Ekvador’da aslında ne oldu?

Fatih Seyhan

Latin Amerika’nın Pasifik kıyısındaki Ekvador’da geçen hafta sonunda yaşananlar, bir kez daha dikkatleri bu ülkenin üzerine çekti. Herkes, bir darbe girişiminden ve ona karşı „kahramanca“ direnen Devlet Başkanı Rafael Correa’dan söz etti.
Latin Amerika’nın Pasifik kıyısındaki Ekvador’da geçen hafta sonunda yaşananlar, bir kez daha dikkatleri bu ülkenin üzerine çekti. Herkes, bir darbe girişiminden ve ona karşı „kahramanca“ direnen Devlet Başkanı Rafael Correa’dan söz etti. Türkiye kamuoyunda da olup bitenler bu şekilde algılandı.
GERÇEK NE PEKİ?
Gerçekte ise, Ekvador’da herhangi bir darbe girişimi söz konusu değildir. Olan şey, toplumun bir kesiminin (polisler ve bir kısım askerler) kendi yaşam seviyelerini geriye çekecek içerikteki bir yasaya karşı çıkmış olmalarıdır.
Ve Ekvador gibi sürekli kaynaşma halindeki bir ülkede, ücret ve sosyal hak için mücadele, sokağa çıkma ve hatta biraz daha ileri gitme, pek garip ve yadırganacak bir durum değildir.
Nitekim Ekvadorlu devrimcilerin bildirgesinde yer aldığı gibi, son haftalarda toplumun istisnasız tüm emekçi kesimleri, arka arkaya ve değişik gerekçelerle grev, eylem ve direnişlere girmişler.
Correa, artık yerini sağlamlaştırdığını düşünerek, kendisini iktidara taşıyan ve ona büyük umut besleyen halka, gençliğe, köylülere, yerli halklara ihanet yoluna girmiş bulunuyor. Tabandan gelen baskıyla gerçekleştirilen bazı ilerlemelerin ve demagojik nutukların, kendisine istediği her şeyi yapma hakkını verdiğini zanneden bir tutum içerisinde bulunuyor şimdi. Halbuki Ekvador halkı son on, on beş sene içerisinde kaç tane hükümet düşürdü. Lucio Edwin Gutiérrez gibi isimleri bile, vaatlerine ihanet ettiğinde kovalamaktan kaçınmadı.

CORREA NE YAPIYOR?
Şimdi Gutierrez’in geçmişte yaptığına benzer bir şeyi, Correa yapıyor. İşe önce ABD emperyalizmiyle ilişkileri yumuşatmakla başladı. Üst üste „iyi niyet mesajları“ gönderdi. İşçilerin ücret ve sosyal hak taleplerine kulak tıkadı. Siyanürle ve tahrip edici yöntemlerle maden çıkarma peşindeki uluslararası tekellere kapıları açtı.
Yerli halk buna tepki gösterince, zor yoluna başvurdu. Üniversitenin özerkliğini ortadan kaldıracak yüksek öğrenim yasasını meclisten geçirdi. Buna karşı mücadele eden öğrencilerin üzerine saldırıyla gitti. Ekvador Üniversite Öğrencileri Birliği’nin Genel Başkanı Marcelo Rivera, yaklaşık bir senedir, „teröre başvurmak“ iftirasıyla hapiste tutuluyor.
Correa, ülkenin en büyük kitle örgütü olan Ekvador Eğitimciler Sendikası (UNE) ile tam bir zıtlaşma içerisine girmiş bulunuyor. Öğretmenlerin her türlü hak talebini „bozgunculuk“ olarak suçlayan Correa, „burunlarını sürteceğini“ ilan etti.
Sonuç olarak, Correa’nın „yurttaş devrimi“, yurttaşların hak ve özgürlüklerinin ayaklar altına alındığı, baskıcı bir tek adam rejiminin adı olmuş durumda.
Ekvador, son bir kaç sene içerisinde çok önemli demokratik kazanımlar elde etti. Halkın oylarıyla ve toplumun çeşitli kesimlerinden temsilcilerin katılımıyla oluşturulan Kurucu Meclis’in hazırladığı ve halk tarafından onaylanan Anayasa, bunun en başta gelen kanıtıdır. Ama eğer Anayasa kağıt üzerinde kalacaksa, emekçilerin hak talepleri ezilecekse, gençler iftirayla hapse atılacaksa, bunun adına „yurttaş devrimi“ denemez. Bu ülkede temsili demokrasiyi tehlikeye atan şey, toplumun şu veya bu tabakasının hak mücadelesi değil, Correa ve ekibinin otoriter, baskıcı yönetme tarzı olabilir ancak.
Bu arada, hâlâ parlamentoda, ekonominin ve çeşitli kurumların kilit noktalarında bulunmaya devam eden eski dönemin gerici, işbirlikçi ve hatta faşist yöneticilerinin pusuda bekledikleri, doğacak uygun fırsatları kolladıkları da doğrudur.
Ama uluslararası tepkilere bakınca, garip bir tablonun ortaya çıktığı görülüyor. Correa’nın yakın dostları Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales ve Küba yönetiminin tepki ve dayanışması anlaşılırdır.
Ancak ABD bile ilk andan itibaren Correa’ya destek ifade etti. ABD’nin Amerika Ülkeleri Örgütü’ndeki büyükelçisi, „ABD, Ekvador’da anayasal düzenden yanadır. Başkan Correa’ya desteğimizi ifade ediyoruz“ dedi. Gerici sağcı güçlerin iktidarda olduğu komşu Kolombiya ve Peru hükümetleri ise, Correa ile dayanışma için, derhal sınırları kapama kararı aldılar. Yani Correa’nın yalanına hemen sahip çıkan ve „yürek yakıcı“ dayanışma ilanlarında bulunan bir garip koalisyon oluştu.

LATİN RÜZGARI
Aslında işin derininde önemli bir başka konu var. Bilindiği gibi, Latin Amerika’da on yıllar süren askeri ve sivil faşist gerici diktatörlüklerden sonra, bir süredir „özgürlük rüzgarı“ esiyor. Kıtanın bir çok ülkesinde ilerici demokratik bir söylem tutturan ulusalcı, sol ve sosyal demokrat hükümetler işbaşına geldiler. Venezuela, Bolivya, Paraguay, Uruguay, Şili, Brezilya, Nikaragua, Honduras vb. gibi.
Fakat bu ülkelerin hiçbirinde, kurulu düzenin kökeninde yatan sömürü ve mülkiyet ilişkilerine dokunulmadı. Politik plandaki bazı reformların ise, ne kadar ileri giderse gitsin, bir sınırı vardır. Ve bir önceki döneme göre tercih edilir olmakla birlikte, işçi sınıfının özlem ve hedefleriyle kıyaslandığında çok geri kalırlar.
Correa, kendisini iktidara taşıyan alt tabakaların şimdi artık sessizce evlerine çekilmelerini arzu ediyor. Bunların öyle davranmayıp, hak talep etmeleri karşısında ise zıvanadan çıkıyor, otoriter yöntemlere başvuruyor. Bir kaç aydan beri Ekvador’da olan budur. Bütün öteki emekçi tabakalardan sonra, sıra polislere gelmiş, onların ikramiye ve özlük haklarına dokunulunca, olaylar patlak vermiştir.
Correa ise, kıtadaki dostlarının, bilhassa da Chavez’in yardımıyla, yavuz hırsız rolüne soyunmuş, ortamı iyi değerlendirip mağduriyet durumu doğurarak, kitle tabanını sağlamlaştırma girişiminde bulunmuştur.
Şimdilik bunda bir dereceye kadar başarılı olduğu da doğrudur. Ama eğer halkın, kendisini iktidara getiren emekçi kesimlerin taleplerine böyle yaklaşmaya devam ederse, iktidardan bugün değilse yarın alaşağı olacağı kesindir.
Nitekim, Amerikancı darbecilik“ iftirasına itiraz eden işçi sendikaları, kitle örgütleri ve devrimci sol partiler, „Correa ve ekibinin otoriter baskıcı yönetme anlayışına karşı, ezilen emekçi yığınların talepleri için mücadeleyi yükseltme, Correa’yı ise anayasal buyruklara ve geçmişteki vaatlerine sadık kalmaya“ çağrı yapmış bulunuyorlar.

MDB’nın açıklaması

Ekvador Halkçı Demokratik Hareket (MPD) tarafından son gelişmelerle ilgili yapılan açıklamada şu görüşlere yer verildi:
Ekvador, aylardan beri çeşitli toplumsal kesimlerin hakları için mücadelelerine sahne oluyor. İşçiler, yerli halklar, köylüler, gençlik, öğretmenler, kamu çalışanları, küçük esnaf, emekliler; toplumun tüm emekçi tabakaları, Correa hükümetinin ülkeye ve halka zarar veren neoliberal, özelleştirmeci, politikalarına karşı mücadele ediyorlar.
İşçiler, hükümet tarafından gasp edilmek istenen haklarına sahip çıktılar, yerli halk hayati bir kaynak olan suya sahip çıktı, köylüler madenlerinin peşkeş çekilmesine karşı, öğretmenler eğitime daha fazla bütçe için, öğrenciler üniversite özerkliğini ortadan kaldıran yüksek öğrenim yasasına karşı, kamu emekçileri kazanılmış haklarını korumak için, emekliler maaşları ve daha iyi bir sağlık sistemi için sokağa çıktı, eylem yaptı.
… Bir darbe girişimi olduğuna dair yaratılmak istenen hava iç ve dış kamuoyunda belirli ölçüde başarılı olmuştur. Halk nezdinde ise durum son derece açık ve nettir. Bu olaylar, sosyal mücadelenin yeni bir parçasıdır.
Başkan’a tanınan sınırsız yetkilerin iptal edilmesini, ulus ve halk düşmanı unsurlar içeren enerji yasası, iç yönetim yasası, yüksek öğrenim yasası ve kamu maliyesiyle ilgili düzenlemelerin iptal edilmesini talep ediyoruz. Hükümetin kendisinin bizzat itiraf ettiği gibi, herhangi bir iç karışıklık olmadığına göre, ilan edilen olağanüstü halin derhal kaldırılmasını talep ediyoruz.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: