Irkçılıkla seçkincilik karışımı

PASCAL BEUCKER*

Sarrazin’in ‘Almanya kendini yok ediyor’ kitabının yayınlanması sonrası ne kadar aptalca bir tartışma sürdürülüyor! Şimdiye kadar ülkenin politik ve ekonomik elitleri arasında yer alan bir kişinin uçuk düşünce dünyasına böylesine sınırsız bakmamıza olanak sunması çok ender oldu.
Sarrazin’in tezlerine verilecek en iyi cevap kitaplarının tozlu raflarda bırakılması olurdu.
Ama Sarrazin’in ırkçılıkla elitlik karışımı düşüncelerini yazdığı kitabı, en fazla satılan kitaplar arasında yer aldı. Kavgam kitabından bu yana hiç bir kitap bu kadar satmamıştı.
Sosyal demokrat, aşırı sağ tezleriyle bir damarın üstüne bastı: Friedrich Ebert Vakfı’nın bir araştırmasına göre Almanların üçte biri ülkelerini ‘yabancılaşmış’ olarak görüyor. Bu kadar çok sayıda insanın tehlikeli bir yanlış algılama içinde olması endişe uyandırıyor. 90’lı yıllarda sürdürülen ‘Mülteciler tartışması’ sırasında Mölln ve Solingen’de insanların diri diri yakıldığı akıllardan çıkmış değil.

YABANCI DÜŞMANLIĞINA DİN ELEŞTİRİSİ PARAVANI
Eskiden yapıldığı gibi klasik ırkçılık yapılmıyor, şimdilerde yabancı düşmanlığının din eleştirisi paravanası arkasında yapılması moda oldu. Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un artık İslam’ın Almanya’ya ait olduğu ifadesi bile büyük tepkilere neden oldu. Bazı kesimler, ırkçılıklarını İslam kökten dinciliğine tepkiye dayandırıp, ‘belli bir dinden olanların burada yeri olmadığını’ dillendiriyorlar. ‘Viyana önündeki Türkler’den köşedeki camiye varılıyor ve daha önceleri Alman halkının yabancılar yanında azınlıkta kalmasına karşı savaş açanlar şimdilerde keyiflerine bağlı olarak Hıristiyan dünyanın, batılı değerlerin ve aydınlanmanın kazanımlarının savunuculuğuna soyunuyorlar. Böylece Köln Ehrenfeld’deki bir cami terör merkezi, Duisburg Marxloh’daki manav Osama Bin Ladin’in temsilcisi ve Berlin Kreuzberg’deki HipHop sanatçısı Türk genci potansiyel intihar eylemcisi yapılabiliyor.

YABANCININ YERİNİ İSLAM ALDI
Yabancı düşmanları ‘yabancı’ sözcüğünün yerine ‘İslam’ sözcüğünü koydular. Artık ‘yabancılar dışarı!’ değil ‘İslamlaşmayı durdurun!’ sloganları atılıyor. Bu da tezlerde ve müttefiklerde modernleşme eğilimlerini beraberinde getiriyor. Avusturyalı Robert Misik, bu fenomeni; ‘ Müslümanlardan duyulan tantanalı korku muhafazakarları, yeni aşırı sağcıları, ultra liberalleri ve bazı eski solcuları birleştiriyor. Batıdaki demokratik özgürlüklerin savunulması adına hiçbir hakkı olmayan bir azınlığa karşı savaş açılıyor.’diye açıklıyor. İslam’la sürdürülmesi gereken ciddi tartışmanın yerini bir dine yönelik uzlaşmasız eleştiri alıyor.

SAÇMA BİR ENTEGRASYON TARTIŞMASI
Politik çevreler de değişik biçimlerde yeşeren yabancı düşmanlığıyla mücadele etmek yerine çoğunluk toplumunda ortaya atılan aptalca düşünceleri teşvik ediyor. Akla hayale gelmeyecek saçmalıkta bir entegrasyon tartışması sürdürülüyor.
Başbakan Angela Merkel (CDU), çokkültürlülüğün iflas ettiğini açıklıyor. SPD Başkanı Sigmar Gabriel, entegre olmak istemeyenler ve nefret kusanlardan söz ediyor. CSU şefi Seehofer de başka kültürlerden ek göçe karşı savaş açıyor. Partiler, popülizm ve bölgecilikle halkın arasında kaybettikleri itibarlarını yeniden kazanmaya çalışıyorlar.
Göç kökenlilerin çoğunun entegrasyondan yana veya entegre olabilecek yapıya sahip olmadıkları iddiası açık bir yalan. 2008 yılında sonuçlandırılan Almanya’da Göçmenler adlı araştırma Türkiye kökenlilerin yüzde 73’ünün Almanya’da yaşamaktan mutlu olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye kökenlilerin yüzde 75’i  bu ülkeyle bağlarının çok sıkı veya sıkı olduğunu, arkadaş ve dost çevrelerinde Almanca konuştuklarını söylüyorlar. Yüzde 84’ü Almanca bilmeyen göçmenlerin başarı şansı olmadığına inanıyor. Araştırma yapılanların çoğunluğu her türden kökten dinci düşünce ve gruplara karşı olduğunu, yüzde 84’ü de dinin özel sorun olduğunu belirtiyor.
Araştırmaya göre entegrasyon etnik kökene değil sosyal çevreye bağlı bir olay. Eğitim düzeyi ne kadar yüksek ve dini köken ne kadar kabul görüyorsa entegrasyon o kadar kolay ve başarılı oluyor. Sonuç bu kadar açık olmasına rağmen politikacılar sosyal sorunları etnik ve kültürel yapıya dayandırarak yangını söndürmek yerine körükle üstüne gidiyorlar.

30 YIL ÖNCE MEMORANDUMLA YAPILAN UYARI
Yıllar boyu entegrasyon politikası ihmal edildi. Daha 1979 yılında hükümetin yabancılar sorumlusu Heinz Kühn, bir memorandum yayınlayarak göçmen işçiler ve ailelerine yönelik muamelede belirgin bir değişiklik yapılması uyarısında bulundu. SPD’li politikacı, belirgin bir iyileştirme olmadıkça göç kökenli çocuk ve gençlerin parya rolünde kalması tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bildirerek Almanya’nın göç ülkesi olduğunun kabul edilmesi gerekliliğine dikkat çekti.
Ama değişen bir şey olmadı. NRW eski Entegrasyon Bakanı Armin Laschet, Kühn Memorandumu sonrası hiç adım atılmayan acılı yıllar geçirildiğini,‘olması istenmeyenin olamayacağı’ prensibiyle hareket edildiğini vurguladı. CDU’lu politikacı ‘ülkemizin yapısal bir beceriksizliği’nden söz ediyor ve bu konuda haklı. Entegrasyon yerine dışlamanın egemen olduğu bir politika izlendi. Yabancıların kendilerinin suçlu olduğu teranesi sürüp gidiyor. Göçmenlerin politik ve toplumsal yaşama katılmaları engelleniyor ve sonra da katılmadıkları için onlar suçlanıyor. Alman devleti, iyi Almanca konuşamadığı için okulu terk etmek zorunda kalan göçmen gence karşı en temel görevini – öğrenim zorunluluğunu- bile yerine getirmedi. Göçmenleri entegre etmemeyi hedefleyen bu politikanın kurbanlarını ‘entegre olmak istemeyenler’ diye suçlayanlar aslında onlarla dalga geçiyorlar…
Bu kötü koşullara rağmen bu kadar çok sayıda göçmenin Alman toplumuna – her fırsatta siz entegre olmak istemiyorsunuz diyen bir topluma-  uyum yapmış olması mucize gibi bir şey. Hala göçmenlerin aynı hedefe erişmek için Almanlardan çok daha başarılı olmaları gerekiyor. OECD’nin geçen yıl yayınladığı bir raporda iş piyasasında yüksek vasıflı göçmen çocuklarının aynı durumdaki Alman çocuklarıyla eşit şansa sahip olmadığı belirtildi. Bu nedenle başarısız entegrasyon politikasının sorumluları göçmenler değil on yıllar boyunca aktif entegrasyon politikası sürdürmek istemeyen Alman politikacıları ve sermayesidir!

* TAZ Gazetesi NRW Temsilcisi
Türkçeleştiren: Semra Çelik

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: