Fransa’da neler oluyor?

Hüseyın Saygili

Maliye bakanının patronlarla rüşvet ve iltimas ilişkilerinin ayyuka çıkması, Romanların toplama kamplarında toplanıp aşağılanarak sınır dışı edilmesi, halkın yararına yapılacak olan harcamaların kısıtlanacağına ilişkin hükümet kararları, emeklilik yaşının yükseltilmesi ve emeklilik maaşlarının düşürülmesi, son aylarda Fransa halkının gündemini teşkil etti.
Bu yoğun gündem ve hükümetin gündemi değiştirmeye yönelik ırkçılığı ve milliyetçiliği kışkırtma çabalarına rağmen, Fransa halkı bir süredir yine sokaklarda.
Fransa emekçileri, şimdi yine bilmem kaçıncı defa emeklilik yaşının yükseltilmesi ve emekli maaşlarının indirilmesi ile karşı karşıyalar. Hükümetin uzun bir süreden beri televizyonlardan “Fransızların ortalama yaşam süresinin uzadığına” ilişkin propagandalar eşliğinde, emeklilik yaşını bir kez daha uzatmayı öngören yasa, şu anda senatoda görüşülüyor. Bilindiği gibi senatodan sonra yasanın tekrar mecliste görüşülerek son şekli verilip onaylanması bekleniyor.
Tabi hükümetin beklentisi bu yönde. Ancak Fransa halkının ezici çoğunluğunun beklentisi bu yönde değil. 2 Ekim’de yapılan ve yaklaşık 3 milyon emekçinin sokaklara döküldüğü gösterilerden sonra, yapılan kamuoyu yoklamalarının gösterdiğine göre, halkın yüzde 70’i hükümetin emeklilik yaşının yükseltilmesine ilişkin politikalarına karşı.
Fransa halkı, emeklilik hakkına karşı girişilen bu saldırıyı elleri koynunda seyretmiyor. Elinden geldiğince kazanımlarını savunmaya çalışıyor. Bu amaçla bütün sendika konfederasyonlarının katılımıyla 24 Haziran, 7 ve 23 Eylül, 2 ve 12 Ekim’de milyonların katılımıyla sokak gösterileri gerçekleştirdiler. Başta ulaşım olmak üzere petrol, enerji, posta ve iletişim sektörlerinde uzun süreli bir grev bekleniyor. Öte yandan liselerde ve üniversitelerde yer yer destek gösterileri yapılıyor.

EMEKÇİLER KAZANABİLİR Mİ?
Halkın ezici çoğunluğunun karşı olmasına rağmen, yasa tasarısının kabul edilmesi belki mümkün olabilir.
Çünkü yasanın görüşüldüğü ve oylandığı yer; emekçilerin temsilcilerinin parmakla sayılacak kadar az olduğu, ezici çoğunluğunu zengin sınıfın temsilcilerinin oluşturduğu bir meclistir.
Ancak bu meclisin, halkın öfkesi, kararlı ve örgütlü direnişi karşısında halkın aleyhine olan yasaları geri çekmek zorunda kaldığının ve hatta görevini bırakmak zorunda kaldığının örneklerini biliyoruz. Hatta hükümet, şimdiden, kadınların emeklilik koşullarını ilgilendiren iki noktada geri adım attı. Bu manevrayla hem tepkileri hafifletmeyi hem de muhalefet cephesini bölebilmeyi umuyor.
Kazanımlarını bir bir kaybeden ve yaşam koşulları giderek kötüleşen Fransa halkının öfkesi, bugün yine üst boyutlardadır. Ancak hükümete geri adım attırmak için öfkenin yeterli olmadığını 2003 ve 2009 direnişlerinden biliyoruz.
Yasanın geri çekilmesi için ne yapılması gerektiğini, aslında Fosse Sur Mer’de devam eden direniş gösteriyor.
Fosse Sur Mer’de serbest bölgede bulunan liman işçileri, bir haftadan bu yana statülerinin değiştirilmesine ve emeklilik yasasına karşı direnişteler. Birkaç günden bu yana onların direnişine çevredeki rafinerilerin işçileri de destek amacıyla katılmaya başladılar.
İşyerleri arasında işçilerin birliğini ve koordinasyonunu, onların mevcut tek örgütü olan sendikalardan başka bir organ da sağlayamaz elbette. Ancak işin kötü tarafı, bugün Fransa emekçilerinin saflarında sendikalara karşı giderek gelişen bir güvensizlik de mevcut.


SENDİKALARIN ROLÜ
Bunun en temel nedeni, son yıllarda Fransa emekçilerinin mücadelelerinin örgütlenmesinden sendikaların pek de alnının akıyla çıkmamasıdır. Hükümetlerin saldırı politikalarına direnç gösteremeyen yönetimler, işçilerin mücadelesini örgütleme yerine masa başında kırıntılar elde etme peşinde koşmanın neticesinde, giderek eriyen kazanımlar nedeniyle, emekçiler giderek sendikalardan uzaklaşıyorlar. Kongrelerini geçen aylarda tamamlayan konfederasyonların izleyecekleri mücadele hattının, sendikaların yıllardan bu yana uğradıkları kan ve güven kaybına ilaç olup olmayacağını ilerideki günlerde göreceğiz.
Geçen yıllarda olduğu gibi, sonuca ulaşmaktan uzak ve sadece hükümeti “görüşmeye” zorlama amacı güden “dev” gösterilerle “idare” edilmeye çalışılırsa ilaç olmayacağı kesindir.
Ancak sendikaların Fosse Sur Mer örneğini izleyerek tüm kesimleri seferber ederek ortak bir mücadele cephesi kurmaları, hem hükümetin emeklilik yasası konusunda geri adım atmasını sağlayabilir, hem de gelecekteki kazanımların temelini oluşturabilir. RATP’de örgütlü olan sendikalardan CGT ve FO, SNCF’de örgütlü olan tüm sendikalar 12 Ekimden itibaren süresiz greve gideceklerini ilan ederek bu yönde önemli bir adım attılar. Aralarında EDF ve GDF Suez gibi iki büyük tekelin de bulunduğu enerji sektöründe örgütlü olan CGT nin Maden ve Enerji seksiyonu da 140 işyerinde aynı yolu izleyeceğini ilan etti.
Bu defa, emekçilerin öfkesinden sadece hükümet çekinmiyor. Buna mevcut sendika yönetimleri de dahil oldu. Şimdiye kadar sendikal mücadeleyi masa başı görüşmelerden ibaret gören, sokak gösterilerine kerhen katılan CFDT bile artık “Sonucu sokağın tayin edeceği” gibi söylemler kullanmaya başladı.
FO ve SUD sendikaları, hareketin başından bu yana yasa geri çekilinceye kadar süresiz bir grevi savunurken CGT bu tutuma yasanın yeniden ele alınması amacıyla gösteriler düzenlenmesi talebiyle utangaçça katılırken, CFDT kerhen gösterilere katılıyor ve hükümetten sadece görüşme talep ediyordu.
Tabandan gelen baskılara ve açıkça ifade edilen mücadele isteğine rağmen Fransa’nın en büyük iki konfederasyonu CGT ve CFDT süresiz grev çağrısını merkezi olarak yapmayı hâlâ reddediyor.
Ancak sendika merkezlerine rağmen tek tek işyerlerinde örgütlü olan bütün sendika örgütleri birer birer süresiz grev ilan etmeye başladılar. Emekçilerin saldırıları püskürtmesi ve kazanımlarını tekrar elde etmeleri için gerekli ortam yavaş yavaş oluşuyor.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: