‘Uyum’ samimiyetsizliği

Cumhurbaşkanı Christian Wulff, 18-22 Ekim tarihleri arasında Türkiye’ye yaptığı ziyareti “aşırı olumlu” tanımlayarak, temasların gayet yerinde geçtiğini söyledi. Wulff, Türkiye ziyareti sırasında Almanya’daki Türkiye kökenlilerin uyumu ve Türkiye’nin AB üyeliği konusunda olumlu mesajlar vererek AKP Hükümeti’nin gönlünü kazanırken, Almanya’da ise başta Türkiye kökenliler olmak üzere hararetli bir şekilde göçmenlerin uyumu tartışılıyordu. Hem de Wulff’un partisi ve kardeş partisi tarafından…
Ama Wulff’un ziyareti vesilesiyle öncesinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Süddeutsche Zeitung’a, Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın ise Bild gazetesine yaptığı açıklamalar Alman basınında da dikkat çekti.

ÖZİL’E ALMANYA ÖNERİSİ
Gül’ün “Eğer Mesut Özil bana hangi ülkenin milli takımının formasını giyeceğini sorsaydı, kendisine Almanya derdim ve desteğimi de sınırsız bir şekilde verirdim”  (16.10.2010) şeklindeki cümlesi öne çıktı.
Gül, Süddeutsche Zeitung’a verdiği söyleşide uyumun kreşten itibaren başladığını, çocuklara küçük yaştan itibaren iyi derecede Almanya öğretilmesi gerektiğini söyledi ve bu konuda ailelere de çağrıda bulundu.
Cumhurbaşkanı Gül’ün hem Mesut Özil’in Alman milli takımını tercih etmesi hem de uyum konusunda söyledikleri gerçekten dikkat çekici ve bu konuda haklı olarak geleneksel söylemin dışına çıkıyor.
Gül aynı söyleşide bir adım daha ileri giderek, her iki ülkenin Türkiye kökenli göçmenlerin uyumu konusunda hatalar yaptığını da belirtiyor ve “Şimdi her iki ülke (Türkiyeli göçmenler konusunda) bu konuda problemler yaşıyor” diyor. Bu cümleden aynı zamanda, Türkiye kökenli göçmenlerin Türkiye tarafından da “problemli grup” olduğunu çıkarmak olanaklı.
Gerçekten de, 50. yılını dolduracak göç tarihinin bugün geldiği aşama itibariyle biriktirdiği problemlerin önemli bir bölümünü her iki devletin daha başından itibaren izlemiş olduğu politikalardan kaynaklanıyor. Her ikisi de karakteri gereğince, getirilen işçileri sömürme, alınterlerine el koyma, gittikleri/geldikleri ülkelerde “gavurlara karışmamayı” savundu ve ısrarla bu politikayı sürdürdüler.

DOĞRUYU SÖYLEMEK YETER Mİ?
Gül’ün sözleri bir tarafıyla devlet adına yapılan bir “özeleştiriyi” içerse de, şimdiye kadar izlenen politika ve tutumlardan vazgeçildiği anlamına gelmiyor.
Zira, bir ‘gönül alma hamlesi’ olarak sarfedilen sözlerin gereğini yerine getirmek, buna göre yeni bir politikanın hayata geçirilmesinin tartışması bile yapılmıyor.
Benzer bir durum AB ilişkilerinden sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın sarfettiği sözler için de geçerli. Bağış, sözkonusu gazeteye verdiği demeçte, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlere “Kendinizi içinde yaşadığınız topluma uydurun. Almanca öğrenin. Çocuklarınızı en iyi okullara gönderin ki gelecekleri olsun. Yasalara saygı duyun” dedi.
Bağış aynı demecinde “Ne kimliklerini unutsunlar ne de Türkiye”nin elçisi olsunlar” diyor. Bağış’ın ifadeleri daha çok son haftalarda göçmenlere karşı kampanyanın bayraktarlığını yapan gazete ve dergiler tarafından, “Bakın; Türk bakan da Alman öncü kültürüne uyum sağlayın diyor” şeklinde yorumladı.
Gül ve Bağış’ın söyledikleri üstüste konulduğunda sanki Ankara’nın, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenlilere yönelik politikasında bir değişiklik yaptığı sanılacaktır.
Ancak, politika, günlük siyaset bağlamında söylenen ve kulağa hoş gelen bu ifade ve bu demeçlerden ibaret değil. Yarın bu demeçlerin yerini geleneksel söylemi içeren yenilerinin alabileceği defalarca görülmüştür.

KÖKLÜ BİR ÖZELEŞTİRİ ŞART
Bu yönüyle Gül’ün “iki taraf da yanlış yaptı” şeklindeki tarifi aynı zamanda, bugüne kadar izlenen politikaların gözden geçirilmesini, sorgulanmasını gerektiriyor.
Çünkü, göçmenlerin uyumu konusunda bugün yaşanan sıkıntıların azımsanmayacak bir bölümü Türkiye’nin dini ve milli temelde izlemiş olduğu, vatandaşı denetim altında tutma, ondan maddi ve manevi olarak yararlanma politikasından kaynaklanıyor.
Devlet ve hükümet politikacılarının ‘Bizim vatandaşımız’ derken kastettikleri de işte bu egemenlik hakkıdır ki, şu anda ondan vazgeçtiklerine dair hiçbir belirti yoktur.
Bu yüzden de; Cumhurbaşkanı Gül’ün “iki tarafın yaptığı yanlışların ne olduğunu” açıkça söyleyip, tutarlıca bunun üstüne gidilmesi yönünde bir çaba harcayacağını beklemek boşuna olacaktır. (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: