Türk-Alman müsabakaları

Almanya ile Türkiye arasında oynanan futbol karşılaşmaları uzun yıllardır “normal olmayan” şartlar altında gerçekleşiyor. Bu “sıra dışılık” ilk olarak Türkiye’nin dünya üçüncüsü olduğu 2002’deki dünya kupası öncesinde kendisini açık bir şekilde hissettirdi. Almanya’nın ikinci, Türkiye’nin üçüncü olduğu şampiyona sırasında her iki takımın finalde karşılaşması durumunda, sonucun Almanya’daki Türkler ve Almanlar arasındaki ilişkiyi nasıl etkileyeceği epeyce tartışılmıştı.
Sonuçta korkulan olmamış, finali Almanya ile Brezilya oynamış, kupayı sambacılar havaya kaldırmıştı.
Ama bu “korku anı” 2008’deki Avrupa Şampiyonası sırasında bir kez daha gelip çattı. Avusturya-İsviçre tarafından organize edilen şampiyonanın yarı finalinde Türkiye ile Almanya karşı karşıya geldi. Günlerce Alman ve Türk basınında “korku senaryoları” yazılıp çizildi. Siyasetçiler, uyum sorumluları sanki ortalıkta bir çatışma, kamplaşma varmış gibi itfaiyeci rolüne soyunup, sağduyu çağrıları yaptılar.
Günlerce gerilen ortamda oynanan yarı final maçını Almanya son dakika golüyle 2-1 kazandı ve finale çıktı.
Maç sonrasında ise Almanya sokaklarında beklenenin aksine, festival havası vardı. Türkiye kökenli gençlerle Alman gençleri, sabaha kadar tuttukları takımların formalarıyla kent merkezlerinde eğlenmişlerdi.
Maç öncesinde felaket telalığı yapan basın ve politikacı tayfası bu kez sonucu birlikte yaşamın, uyumun zaferi olarak kutladı!
Aynı gerilim senaryoları 8 Ekim günü Berlin’de oynanan Türkiye-Almanya karşılaşması öncesinde de devreye konuldu.
ALMANYA-TÜRKİYE MAÇLARINI İLGİNÇ KILAN OLGULAR
74 bin kişilik Berlin Olimpiyat Stadyumu’nda Türkiyeli izleyici sayısının 40, Alman izleyicilerin ise 34 bin olması, maçı bir yönüyle Almanya için “yabancı sahaya” dönüştürdü! Bu ilginç tablo, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilerin ilgi ve eğilimlerine dair düşündürücü bir yansımayı içeriyor.
8 Ekim gecesinin en dikkate değer olgusu elbette Türk ve Alman milli takımlarının bileşimi ve Almanya adına oynayan Türkiye kökenli Mesut Özil’in attığı gol oldu. Güney Afrika’da oynanan Dünya Kupası’na katılan Alman Milli Takımı’nda 11 göçmen kökenli futbolcunun yer alması kendi başına tartışma konusu olurken, Türkiye kökenli göçmenler açısından Mesut Özil’in Alman Milli Takımı formasını giymesi özel bir durum oluşturmuştu.
Özil’in Türk Milli Takımı’nı tercih etmemesi üzerine koparılan fırtına, Dünya Kupası maçları sırasında gurur abidesine dönüşmüştü.
Alman Milli Takımı’nı başarıyla taşıyan Özil, son bir kaç ay içinde hem Türkiye ve Türklerin hem de Almanya ve Almanların ezberini bozdu.
Mesut bir Türkiye kökenlinin de Alman Milli Takımı’nın formasını başarılı bir şekilde taşıyabileceği, goller atabileceği, hatta takımın “oyun kurucusu” olabileceğinin güzel bir örneğiydi.
Türkiye ve Türkiye kökenliler açısından ise, bir “Türk”ün başka bir ülkenin formasını giyebileceğini, her Türkiye kökenli göçmenin Türk Milli Takımı’nı tercih etmek zorunda olmadığını, bu konudaki ısrarlı çabaların boşuna olduğunu gösterdi.
Bu ezber bozmaya, 8 Ekim gecesi bir yenisi daha ilave olarak, Alman Milli Takımı’nın formasını giyen bir Türkiye kökenlinin aynı zamanda Türkiye’ye gol atabileceği de eklendi.
Klasik milli şablonların kırılması, yaşanan ilklerin hemen kabullenilmemesi, hatta kimilerinin de “şok” etkisi yaratması gayet normaldir. Ancak maç boyunca, Özil’in Türkiye taraftarları tarafından yuhalanması, ezberi bozulanların mevcut tabloyu bir türlü hazmedemediğini gösteriyor.
Bu durumu sadece stattaki taraftarlar değil, aynı zamanda masa başında kalem sallayanların da kabullenemediği anlaşılıyor.
Maç gecesi en çok izlenen Türkçe haber sitelerinden birisi sonucu Türkiye’nin Almanya’ya 3-0 yenilmesini “Evlat acısı” başlığıyla verdi. “Evlat acısı” ile kast edilen elbette Mesut Özil’in atmış olduğu golden başka bir şey değildir. Başka bir site ise “Almanları MESUT ettik” başlığını atmıştı.
Her iki başlık, Mesut’un Almanyalı bir futbolcu olduğunu bir türlü kabullenmemeyi içeriyor. Ama aynı gece Türk Milli Takımı’nın formasını giyen 11 futbolcudan 7’si Almanya doğumlu idi. Hamit ve Halit Altıntop kardeşler, Nuri Şahin, Tuncay Şanlı bunların başında geliyor.
Bu yüzden de maç sonrasında kimi İnternet sitelerinde “Almanya’nın A takımı B takımını yendi” esprisi yabana atılacak cinsten değil.
Özil’i ve ondan sonra gelecek olanları Alman Milli Takımı’nda oynayan diğer futbolcular gibi görmek elbette daha uzun bir süreç alacaktır. Ancak süreç içinde diğer alanlarda olduğu gibi bu sorunlar da normalleşecektir.
Bunu Türk Milli Takımı formasını giyen Mehmet Aurielo’nun bir gün Brezilya’ya karşı oynaması ve gol atması şeklinde değerlendirelim. Böylesine bir durumda Aurielo’nin golü bizi ne kadar mutlu ediyorsa, Mesut Özil’in golü de o kadar normal karşılanmalı.
Unutmamak gerekiyor ki; Alman Milli Takımı’nın formasını giyen, başarıların altına imzasını atan Türkiye kökenli göçmenler, Alman toplumu içinde göçmenlere karşı kışkırtılan önyargıların kalesine de gol atıyorlar.

(YH)

Milli maçlar ve göçmen futbolcular

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana geçen 87 yıllık süreçte Türk ve Alman milli takımları toplam 23 kez karşılaştı. Bu karşılaşmaların 13’ü Batı Almanya, 5’i Doğu Almanya, 5’i de Doğu-Batı birleşmesinde sonraki Almanya ile gerçekleşti.
İlk özel maç 17 Haziran 1952 yılında oynandı ve Türkiye, deplasmanda Federal Almanya’yı 2-1 yendi. Her iki ülke arasında yapılan karşılaşmalarda en farklı skor 23 Haziran 1954’te oynanan maçta elde edildi ve Almanya Türkiye’yi 7-2 yendi.
Milli maçların yanı sıra Alman Bundes Liga’da çok sayıda Türkiye kökenli, Türkiye Birinci Ligi’nde ise çok sayıda Alman futbolcu forma giydi.
Resmi kayıtlara göre Türkiye’den ilk olarak Bombacı Bekir adlı futbolcu Karlsruhe’ye transfer oldu. Ardından 1954 yılında Beşiktaş’tan Coşkun Taş FC Köln’e, Fenerbahçeli Feridun Bugeker Stuttgart Kicker’e transfer oldu. 1960’lı yıllarda ise Özcan Arkoç, Hamburg formasını giydi.
Daha sonra Almanya’da yetişen, çeşitli takımlarda forma giyen Ender Konca, Erhan Albayrak, Erdal Keser, İlyas Tüfekçi, Selçuk Yula Türkiye’deki takımlara transfer oldular.
2010/11 sezonunda Alman birinci ligindeki takımlarda toplam 22 Türkiye kökenli futbolcu forma giyiyor.

İZLENİM

“Türk mahallesi” diye anılan Kreuzberg’de maç öncesi, maç anı ve sonrasında karşılaştığım manzara kafamdaki kavramları alt-üst eden ama çoğu zaman “Bu kadar da olmaz” dedirten nitelikteydi. Oreinenstrasse‘de kurulan büyük ekrandan maçı izlemeye o kadar değişik kesimden insan gelmişti ki hangi tepkinin egemen olduğunu anlamada zorlandım.
Türkçe yayın yapan bir radyo kanalının ve “Almanya’da başarılı ve kariyer yapmış Türk yetiştirmeyi kendine amaç edinmiş” iki derneğin organize ettiği, Yeni Rakı’dan devletin sigorta kurumu AOK’ya kadar onlarca şirket ve kuruluşun sponsor olduğu “Deutsch-Türkisches Sportfest” adlı etkinlikte maç günü binlerce kişi bir aradaydı.
Saat 17-23.00 arası Kreuzberg, karnaval alanı gibiydi. Gün boyu marşlar söyleyenler, havai fişek atıp, klakson çalanlar, yüzünü kırmızı beyaz renge boyayanlar, kırmızı beyaz peruk hatta beyaz şeritli kırmızı türbanlar takan ama mutlaka elinde Türk bayrağı olanlar…
Hepsi de maçı dört gözle bekliyorlardı. Milli maçlarda alınan galibiyetlerin artık doğru dürüst kutlanmadığı Türkiye’de sanırım maça ilgi daha azdır. “Yaşamadığı bir ülke”nin milli takımını bu kadar canı gönülden hatta bazen fanatizme kaçan taşkınlıklarla tutmak galiba sadece Türk Milli Takımı’nın Berlin’e gelmiş olması ile açıklanamaz. Bir yandan Alman-Türk bayraklı üzerinde “birlik kazansın” yazan tişörtler giymiş insanlar diğer yandan içinde Almanlara karşı küfürlü sözler içeren marşlar söyleyen, yoldan geçen Almanlara laf atan gruplar…
Maçı dev ekranda izlemek için Kreuzberg’e gelen Adem Balcı, Türk Milli Takımı’nın Berlin’e her gelişinde Kotti’nin böyle olduğunu söylüyor. Balcı‘ya göre bu kadar insanı buraya “vatan hasreti” getiriyor, Türk bayrağını gören herkes alana doluyor. Bu coşku ortamının iki halk arasında dostluğa hizmet etmesini istediğini söyleyen Balcı bir yandan da “bir taşkınlık çıkmasından” korkuyor.
Kottbusertor Meydanı’ndan maçın hep birlikte izleneceği alana yürürken merak edip küçük seyyar bir tezgahta Türk bayrağı ve atkı satan satıcıya hasılatı soruyoruz. Şu ana kadar yaklaşık 3 bin bayrak ve atkının satıldığını söylüyor. Türk bayrağı ve flama satan başka büyük dükkanların da çevrede olduğunu düşünürsek gün içinde toplam satış çok daha fazla olsa gerek.
2 bin kişinin birlikte izlediği maç sırasında Mesut Özil’in ıslıklanması tepkimizi çekerken, Almanya’nın maçı 3-0 kazanmasıyla “kavga çıkar mı?” korkusu daha çok alıyor içimizi. Ama manzara beklediğimizden daha olumlu oluyor. 3-0 yenilgi ile hafiften dalga geçen ve “Deutschland Deutschland” diye bağıran Türk bayraklı gençlerle karşılaşıyoruz. Maç sonrası Türk Milli Takımı’na tepki gösteren yok.
Kottbusertor’u terk ederken eve çok farklı deneyimlerle döndüğümü fark ediyorum, hala şaşkınım. Türkiye kökenli insanların “vatan, millet, bayrak” kavramalarından etkilendiğinden ve farklı kesimlerden binlerce kişiyi bir araya getirdiğinden yola çıkarak “özünüzü, kültürünüzü kaybetmeyelim” propagandasının etkili olduğunu çıkartmak mümkün ama yine de bunun fiili tartışma ve çatışmalara dönüşmemesi, durumu “acaba mesafeler ve Türkiye’ye göre çok farklı bir yaşam gerçeği içimizdeki şovenizmi yavaş yavaş törpülüyor mu?” sorusunu aklıma getiriyor.

Berlin Barış Işık

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: