Fransa’da hak mücadelesi

Fransa’da son bir yıldır hararetli bir çekişme ve tartışmaya neden olan emeklilik yaşı konusunda artık sona gelinmiş bulunuluyor. Tartışmalar, görüşmeler, toplantılar, pazarlıklar bitti, sıra mecliste yasayı çıkarmaya geldi.
Normal zamanda olsa, artık bu aşamadan sonra fazla bir beklentiye girmek yersiz olur. Güç ilişkisi bu sürece gelinceye kadar nasıl oluştuysa, sonuç da ona uygun olur. Zaten hükümet cephesi ve hizmetindeki basın yayın araçlarından sürekli olarak bir noktaya vurgu yapılıyor : “Fransızlar her ne kadar memnun olmasalar da, emeklilik reformunun gerekli olduğunu biliyorlar, grev ve gösteriyle bir şey kazanılamayacağını anladılar”!

“MÜCADELEYLE HAK     ALINMAZ!”
“Mücadele edilerek hak alınamayacağı” türünden görüşler sermaye sahiplerinin topluma vermeye çalıştıkları önemli mesajlardan biri olmuştur hep. Zira eğer bu görüş toplumda gerçekten egemen kılınabilirse, yönetenlerin işi daha da kolaylaşacaktır. Fransa, bilindiği gibi yönetilmesi zor ülkelerden birisidir. Fransız işçi ve emekçileri son on yıllarda birçok kez hareketin öncülüğünü yaptıkları gibi, önceki kuşakların zorlu kavgalarla kazandıklarına sahip de çıkmışlardır. En zor zamanlarda başka ülkelerin emekçilerine bile örnek teşkil edebilecek bir direnme eğilimi içerisinde olmuşlardır.

SOSYALİST PARTİ’DEN YARIM MUHALEFET
Şimdi emeklilik sorunu, bütün bu büyük kutuplaşmanın odak noktası haline gelmiş durumda. Bu konu üzerine yapılan tartışmalar, aslında nasıl bir toplumda yaşanmak istendiğini de ortaya koymaktadır. Zaten hükümeti oluşturan sağcı sermaye partileri ile muhalefetteki Sosyalist Parti’nin çok ciddi bir şekilde karşı karşıya gelemiyor olmalarının asıl sebebi de budur.
Daha doğrusu toplumun emekçi kesimlerinde hükümetin sermaye yanlısı tutumuna ve adaletsizliğine bu kadar tepki varken, Sosyalist Parti’nin hala yarım ağızla “muhalefet” etmesi nedensiz değildir. O da şudur: “Sosyalist Parti’nin aslında ayrı bir toplum projesi ve hükümet etme anlayışı yoktur. Yarın işbaşına geldiğinde aynı içerikli sermaye diktasını onlar da uygulamak zorunda kalacaklar. Nitekim Sosyalist Parti’nin 2012 cumhurbaşkanlığı seçimleri için en ağır toplarından birisi, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) şimdiki başkanı Dominique Strauss-Kahn’dır. Bu kişi, başında bulunduğu uluslararası sermaye kuruluşu adına dünyanın her tarafına, sosyal hakları kısıtlama, emeklilik hakkını ortadan kaldırma vb. direktifleri verir pozisyondayken, Fransa’ya geri döndüğünde birden bire hidayete erecek değildir herhalde!
Segolene Royal’ın, Fabius’un da farklı bir görüşleri yoktur. Sosyalist Parti Sekreteri Martine Aubry ise, aslında en başta ağzındaki baklayı çıkardı ve emeklilik yaşının 62’ye çıkarılabileceğini söyledi, ama tepkiler karşısında geri adım atmak zorunda kaldı.
Sosyalist Parti’nin ağır toplarına, eğer iktidara gelirlerse, sağcı hükümetin meclisten geçirdiği işçi emekçi düşmanı yasaları geri çekeceklerini söyletme imkanı yoktur mesela. Onlar, sermayenin “pis işlerini” rakip partinin yapmasından adeta gizli bir sevinç duyar konumdalar. Yok değilse, kendileri aynı işleri yapmak ve halk nezninde itibar yitirmek durumunda kalacaklardır.
Şimdi Sosyalist Parti’nin muhalefeti, ciddi samimi bir emekçi savunuculuğundan ziyade, gelecek yıl gündeme gelecek seçimlere yatırım çerçevesinde bir muhalefettir. Ne kadar sertleşeceği ve nereye kadar gidebileceği ise, sokaktaki hareketin nereye kadar gidebileceğine bağlıdır. Eğer işçiler ve sendikaları gerçekten ciddi bir direnme eğilimini devam ettirebilirlerse, Sosyalist Parti de bu eğilimi oya tahvil edecek tarzda, daha “sert” bir muhalefet yapabilir.

SENDİKAL CEPHEDE ‘HASSAS BİRLİK’
Belli başlı işçi ve memur sendikaları, emeklilik tartışmaları başladığından beri birlikte hareket ediyorlar. Uzun bir aradan sonra, hemen tüm sendikalar, ortak bir tutum etrafında birleşmiş görünüyorlar.
Görüntü ve şimdiye kadarki pratik böyle. Ama bunun son derece hassas ve pamuk ipliğine bağlı bir birlik olduğu da biliniyor. Zira, mevcut sendika yönetimlerinin tepesinde burjuva politik akımların uzantısı akımlar hakim bulunuyor. İsyan halindeki tabanın sesini dinleme ve hesaba katma mecburiyeti olmakla birlikte, bağlı olunan politik akımın direktifleri ve eğilimleri de hesaba katılmadan edilemiyor.
Büyük sendika merkezlerinden FO zaten bir süredir, diğer sendikalarla aynı paralelde olmakla birlikte, tek başına hareket ediyor. FO yönetimi haklı olarak, “eğer yasayı gerçekten beğenmiyorsak, geri alınıncaya kadar genel grev yapalım” diyor. Belirli aralıklarla yürüyüş yapılmasının iyi ama yetersiz ve etkisiz bir yol olduğunu, işçileri yormaktan başka bir netice vermediğini söylüyor.

TABANIN BASKISI ZORLUYOR
Çelişkili bir durum, ama FO doğruyu söylüyor. Fransa’da olsun, bütün dünyada olsun, işçi hareketinin en başta gelen sorunu birlik ve istikrar konusudur. Yani her sektörde mücadele var, hareketlilik var. Ama çeşitli sektörlerdeki ve işyerlerindeki hareketi birleştirip genelleştiren bir irade olamadığı için, hareket bölük pörçük kalıyor. İkinci sorun ise, istikrar ve ısrar sorunudur. Bir talebi elde etmek için ısrar, hareketi sonuna kadar götürmede istikrar..
Şimdi, işçi hareketinde genel olarak olumsuz bir rol oynayan FO yönetiminin bu söylediklerinde ne kadar samimi olduğu ayrı bir konudur. Talep elde edilinceye kadar genel grev kararı alınsa, ne kadar bu kararın arkasında durabileceği meçhuldür. Ama söylenen şey doğrudur ve bu doğru olanın hayat bulması için mücadele, mücadeleci işçi ve sendikacıların görevidir.
Öte yandan uzlaşmacı yaklaşımlarıyla ün yapan ve her önemli dönemeçte hükümete destekçilik yapan CFDT Sendikası’nın yönetiminden yine olumsuz sinyaller gelmeye başladı. Sendikanın genel başkanı, hükümetin esas tedbirleri hayata geçirmek için ileri sürdüğü ve üzerinde tartışmaya hazır olduğunu söylediği bazı noktalarda ilerleme sağlanırsa, gerisini kabul etmeye hazır oldukları anlamına gelen ifadeler kullandı.

KAZANMAK MÜMKÜN
Tabi ki hükümet, sendikal cephedeki bu dalgalanmaları yakından takip ediyor ve zamanı geldiğinde değerlendirmekten geri durmayacaktır. Ama 7 Eylül’deki dev gösteriler ve grevler hükümetin bu yönlü çabalarını şimdilik frenlemiş görünüyor.
Ama meclisteki sermaye yanlısı çoğunluk, emekçi halkın feryadına kulak asmayarak bildiğini okumakta ısrarlı görünüyor. Bu inatlaşmadan ne kadar zararla çıkacaklarını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Emeklilik yasası ile ilgili gelişmeler henüz bir sonuca bağlanmış değil. Yasa meclise gelmesine rağmen hala sermayeyi ve meclisteki sözcülerini geriletmek imkansız değil. Yani kazanmak hala mümkün görünüyor.

DENİZ UZTOPAL

EMEKLİLİK REFORMU’NDA NELER VAR?

Yasal emeklilik yaşı 60’dan 62’ye çıkıyor. Bu düzenleme, 1 Temmuz 1951’den önce doğanlar için geçerli olmayacak. Sonra doğanlara ise, her yıl için dört ay eklenerek hesaplanacak.
Prim ödeme süresi artıyor.
Şu anda yürürlükte olan uygulamaya göre, emekli olabilmek için 40.5 sene çalışmış ve prim ödemiş olmak gerekiyor. 2003’de kabul edilen Fillon Yasası’na göre bu süre 2012’de 41 olacaktı. Şimdi bunun kademe kademe arttırılması ve 2020’de 41.5 seneye kadar çıkarılması öngörülüyor.
Tam emekliliği hak edebilmek için yaş haddi 65’den 67’ye çıkıyor. Şu andaki uygulamaya göre, gerekli miktarda prim ödememiş kişiler eğer 65 yaşına kadar çalışırlarsa, kesinti olmadan emeklilik maaşı almaya hak kazanabiliyorlardı. Hükümet şimdiki yasa önerisiyle bunu 67’ye çıkarmak istiyor.
Kamu sektöründe emeklilik kesintileri artacak.
Şimdiye kadar özel sektörde kesinti miktarı yüzde 10.55 iken, kamuda yüzde 7.85 idi. Önümüzdeki on yıl boyunca kamudaki prim oranı da aynı seviyeye çıkarılacak.

2,5 milyon emekçi sokağa çıktı

7 Eylül günü, ülke çapında 220 ayrı bölgede yapılan grev ve eylemlere 2,5 milyondan fazla katılım gerçekleşti. Eylemi düzenleyen sendikalar, hükümetin emeklilik yaşı konusundaki planlarını değiştirene kadar eylemlere devam edeceklerini açıkladılar.
Grev ve gösterilere katılımın önceki eylemlere göre daha fazla olması ülkedeki işçi ve emekçilerin direnme kararlılığını ortaya koyduğu biçiminde değerlendiriliyor.
7 Eylüldeki grevlerin, ulaşımın yanı sıra, hastaneler, postaneler, okullar kamu hizmetleri ile özel sektördeki bazı büyük işletmeleri de önemli ölçüde etkilediği gözlendi. CGT sendikasının verilerine göre, greve giden emekçilerin oranları da 24 Haziran’daki eylemlerden daha yüksek oldu. Greve katuılım kamu sektöründe yüzde 26,76, RATP’de (Paris metrosu ve toplu taşıma) yüzde 22, SNCF’de (Devlet Demiryolları) yüzde 51.8 ve öğretim görevlilerinde de yüzde 29,4 oldu. Kötü çalışma koşullarıyla ünlenen ve yaklaşık 100 bin kişinin çalıştığı France Telecom’da da çalışanların yüzde 30,84’ünün greve gittiği belirtiliyor.

PARİS’TE DEV GÖSTERİ
Fransa’daki eylem dalgasının zirvesi ise Marsilya ve Paris’deki büyük gösteriler oldu. Paris’in en büyük meydanlarından birisi olan Republique Meydanı tıklım tıklım dolarken, CGT sendikasından verilen bilgiye göre Paris’deki 7 Eylül gösterisine yaklaşık 270 bin kişinin katıldı.
Ülkedeki diğer büyük gösterilerse Marsilya (200 bin) ve Bordeaux’da (100 bin) gerçekleşti.
YH PARİS

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: