Eskiden her şey daha iyiydi…

İki Almanya’nın resmi olarak birleşmesinin 20. yılında yer alan haber ve yorumların satır aralarında Doğu’dan Batı’ya geçenlere verilen 100 Mark’lık ‘hoş geldin parası” dikkat çekiyordu. “İki kutuplu dünya”nın bitişini ifade eden Berlin Duvarı’nın yıkılması, 40 yıl boyunca iki ülkeye ve iki ayrı sisteme bölünmüş Alman halkının yeniden birleşmesi üzerine, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da çok şey yazılacak.
SSCB ve Doğu Bloku ülkelerinde iktidarların çöküşüyle moral üstünlüğü eline alan kapitalist dünya, o günden bugüne sürekli kendisinin “kusursuz”, sosyalizmin kusurlu bir düzen olduğu propagandası sürdürerek, kapitalist sömürü çarkı altında ezilen milyonlarca emekçinin yeniden kapitalizm dışında bir sisteme yönelmesini engellemeye devam diyor.
Ama gelin görün ki; aradan geçen 20 yıllık süre zarfında, koşar adım Batı Almanya’ya iltihak eden ya da bir başka deyişle Batı Almanya tarafından işgal edilerek yutulan Doğu Almanya sınırları içerisinde yaşayan halkın başına gelenler, bırakalım sosyalizmi sadece adı sosyalizm daha doğrusu halk demokrasisi olan bir ülkedeki yaşamın dahi en yüksek standartlara sahip kapitalist bir ülkede yaşamaya tercih edilirliğini göstermiş bulunuyor.
Nitekim 20 yıl önce sevinç gösterileri düzenleyerek Berlin Duvarı’nı aşanların, yaptıklarına bin pişman olduklarını duymak, gözlemlemek tek tek açıklamalar yapan kimi bireylerin açıklamaları veya söylemleri olarak değil aksine o günleri yaşayan geniş kesimlerin yaygın olarak dile getirdikleri tecrübeler olarak kendini gösteriyor.
Henüz kısa bir süre önce Federal Hükümet Doğu’yu Kalkındurma Danışmanlığı tarafından yaptırılan bir ankete katılanların yüzde 57’si Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ndeki (DDR) yaşamı pozitif olarak değerlendirerek bunu açıkça ifade ediyor. Yoğun çaba ve propaganda bombardımanına ve bunca süre geçmesine rağmen bu araştırmayı değerlendiren çeşitli çevreler hala şaşkınca tepki göstermekten kendilerini alamıyorlar! Öyle ya bir şeyler ters gidiyor! Bunlardan haftalık Die Zeit gazetesi, tepkisini “Ne oluyor bu Doğu Almanlara” (Nr: 39) şeklinde özetliyor.
Ne olmasın ki…
Eskiden işsizlik, yoksulluk, evsizlik nedir bilmeyen Doğu Almanlar, 20 yıl içerisinde her geçen gün sayıları artarak işsizleşti, yoksullaştı. Yaşam koşullarını düzeltmek umuduyla Batı’daki eyaletlere göç arttığından bir zamanların sanayi kentleri ve kasabaları viraneye dönüşmüş durumda.
“Sozio-oekonomische Panel” (SOEP) adlı kurum tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2008 yılı itibariyle Doğu Almanya’da çalışanların yüzde 7.2’si saati 5 Euro’nun altında bir işte çalıştırılıyordu. Bu oran aynı dönemde Batı Almanya’da ise yüzde 2.9 idi.
İşsizlik ise bölgenin kanayan yarası. Batı Almanya’da işsizlik ortalama yüzde 7 iken Doğu Almanya’da bu oran yüzde 14. Eyaletlere göre dağılım yapıldığında kimi eyaletlerde işsizlik yüzde 20’ye dayanıyor. 2005’te Doğu’daki bütün eyaletlerde ortalama işsizlik oranı yüzde 20’ye yakındı.


BİR ÜLKE NASIL TALAN EDİLDİ
Doğu Almanya’daki eyaletlerde yaşayan emekçilerin içinde bulunduğu işsizlik, yoksulluk ve gelir farkının temelinde elbette kapitalist sistemin işleyişi bulunuyor. Bu eşitsizlik hem de daha birleşmenin ilk gününden itibaren kendini hissettirmeye başladı. Birleşme ile birlikte Doğu Almanya’daki sanayi yok edilerek, üretim neredeyse tamamen durduruldu. Bu da hızla işsizliğe yol açtı.
Resmi birleşmenin gerçekleştiği 1990’ın sonbaharında genel olarak üretim Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989’un sonbaharına göre yarı yarıya azaldı. Nisan 1991’de ise Doğu Almanya’daki üretim dip noktaya vurdu.
İki Almanya’nın birleşmesi sırasında 9.7 milyon olan DDR’deki çalışan sayısı 1992’de 6.7 milyona düştü.
Birleşme sürecinden asıl olarak Batı Alman tekellerinin karlı çıktığı biliniyor. DDR fabrikaları kapatılırken, tüketim ancak Batı’dan getirilen mallara dayandırıldı. En sıradan tüketim ürünleri olan süt, ekmek yağ gibi ürünler bile Batı’dan alınmaya başlandı. Var olan işletmelerin çoğu ise kelepir fiyatına özelleştirildi. Batı Alman tekelleri genellikle kendileriyle aynı dalda faaliyet sürdüren Doğu Alman firmalarını ucuza satın olarak kapattı ve rekabet şansı bile vermedi. Özelleştirilemeyenler ise daha sonra devlet tarafından kapatıldı.
“Doğu Bloku” olarak adlandırılan ülkeler grubu içinde SSCB’den sonra en gelişmiş sanayiye ve teknolojiye sahip olan DDR’deki üretimin tahrip edilmesinin bölgede kitlesel işsizliğe ve yoksulluğa yol açacağı ise elbette sermayenin umurunda değildi. Tersine sermayeyi memnun eden bir gelişmeydi. Çünkü Doğu’da artan işsizlik ülke genelinde ücretleri aşağı çekmeye yardımcı olacaktı
Kökleri 20 yıl öncesine kadar uzanan Doğu-Batı Almanya arasındaki bu ekonomik dengesizliğin yakın bir süreçte kapanması beklenmiyor. Çünkü dengesizliği oluşturan koşullar değiştirilmediği, herkese geçimini sağlayacak bir iş bulunamadığı sürece bu mümkün görünmüyor.
Diğer eşitsizliklerin yanı sıra işgücünün değeri alanında da pek bir değişim yaşanmadı. Pek çok sektörde Doğu-Batı arasındaki ücret farkı hala devam ediyor. Aynı süre içerisinde aynı işe yapanlara aynı ücretin verilmesi talebi görünmezden geliniyor. Bugün Batı Almanya’da ortalama brüt ücretler 3 bin Euro’nun üzerinde iken, Doğu Almanya’da 2 bin Euro.
Keza Doğu Almanya’nın kişi başına milli geliri hâlâ Batı Almanya’nın yüzde 71’ini ancak buluyor.

GEÇMİŞİ NEDEN ÖZLEMESİNLER!
Bugün asgari koşullarda yaşamlarını sürdürmek zorunda olan Doğu Almanların önemli bir bölümü “geçmişin çok daha iyi olduğu”nu söylemekten çekinmiyor. Kira, telefon, ulaşım, eğitim, sağlık gibi temel alanlarda ihtiyaçların devlet tarafından karşılandığı, işsizliğin bulunmadığı bir düzen akıllardan silinmiyor ve yeni kuşaklara anlatılıyor. Bugün Hartz IV yardımı aldıkları için sürekli hor görülen, aşağılanan, artan sağlık giderlerini karşılayamayan, çocuklarının eğitimi için yeterli parayı bulamayan Doğu Almanlar, doğal olarak “eskiden çok daha iyiydi” diyorlar.
Bir bakıma, “sosyalizmin kötü hali”nin bile aslında 20 yıldır içinde yaşadıkları düzenden çok daha iyi olduğunu dile getiriyorlar. Geçmişe duyulan bu özlemi elbette kapitalizmin çürümüşlüğünün ve sosyalizmin insanlık için neden hala umut olduğunun  bir işareti olarak görmek gerekiyor. (YH)

Bütün fatura Doğu’ya çıkarıldı

İki Almanya’nın birleşmesinin 20. yılında öne çıkan haberlerin biri de bugüne kadar Doğu’ya 1.3 trilyon Euro’nun aktarılması oldu. Zaten Doğu’nun kalkındırılması için her ay “Dayanışma Vergisi” ödeyen çalışanlar bu rakamı görünce, birleşmenin faturasının kendilerine çıkarıldığını düşünüyorlar.
Verilen bilgiye göre, 1,3 trilyonun üçte ikisi devletin sosyal yardımlarına gitti.
Ancak, aynı dönemde birleşmenin asıl faturasının Doğu’ya çıkarıldığı da ifade edildi. “Halle Ekonomik Araştırma Enstitüsü” (IWH) tarafından yapılan “1990’dan bu yana Doğu Almanya’nın Dönüşümü” başlıklı araştırmaya göre, 20 yıl içinde eski DDR sınırları içinden 1.8 milyon vasıflı işgücü Batı Almanya’ya göç etti. Göç eden her iki kişiden birisinin 30 yaşının altında olduğuna dikkat çekilirken, bunun Doğu Almanya ekonomisi için büyük bir kayıp olduğuna işaret edildi.
Vasıflı DDR vatandaşlarından yararlanan eyaletlerin başında ise Bavyera, Baden-Württemberg ve Kuzey Ren Vestfalya eyaletleri geliyor. (YH)

Okulu bitirmeden ayrılanların oranı yüksek

Doğu Almanya’da okulu bitirmeden ayrılan öğrencilerin sayısı Batı Almanya’ya göre çok daha fazla olduğu açıklandı. Bertelsmann Vakfı tarafından yapılan araştırmaya göre, Doğu Almanya’daki eyaletlerde okulu bitirmeden ayrılanların oranı yüzde 18 (Mecklenburg-Vorpommern) ila yüzde 9.4 (Thüringen) arasında değişiyor.
Batı Almanya’da ise bu oran çok daha düşük. Araştırmaya göre okulu bitirmeden ayrılan öğrenci oranı yüzde 9 (Hamburg) ila yüzde 5,6 (Baden-Württemberg) arasında.
Bu arklılık kentlere göre çok daha yüksek. Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde bulunan Wismar’da her dört öğrenciden birisi okulu bitirmeden ayrılırken, Bavyera eyaletindeki Würzburg kentinde yüzde 2.5.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar hinterlassen

E-Mail Adresse wird nicht veröffentlicht.