yabancı idi. “Yabancı” öğrencilerin yüzde 40.3’ünü Türkiye kökenliler, yüzde 7’sini eski Yugoslavya’dan geriye kalan ülkelerden, yüzde 20.5’ini AB ülkelerinden gelenler oluşturuyordu.

– Mikrozensus’un verilerine göre 9 milyon öğrencinin 3.03 milyonu göçmen kökenli ve bunların 2.2 milyonu Almanya’da doğup büyümüş.

– 2008 verilerine göre bütün Alman öğrencilerin yüzde 8.6’sı Hauptschule’ye giderken, bu oran “yabancı” öğrenciler arasında yüzde 20.

– Bütün Alman öğrencilerin yüzde 28.7’si en iyi okul biçimi olan Gymnasium’a giderken, bu oran bütün “yabancı” öğrenciler arasında yüzde 13.4.

– Göçmenler içinde okul biçimlerine göre bir tasnif yapıldığında: Hauptschule’ye giden yabancı öğrencilerin yüzde 45,7’sini  “yabancı” statüsündeki Türkiye kökenliler oluşturuyor.  (Kaynak: Statistische Bundesamt)

Buna karşın bütün Türkiye vatandaşı öğrencilerin sadece yüzde 9.3’ü Gymnasium’a gidiyor.

– Gymnasium’a giden öğrencilerin yüzde 21.1’i, Hauptschule’ye giden öğrencilerin yüzde 42.6’sı göçmen kökenli. (Kaynak: Mikrozensus 2008)

– 2008 yılında 15-19 yaşları arasındaki göçmen gençlerin yüzde 13.3’ü diploma almadan okuldan ayrılırken, yüzde 43’ü Hauptschule diploması, yüzde 34.7’si Realschule diploması, yüzde 8.9’u meslek okulu diploması aldı.

– Mikrozensus’un verilerinde ise tablo şöyle: 2008 yılında 170 bin genç diploma almadan okuldan ayrıldı, bunların 63 bini göçmen kökenli idi. Yani, diploma almadan okuldan ayrılanların yüzde 37’si göçmen kökenli.

– 2008’de 18 yaşından küçük 13.6 milyon gencin üçte birinin (yüzde 29) ailesi “sosyal riziko”, yani geçim sıkıntısıyla karşı karşıya.

– Bunlar arasında 1.7 milyon göçmen gencin (yüzde 42) ailesinin geçim durumu “rizikolu” grubunda yer alıyor.

2009 yılında Almanya’daki üniversitelerde 240 bin “yabancı” öğrenci okuyordu ve bunların dörtte üçünü üniversite okumak üzere sonradan gelen yabancılar oluşturuyordu. Bu demektir ki, Almanya’da yaşayan ve “yabancı” kabul edilen 60 bin öğrenci üniversiteye gidiyor.

– Genel olarak lise dengi okullara giden öğrencilerin yüzde 8.9’u yabancı pasaportuna sahip iken, bu oran meslek eğitim yapanlarda yüzde 4.2’i (her 24 kişiden birisi), üniversitede ise yüzde 2.5’e (Her 40 öğrenciden biri) düşüyor. (Kaynak: 7. Uyum Raporu, sayfa 138)

– Deutschen Studentenwerk’in verilerine göre 2007/2008 döneminde üniversite öğrencilerin yüzde 2.9’u göçmen kökenli idi. Aynı kurum yaz 2009’da ise üniversitelerde okuyan öğrencilerin yüzde 11’nin göçle bağlantılı olduğunu saptadı.

– Üniversite öğrencisi göçmenlerin yüzde 22’sini Rusya’dan gelen Alman kökenliler, yüzde 19’unu Polonya kökenliler, yüzde 16’sını Türkiye kökenliler oluşturuyor.

KUTU 2

ÇOK ELEMELİ ALMAN EĞİTİM SİSTEMİNİN YAPISI

I. Genel öğretim yapan okullar

II. Mesleki eğitim veren okullar

I. Genel öğretim yapan okullar;

a. Okul öncesi eğitim kurumları

b. Temel eğitim

c. Orta öğretim (I. kademe)

d. Orta öğretim (II. kademe)

e. Yüksek öğretim

A. Okul öncesi eğitim (Kindengarten)

Okul öncesi eğitim; zorunlu olmayan ve 3-6 yaş grubunu kapsayan sistemli eğitimin ilk basamağıdır. Velileri tarafından okul öncesi eğitime (Kindergarten) gönderilmek istenen her çocuk için sorumlular yer bulmakla yükümlüdürler.

B. Temel eğitim (Grundschule)

30 Haziran itibari ile altı yaşını dolduran, bedensel, zihinsel ve sosyal yönden gelişimi temel eğitim seviyesine uygun çocukların başladığı zorunlu eğitimin dört yıllık ilk basamağıdır. Alman eğitim sistemi, erken yönlendirmeyi esas almıştır ve dolayısıyla öğrenciler; ilgi, yetenek, çalışma ve başarısındaki gelişim süreci dikkate alınarak ilkokul 4. sınıfta okul türlerine yönlendirilir.

C. Orta öğretim ( I. kademe)

Hauptschule,

Realschule / Erweiterte Realschule,

Gymnasium,

Gesamtschule / Integrierte Gesamtschule,

Regionaleschule,

Duale Oberschule

Sonderschule,

a) Hauptschule

Temel eğitimde diğer okullara yönlendirilecek derecede başarılı olamamış öğrencilerin devam ettiği, genel kültür ve mesleklere hazırlama eğitiminin birlikte verildiği bir okul türüdür.

Dokuzuncu sınıftan ayrılan öğrenciler, meslek eğitimine devam eder. Başarı düzeyi daha iyi olanların 10/B diploması alarak bir üst okula devam etmesi mümkündür.

b) Realschule

İlkokulda (Grundschule) başarı düzeyi “orta” olan öğrencilerin yönlendirildiği ve mezunlarının meslek eğitimi veren bir üst öğretim kurumuna devamı öngörülen bir okul türüdür.

Öğrenciler, 10. sınıfın sonunda okuldan mezun olur ve ikinci bir yabancı dil okumuş olanlardan başarılı olanlar, “Gymnasium Oberstufe”ye devam etme hakkını elde ederler.

c) Gymnasium

İlköğretimde; ilgi, yetenek, çalışma ve başarısındaki gelişim sürecine göre yüksek öğrenim yapabilecek düzeyde bulunan öğrencilerin yönlendirildiği  okuldur. Gymnasium’un birinci kademesi 10. sınıfta, ikinci kademe ise Rheinland-Pfalz’da 13. sınıfta, Saarland’da ise 12. sınıfta “Abitur” sınavının başarı ile verilmesiyle sona erer. Bu okulların eğitim seviyesi diğer okullara göre yüksektir. Mezunları üniversiteye devam ederler.

d) Gesamtschule

Gesamtschule uygulaması ile Alman eğitim sisteminde esas olan “erken yönlendirme”nin doğurduğu sakıncaların telafisine yönelik uygun bir model geliştirilmiştir. Bu okul modelinde Hauptschule, Realschule ve Gymnasium arasındaki yatay geçişler kolaylaştırılmıştır.

e) Regionale Schule (Bölge okulu)

“Hauptschule” ve “Realschule”nin 5.-10. sınıfına kadar olan genel eğitimi kapsayan ve derslerin sınıf içi ayrımlaşma (seviye grupları oluşturma) ile derslerin verildiği bir okul türüdür.

f) Duale Oberschule (DOS)

İlkokuldan sonra dokuz yıllık bir eğitim imkanı sunan, „Gymnasium“a paralel, okul eğitimi -işyeri uygulamasını birlikte veren yeni bir okul türüdür. Rheinland/Pfalz Eyaleti’nde 1996/97 öğretim yılından itibaren deneme mahiyetinde başlatılan uygulama hızla yaygınlaştırılmıştır. Mezunları “Fachhochschulreife” belgesini almaya kazanabilir.

g) Sonderschule (Engelliler okulu)

Bedensel ve zihinsel engeli olan çocukların durumlarına uygun eğitimin verildiği bir okul türüdür.

D. Gymnasium Oberstufe (Orta öğretim ikinci kademesi)

Liselerin I. kademesini tamamlayan öğrencilerin devam edebildiği ve yüksek öğretime hazırlık amacı güden üç yıl süreli bir genel eğitimdir.

Gymnasium’da 10. sınıfı başarı ile tamamlayan, “Realschule”yi ikinci yabancı dil okuyarak başarı ile bitiren ve “Hauptschule” 10-B diploması alıp, Qualifikation yapan öğrenciler orta öğretim II. kademeye devam hakkı kazanırlar.

Bu eğitimin sonunda öğrenciler; “Abitur” ya da “Allgemeine Hochschulreife” denilen ve yüksek öğretime devamı sağlayan belgeyi almaya hak kazanırlar.

Öğretmen açığı rekor düzeyde

Almanya’da öğrenciler okulların açılması heyecanını yaşarken, öğretmen açığı rekor düzeye ulaştı. Alman Filologlar Birliği’nin tahminlerine göre ülke genelinde 45 bin öğretmen açığı bulunuyor. Birlik Başkanı Heinz-Peter Meidinger, “Almanya’da öğretmen açığı hiç bu kadar yüksek olmamıştı” dedi.

Öğretmen açığının emekli olan öğretmenlerle kapatılmaya çalışılacağını söyleyen Meidinger,  öğretmenliğin güvenli bir meslek olmadığı için gençler tarafından tercih edilmediğini ifade etti.

Öğretmen açığının olduğu branşların başında ise, Almanya’nın uluslararası araştırmalarda sınıfta kaldığı matematik ve doğa bilimleri geliyor. Her iki bölüm için toplam 30 bin öğretmene ihtiyaç var.

Filologlar Birliği’nin verdiği bilgiye göre sadece Bavyera eyaletinde 300 Gymnasium’da 460 matematik öğretmenine ihtiyaç duyulduğunu, ancak sadece 180’inin atandığı belirtildi.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: