Antidemokratik grev yasası

Veit Wilhelmy*
Issız şantiyeler, bomboş fabrikalar, gittikçe artan işsizlik… Emekçiler açısından böyle bir tablo olmasına rağmen Almanya’da yalnızca TİS dönemlerinde grev yapılabiliyor. O da ücret, iş koşulları ve çalışma süreleri için… Politik grev konusu partiler, kurumlar, medya ve kamuoyu tarafından tabu olarak görülüyor ve gündeme getirilmiyor. Sendikalar da bu konuyu görünmeyecek yerlere saklıyor. Yalnızca Die Linke (Sol Parti) açısından bu temel insani hak bir anlam taşıyor. Yoksa hepimiz demokrasi karşıtı mıyız?

Almanya’da demokrasi öncesı koşullar
TİS görüşmelerinde ekonomik ve toplumsal politika giderek daha fazla rol oynuyor. 2004 yılında ücretleri aşağıya çekmek için halkın çoğunluğunun kaşı çıkmasına rağmen HartzYasaları, daha sonra da 67 yaşında emeklilik yürürlüğe sokuldu. Sendikaların güçlü ses çıkarmamasının nedenlerinden biri de anti demokratik dönemden kalan ve 1950’li yıllarda kararlaştırılan “politik grevi yasa dışı gören” mahkeme kararı.
İşçi hareketi, Weimar Cumhuriyeti’nde grev hakkı için mücadele ederken politik talepler de ileri sürdü.  Politik grev hakkı, daha ileriki yıllarda ne yazık ki mahkeme kararıyla yasaklandı. Yasaklanma nedeni 1952 yılında İşyeri Teşkilat Yasası ile ilgili parlamento görüşmeleri sırasında yapılan 24 saatlik grevdi. Matbaacılar ve Gazeteciler Sendikası’nın (IG Druck und Papier) çağrısı üzerine yapılan ve 30 bin işçinin katıldığı grevin ardından 21 basımevi sendikalara karşı tazminat talebiyle dava açtı. Aslında tazminat sadece görüntüdeydi, bu dava sayesinde grev hakkı minimum düzeye indirildi ve hakimler de sermayenin uşağı haline geldiklerini gözler önüne serdiler.  Federal İş Mahkemesi’nin o dönem başkanı olan Hans Carl Nipperday, Naziler döneminde de hukukçuluk yapmış tescilli biriydi. Buna rağmen hala Köln’de adının verildiği bir sokak olan Nipperday, çalışma yaşamına ve sermayenin aleyhine bir müdahale olduğunu iddia ederek politik grevin yasalara aykırı olduğu kararını almıştı. Böylece resmen işletmelerin karlarının işçilerin hakları ve halkın çoğunluğunun şimdilerde ölüm kalım savaşımına dönüşmüş olan toplumsal ihtiyaçları için sürdürdükleri mücadeleden öncelikli olduğu ilan edilmiş oluyordu.
Ancak yasalarda ‘politik grev yasaktır’ diye bir madde yok. 1952’lerdeki hakim kararı, Federal Anayasa’ya,  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Dünya Çalışma Örgütü sözleşmelerinde garanti altına alınan toplanma ve düşünce özgürlüğüne ters düşmesine rağmen hala geçerli. Almanya’daki 16 eyaletin yedisinin yerel anayasasında grev hakkı garanti edilmesine rağmen hala politik grev yasağından söz ediliyor. Federal Anayasa’da politik grev hakkı konusunda tam bir açıklık olmaması politik grev hakkının yasak olduğu şeklinde yorumlanıyor, bu yanlış. Çoktan modası geçmiş bu yasak konusunda Anayasa Mahkemesi’ne başvurulsa politik grev hakkı elde edilebilir.

Sendikalar dişlerini göstermeli
1998 yılından bu yana Avrupa Komisyonu, politik kararlarla ilgili iş bırakmaların sınırlanamayacağı, bu konuda insan hakları ihlali yapıldığı gerekçesiyle Almanya’yı uyarıyor. Politik çevrelerse bu uyarıları duymazlıktan geliyor, medya söz etmiyor ve sendikalar da adım atmakta çekinik davranıyor. Sendikalar, çoktan devre dışı bırakılmış olan  ‘sosyal partnerlik’ in ardına gizlenerek kendilerini devlet düzeninden sorumlu görüyorlar, istikrarı bozmamak adına sessiz duruyorlar. Ayrıca Alman sendikaları sosyal demokrat yapıda olduklarından SPD’ye karşı çıkmaları çok zor. Bu durum Ajanda 2010’un yürürlüğe sokulması, Hartz Yasaları ve 67 yaşında emeklilik konusundaki çekiniklikte de açıkça ortaya çıktı. Sendikalarda yaygın olan politik grev hakkının elde edilmesiyle grev kararı alan tek kurum olmaktan çıkacakları korkusu da yersiz. Politik grev elde edilmesiyle otomatik olarak   grev kararı konusundaki tek kutup olma fonksiyonu kaybedilmeyeceği gibi varsayalım öyle bile olsa mücadeleyi geliştirecek olduğu için politik grev hakkının tercih edilmesi gerekir. Bu hak, TİS’lerle de garanti altına alınabilir. Örneğin ver.di içindeki matbaacıların  sözleşmelerinde politik grev hakkı garanti edilmiştir. Kısacası sendikaların politik grev hakkı talebi için mücadeleyi yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır diye ertelemeleri manasızdır.

İnsan haklari ihlal ediliyor
Almanya, dünyada en az grev yapılan ülkeler arasında yer alıyor. Dünyadaki totaliter rejimler dışında en saldırgan ve en gerici grev yasaları Almanya’da. Başbakan Merkel ve diğer yetkililer tüm dünyayı dolaşarak başka ülkelerdeki insan hakları ihlallerini mahkum ediyorlar. Önce kendi kapılarının önünü süpürsünler: Almanya’da politik grev hakkının olmaması bir insan hakları ihlalidir. Avrupa’da Avusturya, İngiltere, Almanya dışında tüm ülkelerde politik eylem ve grev hakkı ya serbesttir veya yasalarla garanti altına alınmış durumdadır.  İşçi örgütleri, 67 yaşında emeklilik ve Hartz Yasaları gibi emekçilere yönelik hak gasplarına karşı grev yapabilmelidirler. Politik grev hakkının sendikaların gündemine girmesinin zamanı çoktan geldi. IG Metall, ver.di, IG Bau ve diğer DGB sendikaları yıllar önce politik grev hakkı içerikli kararlar almışlardı. Sıra politik grev hakkının elde edilmesi için harekete geçmeye geldi. Sendikalar, bu konuyu kamuoyu önünde tartışacak ve elde etmek için mücadele edecek cesareti göstermeliler.

* IG BAU, Gewerkschaftssekretär in Wiesbaden

Temel haklar için mücadele etmek gerekir

Patronlar ve bazı politikacılar çalışma koşulları için yapılan grevleri bile hukuki nedenlerle yasaklamaya kalkışıyorlar. Bu nedenle ‚normal’ grev hakkı, politik grev hakkıyla genişletilerek savunulmak zorundadır. Sendikalar, politik grev hakkının elde edilmesinin yeni üyeler kazanma ve üyelerini politikleştirerek istifaları engelleme konusunda çok önemli olduğunu kavramalılar. Artık daha radikal ve politik olmak zorundalar.
TİS politikası şimdilerde giderek artan şekilde neoliberal politikanın tamirhanesine dönüştü. ‚Normal’ TİS politikasıyla politik olarak yol açılan kötüleştirmeler telafi edilemez hale geldi. DGB Başkanı Michael Sommer, sürekli olarak 67 yaşında emekliliğin iptali için mücadele edeceklerini söylüyor. Haftasonlarında yapılan kırmızı düdüklü eylemler veya iş sonrası düzenlenen toplantılarla emeklilik yaşının düşürülmesi imkansızdır.
İtalya, Fransa, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve bir çok ülkede geçen yıllarda emeklilik reformu, tasarruf paketi veya işten atmanın kolaylaştırılmasına karşı genel grevler yapıldı. Birçok ülkede normal olan bu hak, temel haklarını kullanmak istiyor. Halkın yüzde 80’i toplumsal politikada temel değişiklik yapılmasından yana.  Toplumsal piyasa ekonomisi masalına artık kimse inanmıyor. Bize demokrasi diye yutturmaya çalışılanın bir avuç zenginin iktidarına dönüştüğü açıkça görülüyor. Alman işçi sınıfının kitlesel grev yapabilecek güçte olduğunu 1918- 1923 yılları arasındaki mücadeleler açıkca göstermiştir.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: