Hükümet tekellere boyun eğdi


Haziran ayında ilan edilen Tasarruf Paketini, “adil ve dengeli” göstermek için enerji tekellerinden ödedikleri vergiye ek olarak “yüklü bir vergi daha” alacaklarını açıklayan hükümet, Almanların deyimiyle ‘hesabı meyhaneciden farklı yapan sarhoşa’ benziyordu. Çünkü Almanya’nın enerji piyasasının yüzde 80’ini denetleyen EON, RWE, Vattenfall ve EnBW tekelleri, hükümetin planlarını onaylamıyorlardı.
SPD/Yeşiller Hükümeti döneminde kararlaştırılan “nükleer enerjiden çıkış programına” bağlı olarak en son nükleer santralin 2022’de kapanması gerekiyordu. Fakat CDU/CSU ve FDP Hükümeti, ek vergi ödeme şartıyla kapatılması planlanan nükleer santrallerin öngörülenden daha uzun süre çalışmasına izin vermeyi taahhüt ediyordu.
Hükümet, enerji tekellerinden 2011-2014 yılları için toplam 9,2 milyar Euro “Nükleer Yakıt Vergisi” ve ondan sonraki yıllar için ise (2015’den itibaren) bir gram nükleer yakıt için 220 Euro “Nükleer Yakıt Vergisi” kesilecekti. Yapılan gizli görüşmelerde tekeller planları kabul etmiyordu. Hükümet ise halka verdiği “nükleer enerjiden adım adım çıkılacağı” ve “adil ve dengeli Tasarruf Paketi” sözlerinden vazgeçmekte zorlanıyordu.
Enerji tekelleri, kamuoyunun gözleri önünde planlarında ısrar etme cüreti gösteren hükümetin burnunu sürtmeye başladı. Büyük gazetelere ve dergilere verilen tam sayfa ilanlarda, “Eğer nükleer enerji istenmiyorsa santralleri hemen kapatabiliriz” diye hükümet tehdit ediliyordu. Almanya’nın genel enerji tüketiminde yüzde 11, elektrik tüketiminde ise yüzde 22’lik bir paya sahip olan nükleer enerjiden hemen vazgeçilmesi, en azından tekellerin hazırladığı raporlara göre, mümkün görünmüyordu.
Tekellerin tehdit ve şantajları karşısında ne yapacağı merakla izlenen Başbakan Angela Merkel basına verdiği demeçlerde, “Ben bu tür baskılara gelemem. Bu tarz bende karşı tepkiyi doğuruyor, öfkelendiriyor” açıklamasında bulundu.
Ne var ki hükümet partilerinin içinde yer alan atom lobisinin elemanları hemen harekete geçtiler. Birlik Partileri’nin (CDU/CSU) Fraksiyon Başkan Vekili Michael Fuchs, “Benim için rüzgâr değirmenleri gerçekte birer kuş kıyma makinesidirler, solar tesisler ise sübvansiyon mezarından başka bir şey değildir.” Bu ve benzeri ‘gerçeklerin’ ifade edilmesinden sonra tartışma “daha aklıselim” yürütüldü ve nükleer enerjiye, “yenilenebilir enerjilere ulaşmak için köprü” vazifesi verilmesi üzerine anlaşıldı. Böylece ne kebap ne de şiş yanacaktı!
Buna bağlı olarak hükümet ve tekellerin temsilcileri aylarca pazarlık yaptılar. Enerji tekelleri EON, RWE, Vattenfall ve EnBW hiçbir şeyi şansa bırakmak istemiyorlardı. Hazırlanan bütün nükleer güvenlik yasaları, Ek Vergi Yasası maddeleri ve uygulamadaki yönetmelikler önce tekellerin uzmanları tarafından onaylandı. Ama bu sadece işin bir yanıydı.

“DEVRİM YAPTIK” – “YENİ BİR ÇAĞ BAŞLADI”
6 Eylül sabahı basının karşına çıkan Merkel, “Enerji sağlamada devrim yarattık” derken yardımcısı Guido Westerwelle’de “yeni bir çağdan” dem vuruyordu. Koalisyon hükümetinin kurmayları, 5 Eylül’de başladıkları “Enerji Zirvesi”nde ‘konsensüsü’ sağlamışlardı. Yapılan “devrimin” ve başlayan “yeni çağın” kimin lehine olduğu çok kısa sürede ortaya çıktı.
Sağlanan ‘konsensüse’ göre enerji tekelleri 2011-2016 arası her yıl brüt 2,3 milyar Euro vergi ödeyeceklerdi, yani net 1,9 milyar Euro! Oysa tasarruf paketinde net 2,3 milyardan söz ediliyordu. Bunun yanı sıra enerji tekelleri ayrıca yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi için oluşturulacak bir fona her yıl 1,4 milyar Euro ödeyeceklerdi. Ama enerji tekelleri için işin en iyi yönü ise, küçük bir alt maddede gizlenmişti. Tekeller bu ödemeleri “işletme harcamaları” olarak Kurumlar Vergisi’nden düşebileceklerdi! Pratik olarak Federal Hükümet’e verdikleri “Nükleer Yakıt Vergisi”ni, yerel yönetimlere ödenen Kurumlar Vergisi’nden düşecekler.
Basın toplantısında bir gazeteci, “Enerji şirketleri bu plana destek veriyorlar mı” sorusuna hükümet sözcüsü, “Sözleşmeye son nokta koyulmadan önce Sayın Merkel bütün enerji şirketlerinin yönetim kurulu başkanlarıyla bir tele-konferans düzenleyerek görüşlerini aldı” diye açıklamada bulundu.

GİZLİ ANLAŞMA YAPILDI!
Hükümetin basın toplantısı ardından kamuoyunda oluşan kanı, “Hükümetin enerji tekellerinin önünde diz çöktüğü” yönündeydi. Nitekim nükleer santrallerin işletme süreleri ilk önce söylendiği gibi 8 ila 14 yıl değil, çok daha uzundu.
Tekellerin uzmanları söz konusu “uzatma yıllarını” bildiğimiz yıla göre değil, santrallerin gerçek çalışma süreleri üzerinden hesaplıyorlardı. Hükümetin planları, santrallerin 2011-2016 yılları arasında yüzde 95 kapasite ile çalışacağını ve 2017’den itibaren ise bunun yüzde 85’e düşürüleceğini öngörüyor. Ancak atom endüstrisinin verilerine bakıldığında 2009 yılında santraller ortalama yüzde 74 kapasite ile çalışıyorlardı. Bazı santrallerin çalışma kapasitesi geçtiğimiz yıllarda değişik nedenlerden ötürü yüzde 58’e kadar düşmüştü. Santrallerin gerçek çalıştığı süre ile hükümetin öngördüğü arasındaki fark ise santrallerin ömrünü uzatmaya yarıyor.
Ayrıca yine bir ek maddede eski reaktörlerin çalışma sürelerinin yenilere aktarılabilmesi de güvenceye alınmış bulunuyor. Örneğin 8 yıl yüzde 95 kapasite ile çalışma süresi verilen reaktör, bu süreyi daha yeni olan bir santrale devredebilecek. Böylece kamuoyunda 6 yıl yüzde 95 kapasite ve 8 yıl yüzde 85 kapasite ile toplam 14 çalışacağı düşünülen bu santral toplam 22 yıl daha yüzde 95/85 kapasite üzerinden çalışabilecek. Eğer santralin sahipleri elektrik üretim kapasitesini yüzde 60’lara düşürürlerse ki, bunu yapmamaları için hiçbir neden yok, söz konusu santralin ömrü 30-35 yıla kadar uzayabilecek.
Asıl gerçek 7 Eylül günü Münih’te ortaya çıktı. RWE menajerlerinden Rolf Martin Schmitz, hükümete övgü yağdırmak için Münih’te düzenlenen konferansta yaptığı konuşmada, ‘ülkenin enerji geleceğinin güvenceye alındığını ve hükümetin bu konuda son derece akıllı bir çizgi’ izlediğini anlattı.


SCHMİTZ: SİZİ SABAHIN KÖRÜNDE YATAĞINIZDA KALDIRMADIK MI?
Sunumdan sonra sorulara yanıt veren Schmitz, izleyicilerin arasında bulunan bir Greenpeace üyesinin, “Enerji tekellerinin bu sözleşmeye uyacaklarına güvenebilir miyiz, sonuçta daha önce de bir sözleşme yapılmış ama buna uyulmamıştı” sözlerine sinirlenerek verdiği yanıt ilginçti. “Bunlar çok saçma sözler. Biz sözümüzün ardında dururuz. Ayrıca hükümetle dün sabaha karşı bir sözleşme imzaladık, tam 05.23’de” dedikten sonra ilk sırada oturan Çevre Bakanlığı Müsteşarı Jürgen Becker’e işaret ederek, “Öyle değil mi? sizi de sabahın köründe yatağınızdan kaldırmadık mı?” diye onay bekledi.
Sinirlerine hakim olamayan RWE menajeri ağzından baklayı kaçırmıştı! Ne Merkel nede Westerwelle enerji tekelleriyle imzalanan bir sözleşmeden söz etmemişlerdi. Söylenen sadece onların görüşlerinin alındığı yönündeydi. Hükümet önce, “böyle bir sözleşme yok” dedi. Sözleşmenin ayrıntıları basına çıkınca ise “sözleşme var ama gizli değil” diye açıklama yaptı. Daha sonra yapılan bir açıklamada ise, “gizli olmayan sözleşmenin bazı maddelerinin ticari açıdan gizli bilgileri içerdiği için kamuoyuna açıklanamayacağı” söylendi.

SERMAYE VE KUKLA KARŞI ALANLARA!
2008 yılının son aylarında Almanya’nın önde gelen bankerleriyle yapılan “zirve” görüşmesi ardından bankalar için 500 milyar Euro hacminde “kurtarma paketi” hazırlandı. 2009’un başında büyük tekellerin şefleri, sermaye örgütlerinin ve birkaç sendika başkanının katılımıyla düzenlenen “kriz zirvesinde” iki “konjonktür paketi” hazırlandı. Bütün bunlar işçi ve emekçilere “ülkenin batmasının önüne geçilmesi için kaçınılmaz önlemler” olarak lanse edildi.
Bu paketler hazırlandıktan sonra işçi ve emekçiler bir yanda “0” ücret zammı ile ücretlerinden feragat etmeye zorlanırken diğer yanda kısa çalışma ve fazla mesai ve diğer değişik ek ödemelerin kesilmesiyle ücretleri gasp edildi.
İşçi ve emekçilere kesilen fatura bunlarla sınırlı değildi: Haziran ayında hazırlanan 80 milyar Euro’luk tasarruf paketi, asıl olarak işçi ve emekçi haklarının gaspları üzerinden finanse ediliyor. Sermeyenin ödeyeceği söylenen bölümden ise üç-dört ay içinde neredeyse eser kalmadı. Atom lobisi hükümetin burnunu sürte sürte talep ettiğini aldı. Enerji tekelleri milyarları kasalarına aktarmayı güvenceye alırken nesiller boyu emekçiler nükleer atıklarla ve bu santrallerin çevreye yaydığı radyoaktif zehirle baş başa bırakılacaklar. Buda yetmeyecek, tekellerin kârlarını güvenceye almak için enerji fiyatları önümüzdeki yıllarda yükseltilecek!
Bütün bu gelişmelere bakıldığında hükümetin kimin emrinde olduğu rahatlıkla görülüyor. Sermaye güçleri adeta bir kukla oynatıcı edasıyla hükümete istedikleri her şeyi yaptırıyorlar. Bunlara boyun eğmemek ve sineye çekmek istemiyorsak; sermaye ve     kukla hükümetine karşı protesto gösterilerine, toplantılara, işyerlerindeki etkinliklere katılmalı ve saldırılara karşı mücadelenin yükselmesi için elimizden geleni yapmalıyız.

Serdar Derventli

PAKET, 1 OCAK 2011’DE YÜRÜRlÜĞE GİRECEK

Haziran ayında “Tasarruf Paketi” (“Sparpaket”) olarak kamuoyuna sunulan saldırı paketi, Eylül başında Bakanlar Kurulu’ndan “Gelecek Paketi” (“Zukunftspaket”) olarak geçti. Federal Parlamento’dan çıktıktan sonra paketin adı ne olur orası bilinmez ama içeriğinin aynı kalacağı şimdiden söylenebilir. Tabi işçi ve emekçiler, önümüzdeki aylarda yapacakları eylemlerle sermaye ve hükümetinin planlarını alt üst etmezlerse.
Federal Hükümet’in karar altına aldığı ve Kasım ayında Federal Parlamento’ya sunulacak olan paketin ana bölümünü sosyal alanlara yönelik büyük hak gaspları, kesinti ve ek vergilendirmeleri kapsıyor.
Alınan karara göre, Hartz IV ve İşsizlik Parası II (ALG II) ile geçinenlerin emeklilik sigortası için primler ödenmeyecek. Böylece 12 aydan fazla işsiz kalanların emeklilik hakları kısıtlanacak. 12 ay işsiz kaldıktan sonra Hartz IV’e düşenlere ödenen geçiş parası da kaldırılacak.
İşsizlere ve sosyal yardım alanlara yönelik diğer bir saldırı ise, şimdiye kadar ödenen 300 Euro’luk Ebeveyn Parası’nın da tamamen kaldırılması. Ayrıca şimdiye kadar kira yardımı alanlara ödenen Yakıt Parası, “enerji fiyatları düştü” gerekçesiyle tamamen kesilecek.
Toplam 80 milyar Euro hacminde olan paketin 30 milyarlık bölümü sosyal harcamalardan yapılacak. Paketin son halini açıklayan Federal Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble, “dengeli ve adil bir paket” hazırlandığını ileri sürüyor. İddiaya göre sadece sosyal alandan değil, işverenlerden de kesinti yapılacak.
Fakat bu sözlerin gerçeği yansıtmadığı hemen açığa çıktı. Nitekim hükümet, paketin “ek gelir” hanesine atom tekellerinden alınması planlanan “Nükleer Yakıt Vergisi” (“Brennelementesteuer”) eklemişti. Buna göre yılda 2,3 milyar, 2014’e kadar ise toplam 9,2 milyar Euro ek gelir planlanıyordu. Ancak atom tekelleri böyle bir ek geliri ödemeye yanaşmamışlardı.
Bir gazetecinin “Nükleer Yakıt Vergisi alınacağı kesinleşti mi?” sorusunu Schäuble, “Şu veya bu şekilde 2,3 milyar Euro gelmesi gerekiyor. Paketi hazırlarken bu meblağı planladık. Bunun ne kadarı söz konusu vergiden gelecek şuan söyleyemem” diye yanıtladı. (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: