Toplumsal harekette sorumluluk duygusuyla yer almak

ALİ ÇARMAN
Son dönemlerde Almanya’nın birçok yerinde yeniden eylemlere ve hak arayışlarına tanık oluyoruz. Önce öğrenciler binler, onbinler halinde defalarca parasız ve eşit eğitim talepleriyle alanlara çıktılar. Daha sonra hükümetin enerji tekellerinin çıkarı için aldığı atom santrallerini kapatmama kararına Berlin’de 150 bine yakın kişi yürüyüş yaptı. Nükleer santrallere karşı düzenlenen eylemler değişik biçimlerde hala devam ediyor. Buna bir anda tüm Almanya’nın gündemine oturan Stuttgartlıların şehirlerine sahip çıkma eylemleri eklendi. ‘Patlamanın zamanı geldi’ dercesine toplumun her kesiminden onbinlerce insan gece gündüz demeden her gün, her an eylem yapar oldu.
İnsanlar eyalet hükümeti, Stuttgart Belediyesi ve Alman demiryollarının ana sponsorluğunu üstlendikleri Avrupa’nın bu en büyük (yıkım) projesinin bir aldatmaca olduğunu; kentte yaşanan onlarca temel sorun ve ihtiyaç dururken şirketleri zengin etmek için milyarlarca Euro’nun buraya harcanmasını kabul etmeyeceklerini haykırdılar…

BİRLEŞMEK, ÖRGÜTLENMEK VE MÜCADELE ETMEK..
Koca bir şehrin, tarihine, doğaya ve kendi emeğine sahip çıkması kuşkusuz kendiliğinden olmadı. Yalanın yüzünü ortaya çıkarmak için sayımız az demeden, bıkmadan usanmadan sürdürülen aydınlatma ve propaganda çalışması sonunda meyvesini verdi. Öyle ki aylardır Stuttgart şehir merkezinde yaşam felç olmasına, trenlerin özellikle de ICE’lerin kalkışlarının zaman zaman aksatılmasına karşın halktan en ufak bir tepki görülmedi. Zira hemen herkes eylemcilerin haklı olduğu noktasında hemfikir. CDU, FDP ve SPD ise halka rağmen projeden vazgeçmek niyetinde değiller…
Kapitalist toplumda insanların ne istediğinin önemsiz olduğu bir kez daha görülüyor. Stuttgart Tren Garı’nın kuzey kanadını engelleme girişimlerine rağmen yıktılar. Ama insanlar yılmadılar. ‘Yıkım başlamış olsa da durdurmak mümkün’ diyerek haftanın üç günü on binlerin katıldığı eylemlere devam ettiler. Elli bin kişiyle eyalet parlamentosunu kuşatmaya aldılar. Yetmiş bin kişiyle kent merkezinde yürüyüş yaptılar. Kamuoyunda eylemcilere her geçen gün verilen desteğin artması üzerine tarafların masaya oturup anlaşmalarından söz edilir oldu. SPD, tabandan gelen baskı üzerine projeden vazgeçmeden ‘halkoylamasına gidelim’ açıklamasını yaptı. Böyle bir hareketin ortaya çıkmasında önemli rol oynayan Yeşiller ise el altından uzlaşma yolu arıyor. Stuttgart 21 karşıtları adına sözcülük yapanlar ise yıkım kesin olarak durdurulmadan masaya oturmayacaklarını ifade ediyorlar.

HERKESİ TUTUM ALMAYA ZORLAYAN GELİŞMELER…
Bilinen bir gerçek var ki Almanya’da sendikalar SPD’nin etki alanındadırlar. Kimi şehirlerde bu çembere karşı tepkiler ve yer yer platformlar oluşsa da durum böyle. Onun için de sendikalar her olayda, her saldırıda alabildiğince hantal hareket ediyorlar. Stuttgart 21 projesine karşı ciddi manada bir şey yapmamış olmaları da bununla ilgilidir… Ancak, mücadeleci sendikacılar, bir platform oluşturarak işçi ve emekçileri eylemlere katmanın çabası içindeler. DİDF olarak bizler de başından beri eylemleri takip ettik,Türkçe-Almanca bildiriler çıkararak Türkiyeli emekçilere seslendik. Türkiyeli emekçilerin katılımı ise hiç yok denecek kadar az. Hatta bildiri dağıtımında genç arkadaşlarımıza; “sizi anlamıyoruz, DİDF neden karşı geliyor. Binlerce insan iş bulacak. Daha ne istiyorsunuz?” türünden yaklaşım sergileyenler de oldu. Buna benzer değerlendirmeler yakın çevremizde de görülebiliyor. Şimdi sormak gerekir; yediden yetmişe bir şehir ayaktayken biz ne yapacağız? Yalnız kendi işyerimizde bir sorun olduğunda veya ırkçı saldırı söz konusu olduğunda harekete geçmek yeter mi! Sarrazin gibilerine yaptırılan akıl dışı açıklamalar ile toplum tedirginleştiriliyor, var olan önyargılar canlı tutulmaya çalışılıyor. İşte bu ve benzeri saldırganlıkları boşa çıkarmanın, diğer uluslardan insanlarla kaynaşmanın en basit adımı semtimizde, okulumuzda, şehrimizdeki sorunlara duyarlı davranmaktan geçer.  Süregiden eylemlere ‘sol’ lafazanlık ardına gizlenerek katılmama ise esas olarak insana ve insanın değiştirici gücüne inanmamak ve kendini beğenmekten başka bir şey değil!

EMEKÇİLER PRATİK FAALİYET İÇİNDE YER ALDIKÇA KENDİNİ BULACAK
Stuttgart 21 projesi sorunu istasyonun yeraltına çekilmesine karşı koymak kadar basitçe ele alınamaz. Devam eden eylemler aslında toplumun tüm kesimlerinde mevcut politikalara ve mevcut partilere duyulan tepkinin de bir göstergesidir. Sermayenin tüm insani değerleri hiçe sayarak her şeyin merkezine kendi menfaatini koymasına karşı toplumun tüm kesimlerinde artan bir hoşnutsuzluk ve tepkiden söz etmek mümkün. Atom santrallerine, kişisel hak ve özgürlükleri ayaklar altına alan yasalara ve Stuttgart’taki gibi rant projelerine tepkiler öylesine basit değerlendirmelerle geçiştirilecek türden değil. Bir kere sayısı küçümsenmeyecek kadar bilim insanı, sanatçı ve edebiyatçının tutum belirleyerek saf tutması dikkate değer bir gelişmedir. Yanı sıra Stuttgart’taki hak alma mücadelesinde tanıdığımız bütün sendikacılar da eylemlerde yer alıyorlar. Gençlik de…
Hareketli ve rengarenk atmosferiyle Stuttgart’ta gerçekleşen eylemler son dönemlerin bir aynası durumunda. O aynada kendimize yer bulabiliyorsak ne ala… “Ben daha önce hiçbir protesto eylemine katılmadım, ama bu yapılan domuzluğa müsaade edemeyiz” diyerek eylemlere sürekli katılan bir kadın emekçinin söyledikleri ne yapılması gerektiğini yeteri kadar anlatıyor.
Yukarda değindiğimiz eylemlerin önemli bölümüne kimi zaman az kimi zaman çok üyelerimiz de katıldılar. Özellikle gençliğimizin eylemlere sürekli katıldığını belirtmekte fayda var. Bunca çalışmamıza rağmen eylemler ve yaşananlar birçok şeyi yeniden gözden geçirmemizi zorunlu kılıyor. En geniş Türkiyeli emekçiye ulaşarak eylemlere katılımlarını arttırma görevini ihmal etmemeyi elden bırakmamalıyız.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: