Türkiye’nin kaderi gümrük kapılarından belirlenebilir mi?


Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenler ile Türkiye’deki siyaset arasındaki ilişki yıllardır değişik vesilelerle farklı biçimlerde tartışılıyor. Her seçim ya da referandum öncesinde Türkiye kökenli göçmenlerin oy kullanıp kullanmayacağı, kullanması durumunda etkisinin ne olacağı hep tartışıldı, tartışılmaya da devam edilecek gibi görülüyor. Ancak neredeyse yarım yüzyıldır Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenler üzerinden yapılan “oy hesaplamaları” önemli bir çelişkiye de içinde barındırıyor.

TEMSİLİ DEMOKRASİ DIŞINA İTİLENLER
Avrupa ülkelerinde yaşayan, seçme ve seçilme hakkında sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Türkiye’deki “temsili demokrasi”de kendilerini nasıl ifade edecekleri ya da ne kadar ifade etmeleri gerektiği üzerinden yapılan tartışmalar, verilen vaatler bugüne kadar somut bir çözüm getirebilmiş değil. Sürece katılma bakımından ilk yıllardan itibaren hayata geçirilen gümrük kapılarında oy kullanmanın yerine başka bir model geliştirilmedi, geliştirilmek de istenmedi. Ve milyonlarca insan yurttaşlığın ve temsili demokrasinin temel prensiplerinden biri olan seçme hakkından mahrum bırakıldı. İşbaşına gelen pek çok hükümet oyların konsolosluklarda ya da mektupla kullanılması temelinde vaatlerde bulundu, kimi küçük girişimlerde bulunuldu. Hatta; AKP Hükümeti mektupla oy kullanmayı yasallaştırmak için gerekli yasayı da meclisten çıkardı, ancak Anayasa Mahkemesi bunu iptal ederek, gümrük kapılarında oy kullanmanın adeta “değiştirilemez bir uygulama” olduğuna karar verdi.
Yarım yüzyıllık göç tarihi içinde Türkiye’nin kaderinin Avrupa’dan belirlenmesi gerektiği ya da belirlenmek istendiği dönemler çok oldu. Ve şu bir gerçektir ki, Avrupa ülkelerinde kalıcı olarak yaşadığı, hatta bu ülkelerin vatandaşı oldukları halde hala azımsanmayacak sayıda Türkiye kökenlinin siyasi görüş ve tercihlerinde Türkiye merkezli partilerin ciddi etkileri sözkonusudur. Ancak burada doğup büyüyen genç kuşaklar başta olmak üzere sayıları giderek artan Türkiye kökenlinin, artık yaşadığı ülkenin gündem, konu ve siyasal atmosferine göre bir siyasi şekillenme içinde olduğu görülmektedir. Ki bu değişim göç sürecinin doğal ve kaçınılmaz seyrinin bir parçasıdır.

ŞİMDİ NE KADAR ANLAMLI?
Türkiye’deki siyasi hayata dahil olma eğilimi, belki göçün ilk yıllarından başlayarak 1980 sonrası döneme kadar anlaşılabilir. Çünkü Türkiye ile olan bağlar, buraya kalıcı olarak yerleşme konusundaki çelişkiler daha farklı düzeyde idi. Ancak; Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenlilerin kalıcılaşması, önemli bir bölümün yaşadığı ülkenin vatandaşı olması ve buradaki siyasi hayatın bir parçası olma eğiliminin belirginlik kazandığı günümüzde aynı düşünceyle hareket etmek ne kadar doğru olur?
İstisnasız Almanya’da faaliyet sürdüren Türkiye kökenli örgüt ve kurumların tümü, günümüzde Türkiye kökenlilerin yaşadıkları ülkelerde kalıcı hale geldiklerinden hareket ederek kendisini konumlandırmaya çalışıyor.
Ama bu söylemin, özümsenerek benimsenmiş bir olgudan öte, hayatın gerçekleri karşısında kabullenilmiş bir ifadeden öteye gitmediği her seçim ve referandum öncesinde kendisini biraz daha açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor.
Çünkü her seçim ve referandum öncesinde yeniden “Türkiye’nin kaderinin Avrupa’dan belirlenmesi” gerektiği yönündeki düşünceler, çağrılar, kampanyalar, uçak seferleri yeniden başlıyor.

12 EYLÜL SEFERBERLİĞİ!
12 Eylül’de yapılacak Anayasa referandumu öncesinde Türkiye kökenlilerin kurduğu örgütler ve belli başlı basın organları göçmenlerinin dikkatini Türkiye çekmek, gümrük kapılarında oy kullanmalarını teşvik etmek için ne gerekiyorsa yapıyor. Bir genel seçim havasına dönüştürülen referandumun tatil sonrasında denk getirilmesi, tatile gidip gelen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı göçmenlerin bir bölümünün oy kullanmasına da vesile oldu.
Hükümete yakın dernekler ve cemaatler, sandıktan “Evet” oyunun çıkması için adeta seferber olmuş durumda. Bunu hem de “Türkiye önemli bir eşikte, bizim de katkımız olmalı” propagandasıyla yapıyorlar. Yazılanlara ve söylenenlere bakıldığında referanduma yüklenen misyon, normal bir anayasa değişikliğinden çok “rejim değişikliği” şeklinde. Bunu en çok da son yılların en yükselen cemaati, F. Gülen çevresi yapıyor. Zaman Gazetesi’nin Avrupa sayfaları her gün Avrupa’dan “Evet”e verilen destek haberleriyle dolu.
Hatta gazetenin Dortmund temsilciliği tarafından “evet” için Ankara’ya üç uçak seferi düzenleneceği de duyuruldu. Yani cemaatin 12 Eylül’e kadar tek gündemi var: Anayasa değişikliği.
F. Gülen’in “Keşke mümkün olsa ölüler de kalkıp oy kullansa” şeklindeki çağrısından yola çıkan bu çevre aslında uzunca bir süre özellikle Almanya’da “kalıcılaşma” gerçeğini dikkate alarak davranıyordu. Bunun gerçek misyonlarını gizlemek için bir söylem olarak öne çıkarıldığı şimdi çok daha iyi anlaşılmış bulunuyor.
Aynı şekilde hükümet çizgisindeki pek çok dernek ve camii de aynı yönde kampanya sürdürüyor.

YAŞAMADIĞIMIZ ÜLKENİN KADERİNİ BİZİM BELİRLEMEMİZ NE KADAR DOĞRU?
Türkiye ile Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler maddi-manevi güçlü bağların olduğu açık bir gerçektir. Keza; Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin Türkiye’de olup bitenleri yakından izlediği, tavır aldığı, kızdığı, öfkelendiği, sevindiği, üzüldüğü de biliniyor.
Ama bugün herkesin şu soruyu açık yüreklikle kendisine sorması ve samimi bir yanıt vermesinin tam zamanıdır.
Bu kadar yakın sıcak bir bağa rağmen, kendimizi artık Almanya’nın bir parçası olarak gördüğümüz; kendimizin, çocuklarımızın, torunlarımızın ülkesinin burası olduğunu kabul ediyorsak, siyasi hayatımızı bu ülkede mi oluşturacağız yoksa olay ve gelişmelerinin içinde olmadığımız Türkiye’ye mi endeksleyeceğiz?
Bir an durup 12 Eylül akşamı sandıktan çıkabilecek sonuçları gözümüzün önüne getirelim: “Evet” ya da “Hayır” oyları çok az farkla önde. Bu farkı da gümrük kapılarında kullanılan oylar belirlemiş.
Yani 70 milyonluk ülkenin bundan sonra nasıl bir rotada gideceğini yurtdışında yaşayan bir kaç onbin ya da 100 bin oy belirlemiş.
Bu tablo ne kadar
anlamlidir?
Dünyanın birçok ülkesi gibi ve doğal olarak onlardan daha fazla Türkiye’deki olan bitenlere ilgi duymak, siyasi ya da duygusal olarak etkilenmek elbette doğaldır. Gerektiği durumlarda bu gelişme ve olaylar karşısında elbette burada yaşayanlar olarak da görüş ve tepkilerimizi ortaya koyabiliriz, koymalıyız. Ama siyasi hayata katılım konusunda adres bellidir; yaşadığımız topraklardır. Almanya’da göçmenlerin demokratik hakları konusundaki sorunlar ise buna bir engel değil, tersine daha aktif olmayı gerektiren bir konudur.

YÜCEL ÖZDEMİR

Gümrüklerde referanduma ilgi az

Türkiye’de 28 ayrı gümrük kapısında yerleştirilen sandıklarda “gurbetçiler” oylarını kullanıyor. 3 Ağustos’tan itibaren Ağustos’un üçüncü haftasında kadar 65 bin kişinin oy kullandığı duyuruldu. Yetkililer 12 Eylül akşamına kadar gümrük kapılarında 200 binin üzerinden oyun kullanılacağını tahmin ediyor. 22 Temmuz 2007’deki genel seçimler sırasında gümrük kapılarında toplam 228 bin kişi oyunu kullanmıştı. Rakamın yüksek olmasında seçimlerin yaz tatili dönemine denk düşmesi önemli ölçüde rol oynadı.
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini içeren referandumda ise kullanılan oy sayısı ancak 25 bin olmuştu. Kullanılan oyların 18 bini “Evet” olmuştu. (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: