Yoksul köylülerin yazarı

İgnazio Silone’nin yazı serüveni üç mektupla başlar. Bunların edebiyatla hiç bir ilişkisi yoktur. 1915 yılında Silone daha on dört yaşında iken Abruz bölgesinde köyleri ve şehirleri yerle bir eden depremde annesinin de aralarında bulunduğu otuz bin kişi hayatını kaybeder. Silone, yardımlara el koyan memurlar ve şirketlerin gerçek yüzlerini açığa çıkaran üç mektubu kaleme alır ve sosyalist dergi Avanti’ye gönderir. Mektuplar yayınlanır ve köylüler arasında büyük bir ilgi görür. Bu durum genç Silone’yi etkiler ve yazı ile bir şeyleri değiştireceğinin farkına varır.
Daha küçük yaşta iki kardeşini ve babasını kaybeden Silone, okulu bırakmak zorunda kalır ve çalışmak için Roma’ya gider. Burada Sosyalist Gençlik örgütü ile tanışan Silone, buraya üye olur ve kısa bir süre sonra gençlik örgütünün sekreteri seçilir.
Faşistler iktidara geliyor
Avrupa’da dört yıldır süren savaş her yerde olduğu gibi İtalya’da da ezilenler arasında öfke uyandırırken Ekim Devrimi, emekçiler arasında büyük coşku yaratır. Sosyalist Parti iki yıl içinde üye sayısını on kat arttırır. 1921 yılında toplanan 17. Kongre’de parti bölünür ve Silone, Gramsci ve Togliatti’nin başını çektiği Komünist Partisi ile birlikte hareket eder. Haziran 1921 yılında Moskova’da yapılan III. Enternasyonal toplantısına delege olarak katılan genç Silone Lenin’i görmekten büyük coşku duyar. Solun bölünmesinden yararlanan faşistler, Mossollini önderliğinde giderek güçlenirler ve Ekim 1922 de hükümete gelirler. Bir çok yerde faşistler muhaliflere saldırırlar. Bütün partileri yasaklayıp basın özgürlüğünü kaldırırlar. Grevler yasaklanır ve sendikalar faşistler tarafından kontrol edilmeye başlanır. Önceden hazırlıklarını yapan Komünist Parti, illegal olarak faaliyetlerini sürdürür.
Lavoratore dergisinde yazan Silone, 1922 yılında tutuklanır. Kısa bir süre sonra bırakılır ama faşistler onu kara listeye alırlar. Parti, sağlık sorunlarından dolayı Silone’nin bir daha tutuklanıp işkence görmesini ve uzun yıllar cezaevinde kalmasını istemez ve onu yurt dışına göndermeye karar verir.
İlk sürgünlük yillari
1923 yılının başında sonradan evleneceği kız arkadaşı Gabriella Seidenfeld birlikte ilkin İspanya’ya gider. Burada Humanite gazetesi için muhabirlik yapar, siyasi çalışmalara devam eder ve bu polisin dikkatini çeker. Polis kız arkadaşı ile birlikte Silone’yi tutuklar. Cezaevinde bir profesörün yardımı ile revirde bir yer bulur ve kitaplara gömülür. Daha sonra bugünleri şöyle hatırlar: “Zaman ve mekan duygusunu kaybetmiştim. Ben kitapları (Karamazov Kardeşleri ve Budala) okuduğumda hücrenin dar duvarları yok oluyordu. Ne harika günlerdi…”
İspanya polisi İtalya’ya zorla göndermek ister ama gidecek gemi kaçırılır ve Silone serbest bırakılır. Yeniden faaliyet yüreten yazar bir kez daha tutuklanır ve yurtdışı edilmek istenirken polislerin elinden kaçar ve Fransa’ya gider. Burada da mücadele eder ve İtalya göçmenleri için çıkan La Riscossa gazetesinde redaktör olarak çalışır. Faaliyetleri Fransız polisinin de dikkatini çeker ve 1925 yılının başında tutuklanıp İtalya’ya gönderilir.
Bütün tehlikelere rağmen politik mücadelesine geri dönen Silone, basın ve propaganda bölümünde görev alır ve illegal olarak çalışmaya başlar. Parti içinde baş gösteren ayrılıkta Gramsci’nin yanında yer alır.
Ne yapmali?
Fontamara, Silone’nin en tanınan romanıdır. Roman, Güney İtalya’daki Marsika bölgesinde çok fakir, geri kalmış bir köyde olup bitenleri konu edinir. Köylülerin yani Cafone’lerin (ırgatlar) toprakları verimsiz ve taşlıktır. Bundan dolayı köy dışında gündelikçi olarak çalışırlar. Zaten çok zor iş bulan köylüleri bu kez hükümetin çıkarmış olduğu zorunlu vesika izni tehdit eder. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bu kez büyük toprak sahipleri zaten çok az olan köyün suyunu kesmek isterler. Köylüler bunu engellemek için bir takım girişimlerde bulunurlar ama bir sonuç elde edemezler. Köylülerin doğal önder olarak gördükleri güçlü, kuvvetli Berardo da çözümü Roma’ya gitmekte bulur. Ama Berardo orada da sistemin çeşitli oyunları ile karşılaşır ve tam ne yapacağını bilmezken daha önce köyde kendilerini hükümetin çeşitli oyunlarına karşı uyaran sosyalist bir gençle karşılaşır. Bir kahvede konuşurlarken gence ait olan bir çok bildiri ile birlikte yakalanırlar ve cezaevine konulurlar. Hücrede, genç buna Ekim Devrimi’ni ve kurtuluştan sözeder. Berardo bundan çok etkilenir ve genci kurtarmak için bildirilerin kendisine ait olduğunu söyler. Yoğun işkence görür ve öldürülür. Sağlığında köylüleri bir türlü nasıl bir araya getireceğini bilemeyen Berardo ölümü ile bunu başarır. Köylüler birlik olurlar ve ”Ne Yapalım” adlı bir dergi çıkarmakla işe başlarlar ve roman bu soruyla sona erer.
Kitap yayınlandıktan sonra büyük bir yankı uyandırır ve kısa bir süre içinde yirmi iki dile çevrilir. Türkçeye 1943 yılında Sabahattin Ali tarafından çevrilen kitap, gençlik arasında büyük ilgi ile karşılanır.
Yazarın diğer önemli bir romanı da Ekmek ve Şarap adlı romanıdır. Bu romanda yazar aranan partili bir militanın İtalya’ya tekrar dönüşünü ve onun etrafında gelişen olayları anlatır. Yazar bu romanda partili mücadelenin ve dayanışmayı temel konu olarak seçer.
Yazarın kitapları İtalya’da ancak yıllar sonra yayınlanır. Bu romanın devamı olan Kar Altındaki Tohum adlı romanında ve daha sonra yazdığı romanlarında ise daha çok mistik bir çizgi izler. Bu da yazarın sosyalist düşüncelerden uzaklaşması ile ilgilidir.
Silone İtalya edebiyatında ilk kez köylüleri oldukları gibi anlattığını söyler: “Roman kişileri ile konuşuyormuş gibi canlılar. Sanırım İtalya edebiyatında etten ve kemikten görünen ilk köylülerdir.”
1944 yılında tekrar İtalya’ya dönen Silone yeniden politik faaliyet yürütür ve solun birliği yönünde çaba harcar. Daha sonra kendini tamamen edebiyata veren yazar 22 Ağustos 1978 de ölür.

Mehmet Salim

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: