Holdingzedeler beyazperdede

Holdingzedelerle ilgili film çekmek nereden aklınıza geldi?
Ben dini kurumların marifetlerini teşhir etmeye hep ilgi duydum. Daha önce de değişik belgeseller yaptım. Filme gelince; bundan yaklaşık 5 yıl önceydi. Türkiye ve Almanya’da bu konu oldukça aktüeldi. Mağdurlar toplanıyor, açıklamalar, protestolar yapıyorlardı. Açılan davalar sürmekteydi. Yüzbinlerce insan yıllarca çalışarak biriktirdiklerini İslami holdinglere kaptırmışlar, ne yapacaklarını bilemez hale gelmişlerdi. Aileler parçalandı, intihar edenler bile oldu. Holding yöneticileri ise hiçbir şey yapmamış gibi serbestçe dolaşıyordu. Deniz Feneri olayı da bilindiği gibi hala çözüme kavuşturulmadı. Yaşananlardan yola çıkarak bir senaryo yazma kararı aldım. Almanya, Hollanda, Belçika ve Türkiye’de mağdurlarla görüştüm, derneklerine, avukatlarına gittim.

Bu holdinglerin yöneticileriyle görüştünüz mü?
Hayır, onların bakışları beni ilgilendirmiyordu. Yerimi soyguncunun değil, mağdurun yanı olarak belirlemiştim.

DİN İSTİSMARCISI  SOYGUNCUDUR
Paralar nasıl toplanmış?

Bu tür olayların sadece Almanya’da yaşanmadığını vurgulamak istiyorum. Değişik Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de de yaşanmış. Ayrıca sadece İslami holdinglerin başvurduğu bir soygun sistemi de değil bu. Birileri yanlarına gelmiş, bir yere para verdiklerini, kısa sürede birkaç katı geri döndüğünü anlatmış. İlgi uyanmış. Hani ‚kartopu sistemi‘ gibi bir şey. Sadece kendin para vermez de arkadaşlarını da vermeye ikna edersen sana geri dönen para artıyor. Parasını geri alanlar da var ve parayı verdiğin kişi ya da kuruluşlar senin dilinden konuşuyor!

Bu soygunda İslam’ın özel rolü ne?
Bir camiye gidiyorsunuz, İslam dininin eleştiriye açık olmayan, sorgulamanın günah olarak kabul edildiği bir din olduğu da dikkate alındığında imamın ‚faiz haramdır‘ demesi birikimlerinizi haram olmayan bir şekilde değerlendirme arayışlarına yöneltiyor sizi. Camiden çıkarken elinize ‚faizsiz helal kazanç‘ broşürleri tutuşturuluyor. ‚Yabancı, Hıristiyan‘ bir ülkede insanın arayışları da daha duygusal oluyor. ‚Tam bana göre‘ diyorsunuz ve bazıları da ‚ben yatırdım, şu kadar geri geldi‘ deyince karar verilmiş oluyor.
Titan Saadet Zinciri’nden Jet Fadıl’ın marifetlerine ve son dönemde Deniz Feneri’ne kadar hep dini duygular sömürülerek soygun yapılmış.

Filminiz Türkiye’de sinemalarda, Almanya’da da değişik etkinliklerde ve ARD’de gösterildi. Her iki taraftan ne gibi tepkiler aldınız?
Aslında genel olarak olumlu tepkiler aldım. Türkiye’de gösterileceğinin açıklanmasından sonra bazı ölüm tehditleri geldi. Filmin İslam düşmanlığı yaptığı ileri sürüldü. Pek fazla dikkate almadık ve eleştirenleri filmi izlemeye çağırdık. Gördükten sonra hedefimizin ne olduğunu anladılar ve ses kesildi. Biz bir dini karşımıza almadık. Bu tür olaylar her dinde oluyor ama biz somut bir durumdan yola çıkarak film yaptık. Almanya’daki tepkiler ise olumlu oldu. Yanlarında bu tür olayların yaşandığını öğrenmeleri, mağdurların durumu ve suçluların ellerini kollarını sallayarak dolaşmaları etkiledi seyircileri. Filmimiz Ekim Kasım aylarında Almanya’da sinemalarda gösterime girecek.

Şu an Müslüman kökenli göçmenler ve İslam’ın şiddet eğilimi, uyuma karşı duruşu ile tartışılması gündemde. Filminizin bazı ırkçılar tarafından kendilerinin ne kadar haklı olduğunu gösterdiği iddialarıyla suiistimal edileceği endişesi taşıyor musunuz?
Bunu yapacaklarını biliyorum ama ben bu filmi onlar için yapmadım. Onların tepkilerini düşünerek de yapmaktan vazgeçmem. Filmimi çekinceye kadar camiye bile gitmemiştim diyebilirim. Var olan bir haksızlık, din istismarıyla insanların paralarına el konulması, hatta kredi çektirilerek para toplanılması söz konusu. Buna karşı yapılan bir film bu. Gösterimler sırasında yapacağımız toplantılar bize bu amacımızı açıklama olanağı sunacak. Bu tür tartışmalara aslında katılmak istemiyorum, bunları çoktan aştığımız görüşündeyim ama zorunlu olarak katılıp kendi bakışımı anlatmaya çalışıyorum. Bir köşeye sıkıştırılarak kendimi savunmak ya da saldırıları püskürtmek hoşuma gitmiyor. Benim için ‚Almanmışım, Türk’müşüm‘ hiç önemli değil. Kendimi Avrupalı bir sanatçı olarak görüyorum. Tartışmaların da etnik, dini temelden uzak, çözüm üretecek şekilde yapılmasından yanayım. Hangi dini, etnik kökene sahip olduğunuz değil ne yaptığınız önemli olmalı.

„MESAJI OLMAYAN FİLM YAPMAM“
Filminizde din istismarcılarının oyununu bozan kişilerin de dindar olmaları dikkat çekiyor. Bunun nedeni ne?
Bu dramaturgi açısından yaptığımız bir tercih. Bir de durum öyle; paralarını yitirenler İslam’a arkalarına dönmediler zaten. Mağdurlar örgütleniyorlar, avukat tutuyorlar, eylemler, toplantılar düzenliyorlar, yani ‚aman fazla ileri gitmeyelim İslam’ı karşımıza almayalım‘ diye bir taktiksel yaklaşımla öyle bir senaryo hazırlamadım.

İslami holdinglerin nerelerle bağlantı içinde olduklarına dair bazı görüntüler de var. Alman makamları, Türk politikacılar ve hatta ‚belli‘  tiplerle bu bağı göstermiş olmanız dikkat çekiyor…
Bu açık. Baştan beri söylediğim gibi suçluların ortalıkta dolaşması, hatta yeni girişimlerde bulunması, onların tek olmadığını ortaya koyuyor. Biz bunu ima ederek insanların kafa yormasını sağlamayı amaçladık. Filmlerim hep konulu ve mesajlı olmuştur. Mesajsız film yapmam.

Önümüzdeki dönemle ilgili projeleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
FilmFabrik’in bir şubesini İstanbul’da açtık. Orada da çalışmalar sürecek. Bu hafta Türkiye’ye giderek Adana Film Festivali hazırlıklarına bakacağım. Takiye ile festivale katılıyoruz.
Dönüşte Almanya’da yaşanan bir aile dramını anlatan bir filmin çekimine başlayacağız. Birinci ve ikinci kuşak arasındaki çatışmaları şimdiye kadar anlatılandan farklı anlatan, iki tarafın gözüyle de gösteren bir film olacak bu. Bu arada firmamda yetenekli ve ilgili gençlere olanak sunmaya devam ediyorum. Göç kökenli 2-3 gence stajyerlik yapma olanağı sunuyorum. Film projelerimde de 10-15 stajyer genç çalıştırıyorum. Bu da sürecek.

TAKİYE

Rutkay Aziz, Ali Sürmeli, Özay Fecht, Mahir Günşiray, Fahriye Evcen, Michael Mendel gibi tanınmış sanatçıların rol aldığı film, Avrupa’da İslami holdinglerden birine tüm parasını kaptıran bir ailenin dağılmasını konu ediyor. Metin, bu şirketlerden biri olan „JİMPA“ya tüm parasını yatırmış ve hatta yakın çevresini de ikna etmiştir. Büyük vaatlerde bulunmuş olan JİMPA isimli bu şirket, paraları topladıktan sonra iflâs eder, yöneticileri ortadan yok olur. Para yatıran birçok kişi Metin’den hesap sorar. Bu tip İslami yatırım şirketlerine inanıp paralarını yatıran yüz binlerce aile gibi kendi ailesinin de tüm birikimi bir anda yok olmuştur. Kendini suçlu hisseden Metin, aynı zamanda karanlık işlere alet edildiğini de düşünür. Kimse ona gerçekten neler olduğunu ve onca paranın nereye gittiğini söylememektedir. Metin’in olayları çözmek için başladığı yolculuğu onu hiç tahmin etmediği gerçeklerle yüzleştirecektir.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: