Sarrazin neyi hedefliyor?

Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyesi Thilo Sarrazin’in yaptığı ırkçı açıklamalar ve yayınladığı kitabı, Almanya’da siyaset gündeminde önemli bir yer işgal etti. Kitap piyasaya sürülmeden önce verilen ön siparişlerle en çok satanlar listesinin tepesine otururken, yazılı ve görsel medyadanın da gündeminden düşmedi.
Sarrazin’in “Müslümanlar uyum istemiyor ve uyum sağlayacak yetenekleri de yok. Sosyal devletin sırtından geçinmek, bolca suç işlemek ve geri kalmış zeka düzeyleriyle toplumu aptallaştırmaktan başka bir işe yaramıyorlar” şeklinde özetlenebilecek “tezleri” aslında yeni değil. Berlin’de Maliye Senatörü olduğu dönemde Hartz IV yardımı ile geçinmek zorunda olanlara hakaret ederek, “yakacak parasından tasarruf etmek için kaloriferi kısıp kazak giyin” diyen, aldıkları birkaç kuruşu çok görüp onlara daha ucuza nasıl beslenebilecekleri konusunda nasihatlerde bulunan SPD’li politikacı, yeni açıklamalarıyla bu alışkanlığını sürdürüyor.
Bir yıl önce “Müslüman göçmenler dönercilik ve manavlıktan başka bir şeyden anlamazlar; bir de başörtülü kız çocukları üretmesini iyi bilirler” diyen Sarrazin, şimdi “bilimsellik” kılıfı kazandırmaya çalıştığı ırkçı ve sosyal-darvinci tezlerini 464 sayfalık kitabında bir kez daha tekrarlıyor.
Sarrazin’in ırkçı tezlerinin geniş yankı bulduğu ve bazı bölümlerinin yayınlandığı
“BILD”, “DER SPIEGEL” ve “DIE ZEIT” gibi medyada ise, ırkçı tezlerin içeriğine sağlam bir karşı çıkıştan ziyade,  utangaç bir tarzda, “tarzı yanlış, ama göçmenlerin uyum için daha fazla çaba göstermesi gerektiğine dikkat çekmesi yanlış değil” vurgusu hakim oldu. “Almanya kendini yok ediyor” adlı kitabının resmen piyasaya sürüldüğü gün “FOCUS” dergisi yazarları bunu şöyle ifade ediyordu: “Parti merkezlerinden Sarrazin’e yönelik ‘ırkçı’, ‘kinci vaiz’, ‘halk kışkırtıcısı’ gibi suçlamalar yükseliyor. Sarrazin’in eserine karşı histerik heyezanlar sergileniyor. Oysa kitapta çok sayıda gözardı edilemeyecek gerçeğe ve akıllıca düşünceye yer verilmiş.”

SARRAZİN’İ SAVUNMA GÖREVİ KELEK’E
Sarrazin’in yardımına koşanlardan bir diğeri olan Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung, Sarrazin’i savunma görevini Necla Kelek’e vermişti. Ertesi gün kitabın tanıtımının yapıldığı basın konferansında da Sarrazin’in kitabını ve düşüncelerini öven Kelek, gazetedeki uzun yazısında şöyle diyordu: “Aslında Sarrazin’in tezlerinin içeriği üzerinde tartışmak isterdim; ahlaki boyutu hakkında değil. (…) Oysa şimdi ırkçılık ve popülizm gibi kavramlar kullanılarak çoktan sona erdirilmiş olması gereken bir tartışmanın ortamı zehirleniyor.”
Kamu davalarında sıkça devreye sokulan itirafçı konumundaki Kelek, Sarrazin’i neden haklı bulduğuna dair başlıca gerekçesini de şöyle açıyor: “(Sarrazin) Eğitim düzeyinin düşmesinin bir nedeninin, entellektüel farklılıklarda yattığını keşfediyor. Pisa Araştırması’ndan hareketle, bu düşüşün belirleyici nedeninin okullara ayrılan kaynak yetersizliğinin olmadığını, nitel ve kültürel nedenlerin bu gelişmeyi belirlediğini kanıtlıyor. (…) Sağlıklı düşünen her mantıklı insan şunu görecektir: Anadolu veya Mısır halkları gibi etnisitelerin okuma-yazma öğrenmeleri, Osmanlı döneminde yüzlerce yıl engellenmiştir ve bu topluluklarda bugün hala kız çocuklarının okumasına izin verilmez. Bu insanlar atalarından kalıtım yoluyla, Johann Sebastian Bach’ın torunlarından farklı yetenekler elde etmez mi?”
Her sorunu göçmenlerin dini inançlarına bağlayan Kelek, çocukların eğitimdeki başarısının sosyal konumlarıyla doğru orantılı olduğunu, diğer bir deyişle ekonomik nedenlerden dolayı etnik kökeninden bağımsız olarak bir işçi çocuğunun üniversiteye gitme şansının, akademisyen çocuğuna göre dört kat düşük olduğunu belgeleyen Pisa Raporu’nu bu şekilde tersyüz ederek, Sarrazin’in “göçmenler daha aptaldır” tezine destek çıkıyor. Sarrazin’in bu tezi, kitabında önemli yer tutuyor ve sosyal darvinist tespitlerinin temelini oluşturuyor. Sarrazin şöyle diyor: “Göçmenlerde, özellikle eğitim düzeyi düşük göçmen gruplarının, yani özellikle Türkiye, Ortadoğu ve Afrika’dan gelenlerin çok çocuk yaptıklarını göstermiştik. (…) Hiç ya da yeterince çalışma yaşamına entegre olmamış kadınlarda, çocuk sahibi olma ya da çocuk sayılarını artırma eğilimi güçlüdür. Ancak zeka yüzde 50-80 oranları arasında kalıtsaldır. Bu yüzden değişik katmanlar arasında farklılıklar gösteren çoğalma anlayışları, maalesef toplumun kalıtsal zeka potansiyelini kesintisiz olarak zayıflatmaktadır.” Bu sözde bilimsellik kılıfına büründürülmüş ifadeyi sadeleştirecek olursak, Sarrazin’in iddiası daha kolay anlaşılır oluyor: Alt katmanlara ait Türkiye kökenli ve diğer müslüman göçmenlerin zeka düzeyi düşüktür ve sayıları arttığı için toplumun aptallaşmasına neden olurlar.
Zeka düzeyinin kalıtım yoluyla yeni kuşaklara aktarıldığı safsatasını bilimsel bir tespit olarak sunan Sarrazin’in, göçmen çocuklarının yüzde 17’sinin bir okul diploması almamış, yüzde 40’ının meslek eğitimi yapmamış olmasını kalıtımla açıklıyor. Onlara göre ne kapitalist sistemin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş ve emekçi çocuklarına eğitimde fırsat eşitliği sunmayan, kısıtlamalar ve özelleştirmeler sonucu eğitimi giderek bir hak olmaktan çıkarıp paralı hale getiren politikaların bir suçu var, ne de eğitimde göçmen çocuklarına ek zorluklar çıkaran ayrımcı uygulamaların. Kelek de, buna dini inanç faktörünü ekleyerek, “dedenizin dedesi Osmanlı topraklarında yaşadıysa aptallıktan kurtulmanız mümkün değil” diyor.
Darwin’in, en güçlünün doğal ayıklanmadan galip çıkması şeklinde özetlenebilecek temel kuramının sosyal alana uyarlanmasıyla ortaya çıkan sosyal darvincilik, Sarrazin’in tezlerinde bir kez daha güncel yaşama uyarlanıyor. İlk ortaya çıktığı dönemde kapitalizmin haklılığını kanıtlamanın, kapitalist sistemde ortaya çıkan sınıflar arasındaki farklılıkların ve emperyalist savaşların haklı gösterilmesinin aracı yapılmaya çalışılmış olan sosyal darvinist düşünceler bir kez daha piyasaya sürülüyor. Yüksek zekası sayesinde üst katmanlarda yerini almış burjuvazinin bu konumunu hakettiği ve işçinin yoksulluk ve sefaletin hüküm sürdüğü alt katmanlardan kurtulamayacağı iddiasını günümüze uyarlayan Sarrazin, sadece göçmenlerin düşük zeka düzeyleri nedeniyle çalışma yaşamına entegrasyonu sağlayamamasından, eğitimde başarısız olmasından, sosyal devleti istismar etmesinden ve fazla suç işlemesinden şikayetçi değil. Alman toplumunun zeka düzeyinin aptal göçmenler ve diğer alt katman unsurları nedeniyle daha fazla gerilemesini engellemek için somut öneriler getiriyor. Zeka potansiyeli taşıyan üst katman mensuplarının çoğalmalarını teşvik etmeyi öneren Sarrazin, “çoğalmaları sosyoekonomik kalitenin artmasına yol açacak kesimler” için doğum başına 50.000 euro teşvik primi verilmesini istiyor. Bu niteliğe sahip olmayan göçmenlerin ve diğer alt katman unsurlarının bu primden yararlanmalarını engellemenin gerekli olduğunun altını kalın çizgilerle çizmeyi de ihmal etmiyor.
Üyesi olduğu ve üst düzeylerde görev aldığı SPD’den ihraç edilmesi, Merkez Bankası yöneticiliğinden alınması ekseninde sürdürülen tartışmanın nasıl sonuçlanacağı belli değil. NPD ve Pro Deutschland gibi ırkçı partilerden gelen yönetici olma önerilerini kabul edip etmeyeceği ve SPD’den ihracı durumunda yeni bir parti kurup kurmayacağı da meçhul. Ancak bilinen birşey var ki; o da Sarrazin’in ırkçı kışkırtmalarının sonuçsuz ve etkisiz kalmayacağı.
Sarrazin’in kitabının yayınlandığı günün ertesinde, Doğu eyaletlerinde faaliyet sürdüren sosyal yardım kuruluşu Volkssolidarität, 2010 Sosyal Raporu’nu açıkladı. Buna göre halkın üçte ikisinden fazlası, Almanya’da fazla yabancı yaşadığını ve sayılarının azaltılması gerektiğini düşünüyor. Her üç kişiden biri de, yabancıların Alman halkının sırtından geçindiğine inanıyor. Sarrazin ve ona çanak tutan medya ile Kelek gibi “bilim dünyasının temsilcileri”nin bu kışkırtmalarla önyargıları derinleştirmeyi hedefledikleri, farklı etnik köken ve dini inançlardan emekçileri bölerek yoksulluğa, işsizliğe, hak gasplarına ve savaşlara karşı ortak mücadelelerini engellemeye çalıştıkları açık. Mali sermaye sisteminin tüm dünyadaki işçileri ve emekçi halkları kasıp kavurmasının baş aktörlerinden biri olan Alman Merkez Bankası’nın yönetiminde yer alan bir kişi olan Sarrazin’in kitabında yer alan ve öncesinde de defalarca dile getirdiği bu düşünceler de bu nedenle şaşırtmıyor.

Mehmet Çallı

IRKÇI PROVAKASYONA DUR DİYELİM!

Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyesi Thilo Sarrazin, ırkçı ve ayrımcı görüşleriyle toplumu zehirleme çabasına tam gaz devam ediyor. Son yıllarda insanların etnik ve dini köken farkları konusunda yaratılan önyargılardan; resmi makamların ya da çeşitli partilerin ayrımcılığı besleyen ve toplumda korkuları büyüten politikalarından  güç alan Sarrazin bu provakasyonla etnik ve dini bölünmeden çıkar sağlamaya çalışan çevrelerin ekmeğine yağ sürüyor.
Yani Sarrazin’in arsızca giriştiği bu kışkırtıcılıkta yalnız değildir. Bugün yaptığı ilkel ve sivri açıklamalarla öne çıksa da, yıllardır ırkçılığa çanak tutanlar, etnik ve dini hassasiyetleri politik malzeme olarak kullananlar da en az Sarrazin kadar suçludurlar.
Yani Sarrazin kadar Sarrazin gibi kışkırtıcıların ortaya çıkmasına zemin hazırlayanlar da sorumludur ve tepkiyi haketmektedirler.
Sarrazin’in düşünce ve görüşleri basit bir ayrımcılık-milliyetçilik değildir ve sadece Müslüman kökenli göçmenleri hedeflememektedir. Onun asıl hedef aldığı, aşağılayıp hakaret ettiği kesim Türk ya da Alman, Hıristiyan ya da Müslüman bütün işçi ve emekçiler, emeğiyle geçinmeye çalışan yoksul halktır. Yoksulların zeka seviyesinin düşük olduğunu; ve “yoksulların daha fazla çocuk yaptığı için Almanya’nın giderek aptallaştığını” savunan Sarrazin, “göçmenlerin de çoğunlukla işçi-emekçi, yoksul ve dolayısıyla “işe yaramaz aptallar olduğu için” ülkeye girişlerinin sınırlanmasını istemektedir!
Bu yüzden Sarrazin’in ilkel ve densiz açıklamaları sadece göçmenleri ve Türkleri ya da Müslümanları ilgilendirmiyor; o mensubu olduğu zenginlerin, üst tabakanın ve kapitalistlerin köpekliğini yaparak bu ülkedeki her ulustan, her inançtan emekçiye saldırıyor.
Evet birçok kurum kuruluş ve siyasi çevre Sarrazin’e tepki gösteriyor. Ama Merkez Bankası yöneticiliği yapan, yıllarca Berlin Eyaleti’nde Maliye Bakanı olarak görev yapan birinin yaklaşık bir yıldan beri, bu denli ilkel ve aşağılık açıklamalarına gösterilen tepkinin yeterli olduğu söylenebilir mi? “Göçmen dostu” imajını çok seven SPD’nin Sarrazin’le yollarını ayırma konusundaki cesaretsizliği basit bir hata olarak açıklanabilir mi? Merkez Bankası gibi önemli bir kamu kurumunda hala görev yapmaya devam edebilmesi, “düşünce özgürlüğü” sınırları içinde değerlendirilebilir mi? Elbette hayır!
Etnik ve dini farklılıkların bilinçli bir politika ile toplumun gündemine taşınıp, yerli ve göçmen halk arasındaki önyargı ve korkuların büyütüldüğü günümüzde, DİDF olarak, hangi etnik ve dini kökenden olursa olsun ortak yaşamı güçlendirecek somut adımların atılmasının büyük önem taşıdığı görüşündeyiz. Demokratik kuruluşların, sendikaların çabasıyla ve işyerlerinde okullarda semtlerde birliği güçlendirecek girişimler olmadan ırkçılığı geriletmek mümkün olmayacaktır. Ayrıca hükümetin göçmenleri problemli, potansiyel suçlu gibi görüp uyum adına uyumsuzluğu ve önyargıları daha da arttıran yasa ve uygulamaları iptal edilmeden Sarrazin gibi ırkçıların arkası kesilmeyecektir.
Sarrazin’in şahsında ortaya konan ırkçılığa ve kışkırtıcılığa yönelik tepkilerin bunlarla birleştirilmesinin önemine dikkat çekerek, Sarrazin’in bir kamu kuruluşu olan Merkez Bankası’ndaki görevine son verilmesini talep ediyoruz. SPD yönetimi hala ikiyüzlülük yapmaya devam etmek istemiyorsa, Sarrazin’i partilerinden çıkarmalıdır!
DİDF (Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: